30 Aralık 2014 Salı

Richard Bach- Martı

Merhabalar ;


Yeni yıla girmeden son bir yazı ile yeniden karşınızdayım. Bu sefer uzun süre önce okuduğum ama sonra elime geçince bir kere daha okumak istediğim '' Martı'' kitabından bahsedeceğim sizlere. 


28 Aralık 2014 Pazar

Siz de mi Memurlaşamayanlardan Mısınız ?

Merhaba demiyorum selam da vermiyorum hayatla ilişiğimi kesip atsam diyorum onu da beceremiyorum. Ayyy galiba ben depresyona giriyorum dediğim şu son 2014 yılından Merhaba :)


Bugün sizinle derin bir acımı paylaşayım dedim Kpss :D Kpss benim yıllarımı çalan beni sukut-u kırgınlığa sürükleyen, gençliğimi çürüten yegane şey tam bir baş belası! Eski sevgili gibi mübarek fırlatıyorsunuz geri geliyor fırlatıyorsunuz yine geri geliyor bumerang gibi valla :D  İşin gırgırına kaçıyorum yoksa oturup bir büyük içerim o derece dertliyim siz anlayın. Size kısaca memur olamama serüvenimden bahsedeyim de biraz yaşama sevincinizi öldüreyim :D


27 Aralık 2014 Cumartesi

Nezihe Meriç- Çisenti

Merhaba ;)

Çisenti 19 bölümden oluşan 114 sayfalık bir öykü kitabı.

Bugün size edebiyatımızın usta öykücülerinden Nezihe Meriç'ten bahsetmek istiyorum. Nezihe Meriç' i okumak bir ayrıcalık bana kalırsa sevmek de öyle, öyle ki herkes Nezihe Meriç okuyamaz onu anlayamaz diye de bir söylem atıyorum ortaya ki gerçekten Nezihe Meriç'i okumak zor onun hikayelerinin içine girmek, kendinizi onunla bütünleştirmek her baba yiğidin harcı değil bana kalırsa.


26 Aralık 2014 Cuma

2014' te Okuduğum Kitaplar

Merhaba yeniden :)


Bugün de okuduğum kitapları yazmak istedim malum 2014 'ü bitirmeye az kalmışken belki siz de okuduğum kitapları merak edersiniz belki okuduklarınız vardır belki konuşmak istersiniz ortak okuduklarımız vardır arlarında kim bilir :)


Efendim hemen en etkilendiğim kitapla başlamak istiyorum söze. Sinan Sülün ''Karahindiba '' benim en çok sevdiğim kitap oldu hatta dostlarıma da hediye ettim mümkün olduğunca. Dilini, hikayelerini o kadar çok sevdim ki kendisiyle tanışmak ve hikayelerinin devamı gelir mi diye sorma ihtiyacı içerisindeyim. Bende bir takıntı vardır herkesin okuduğu popüler olan bir kitabı ben okuyamıyorum kıyıda köşede kalmış o kadar güzel kitaplar var ki bunlardan ilki Sinan Sülün ise diğeri de benim için '' Şükran Yiğit'' tir. Şükran Yiğit'in iki kitabını okudum ve müthiş Ankara betimlemelerine hayran kaldım. Bir kitap dostum Şükran Yiğit ile ilgili güzel bir tespiti vardı. Bu ülkede Ayşe Kulin veya Canan Tan neden bu kadar ön plana çıkmış anlamıyorum halbuki ortaya çıkarılmamış müthiş bir cevherdir Şükran Yiğit. Bende onun bu sözüne katılmış ve son romanı Handan ile kendini yenilemeyi bırakan Ayşe Kulin'e birileri ya roman yazmayı bırakmasını söylesin ya da ciddi anlamda ticari kaygı ile basılan kitaplarını yayımlamaktan vazgeçmesini tembihlesin zira kendisini çok çok severdim ve tanışmışlığım da var ama böyle giderse kendisine bağlı üç-beş sadık okurunu da kaybedecek benden söylemesi  demekten alıkoyamıyorum kendimi.



Gelgelim bir ''Fi'' ''Çi'' serisi aldı yürüdü ilk kez bir kitap beni itti almadım. Eğer iyi bir okursanız okunacak  ve okunmayacak kitap ayrımını zaman içerisinde yapabiliyorsunuz ve bende bu konuda asla mütevazi olamam. Eğer bir kitap bana ne yapacağımı söyleyip bana akıl vermeye kalkıyorsa benim aklım bana yeter derim ve kitabı kaparım. Şimdi diyeceksiniz ki:

 - Ama biz her şeyi kitaplardan öğreniyoruz senin bu açıklaman hiç oldu mu ?


Arkadaşlar kitaplar bizlere yeni dünyalar açar,yeni yeni insanlar tanımamıza vesile olur. İçimizde yaşadığımız ya da yaşayacağımız sevinçleri, coşkuların bir ön izlemesidir kitaplar. Bizlere zaman zaman ders verirler evet ama bizlere akıl vermezler sadece yol gösterirler hepsi bu. İyi bir okuyucu benim bu satırlarımdan ne demek istediğimi anlayacaktır zaten çok deşmeye gerek yok. :)



Evet efendim sizlere 2014 listemi sunarken 2015'te hala keşfini yapamadığım Murakami ve Hakan Günday kitaplarını alıp psikopata bağlayacağımı söylemekten büyük mutluluk duyuyorum :D



Kitapla kalın !

Kitap Fotoğrafı İnternetten Alıntıdır.

25 Aralık 2014 Perşembe

TEGV

Merhabalar :)


Bugün size ne kitaplardan ne filmlerden ne de izlediğim oyunlardan bahsedeceğim bugün size 6 senedir gönüllüsü olduğum ve içinde bulunmaktan son derece keyif aldığım Tegv'den bahsetmek Tegv'i sizlere anlatmak istiyorum. 



Yaklaşık 6 seneden beri içinde olduğum Tegv bana bambaşka duygular yaşattı. Çocukları zaten çok seven bendeniz bu aşkı iyice pekiştirmek için Tegv de çalışmaya başladı. Tam 6 sene önce bugünlerde üniversitede aylaklık ettiğim zamanlarda okula açılan bir stantla hayatım değişti. Abartmıyorum cidden değişti: ) Gönüllü olduğum zamandan bu yana kadar farklı şehirlerden pek çok arkadaşım oldu bazıları evlendi çocukları oldu hala görüştüğüm harika insanların yanı sıra her sabah yatağımdan kalkmak için iyi bir sebebim var o da Tegv :)   Düşünün bir kere sabahın o ayazında sıcacık yatağımdan kimseler kaldıramıyorken beni o vakıftaki minikler bunu başarabiliyorlar annem duymasın ama o bile hala beni yatağımdan ayıramadı :D 


Gönüllü olmak sorunun değil de çözümün bir parçası olmak o kadar önemli ki. Çocukların gözlerindeki o içtenliği o saflığı,size duydukları sevgiyi aynı sizin gibi olma isteklerini gördükçe mutlu olmamak elde değil. Geleceğin büyüklerini bir nebze iyi yetiştirebilmek yarınlara iyi insanlar kazandırmak demek. Ayrıca Tegv'de çocukken etkinlik alıp yetişkin olduktan sonra gönüllü olmaya gelen dünün küçükleri bugünün gençleri o kadar çok ki bu bile iyi bir şeyler yapıldığının kanıtı bence :) 



Demem o ki siz ne neden bu güzelliğin içinde olmayasınız. Hayat akıp giderken geride güzel şeyler bırakmak varken o boşluğa bakmak neden ? Tegv de yaşadığım deneyimlerimi sizlerle daha sonraki yazılarımda yine paylaşacağım elbet ve okudukça anlayacaksınız ki çok güzel bir oluşum Tegv.


Bloguma Tegv hakkında minik bir bilgilendirme yazısı ekliyorum okuyunca belki sizde aramıza gelmek istersiniz. Bugüne kadar Greenpeace -Tog ve Lösev gibi pek çok sosyal sorumluluk projesinde yer aldım ama Tegv benim için çok başka ve elbette diğer gruplardan da bahsedeceğim isterseniz. Şimdilik benden bu kadar efendim ! 


''Bir çocuk değişir Türkiye değişir ! ''








Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV), başta Suna Kıraç olmak üzere, eğitimin her şeyin başı olduğuna yürekten inanan bir grup sanayici, yönetici ve akademisyenin girişimi ile "devlet tarafından verilen temel eğitime destek olmak" amacıyla 23 Ocak 1995 tarihinde kuruldu.
TEGV, bugün ülkemizin karşı karşıya bulunduğu birçok sorunun temelinde eğitim yetersizliğinin bulunduğu, bu sorunu çözmeden çağdaş uygarlık seviyesine ulaşılmasının mümkün olmayacağı inancı ve buna katkıda bulunmak azmi ve arzusu etrafında birleşen 55 kişilik bir mütevelli heyetiyle kuruldu.
İlköğretim çağındaki çocuklara "okul dışı eğitim desteği" vermeye odaklanan TEGV, yıllar içinde Türkiye'nin eğitim alanında faaliyet gösteren en yaygın sivil toplum kuruluşu oldu. TEGV 2009 yılında Bakanlar Kurulu tarafından "izin almadan yardım toplama" hakkına sahip vakıflardan biri olarak tanındı.

Varoluş Nedenimiz

"Türkiye'nin yarınlarında aydınlık yüzler görmenin ön koşulu, bugün çocuklarımızı en iyi şekilde eğitebilmektir."
Eğitim sisteminde tartışılmaz ağırlığı olan devlet, kaynak yetersizliği ve yapısal sorunlar nedeniyle bu görevi yerine getirirken çeşitli güçlüklerle karşılaşmaktadır. Gönüllü kuruluşların, özel sektörün ve vatandaşların, hayati önem taşıyan bu alanda devletin verimliliğini artıracak şekilde; destek olarak, örnekler yaratarak ve eksikleri tamamlayarak sorumluluğu paylaşmaları gerekmektedir. Vakfımızın varoluş nedeni, devlet tarafından verilen temel eğitime katkıda bulunmaktır.

Amacımız

TEGV'in amacı; İlköğretim çağı çocuklarımızın Cumhuriyetimizin temel ilke ve değerlerine bağlı, akılcı, sağduyulu, özgüven sahibi, düşünen, sorgulayan, kendi iç yaratıcılığını harekete geçirebilen, barışçı, farklı düşünce ve inançlara saygılı, insan ilişkilerinde cinsiyet, ırk, din, dil farkı gözetmeyen bireyler olarak yetişmesine katkıda bulunacak eğitim programları ile etkinlikler oluşturmak ve uygulamaktır.
TEGV, oluşturduğu özgün eğitim programlarını ülke sathında kurduğu Eğitim Parkları, Öğrenim Birimleri, Ateşböceği Gezici Öğrenim Birimleri, İl Temsilcilikleri ve 'Sosyal Etkinliklere Destek Protokolu' kapsamında ilköğretim okullarında, gönüllüleri aracılığı ile hayata geçirir.

21 Aralık 2014 Pazar

Yalnızlıklar - Hasan Ali Toptaş

Merhaba yeniden :)


Okuma hedefimi tamamladığımdan beri çok rahatım geçen yılbaşı 100 kitap okuma hedefimi yıl bitmeden bitirdim dahası devam da ediyorum fırsat buldukça bu rakamı arttırmaya.

Sizlere bugün daha önceden 4 kitabını büyük bir hayranlıkla okuduğum ''Hasan Ali Toptaş'' tan ve onun son okuduğum ''Yalnızlıklar'' kitabından bahsetmek istiyorum.


 "…
yalnızlık susturmaktır
kendi sesinle kendini,
iç bedenini oymaktır diş diş,
düş düş
genişletmektir.
Yalnızlık en çok susturmaktır.”

Hasan Ali Toptaş'ı ilk olarak ''Gölgesizler'' kitabıyla tanıdım ve çarpıldım. Günümüz yazarlarından çok farklı bir mizaca sahip oluşu, derinliği ve farklılı ile beni benden aldı. Yazarın her kelimesinden her sözcüğünden etkilenmemek mümkün değildi zira onu okumaya başladığım andan itibaren başka bir ütopyada başka bir dünya da hissetmemem benim için mümkün değildi. Yazarı tanıyanlar onu bilenler benim ne demek istediğimi gayet iyi anlarlar tabi onu hiç okumayanlar için öncelikle bu yorumlarım ki zira bir fikir edinebilmeleri için :)

"Kimileri düşer yalnızlığa,
Kimileri yükselir.
Düşenler için yalnızlık,
Durup dinlenmeden akan susuz bir nehirdir.
Yükselenlere eşsiz bir ülkedir yalnızlık;
Orada içlerini kazarlar sürekli,
Deri altı şehirlerine inerler
Ve kendileriyle tanışırlar her gün.

-ki, hepsi düştükleri yalnızlıktan gelmiştir
Yükseldikleri yalnızlığa…”


19 Aralık 2014 Cuma

Hırsız ve Burjuva - Hüsnü Arkan

Soğuk bir Ankara gününden hepinize merhabalar ! :)


Sizlere bugün yeni bitirmiş olduğum ''Hırsız ve Burjuva '' dan bahsedeceğim. Kitabın yazarı müzisyen kişiliği ile de tanımış olduğumuz Hüsnü Arkan. Kitap Kırmızı Kedi yayınlarından çıkmış ve toplam 218 sayfa. 


Yazarın daha önce Mino'nun Siyah Gülü ve Menekşeler Atlar Oburlar kitaplarını okumuş ve dilini çok sevmiş buna istinaden diğer kitaplarını da alıp okumak istemiştim. Hüsnü Arkan'ın Hırsız ve Burjuva '' adlı kitabı benim 3. Hüsnü Arkan kitabım oldu. Başlarken diğer iki kitabının da vermiş olduğu referansla beklentilerimi büyük tuttum nitekim kitaba başlarken büyük tutmuş olduğum beklentilerim beni hayal kırıklığına uğrattı. Hüsnü Arkan bu kitabında yapılan hırsızlıklara,çalınan hayatlara,yalanlara,insanların dünyadaki yalanlarına , hırsızlıklarına dokundurmalar yapmak istemiş bu çok güzel amma velakin kitabın başında bu isteğini çok dağıtmış çok konuyu oturtamamış gibi. 
Kitabın merkezinde 12 Eylül 1980 de doğan ve öğretmen bir anne ile muhasebeci bir babanın oğlu olarak doğan Evren, çöplüklerden geçinen Ruhan, Evren'in hayallerinin kadını ve Ruhan ile bir zamanlar kötü bir geçmişi olan sokak kadını Gülgün, oturdukları yoksul mahallede kimsesizliğiyle yaşamayı öğrenen,saf ve Gülgün'ün kardeşi İsmail, yarattığı fırsatları iyi değerlendirip iş bitiriciliği ile nam salan Hadim Bey ve Hadim Bey'in iş bitiriciliği ve şansı sayesinde zenginliğinin zirvesinde olan büyük patron Eyüp'ün hırsızlık ve dolandırıcılık bağlamında birbiriyle kesişen hikayelerini anlatıyor Hırsız ve Burjuva.


Kitabın son sayfaları çok akıcı olmakla beraber genel olarak son sayfalarının da bu kişilerin karşılaşmalarının trajik bir biçimde olması ile kitap biraz hareketlenir gibi olurken havada kalan bir son ile birdenbire bitiveriyor hikaye. Hüsnü Arkan'ın kitabı belki de bu şekilde bitirmesi okuyucunun kitabı kendi hayal gücüyle mayalaması ve kendine göre bir son vermesini istemesi de olabilir zannımca. 


15 Aralık 2014 Pazartesi

Mary and Max

Merhabalar !!

Bu sefer ki yazım bir kitap yorumu değil aralarda izlediğim filmlerden de bahsedeceğimi söylemiştim sizlere nitekim bu sefer izlediğim bir animasyon filmi ve tahmin ettiğiniz üzere çok çok güzel. Sizin de aklınıza girmek hemencecik bu filmi görmenizi istediğimden blokta yorumlamayı seçtim ^^




12 Aralık 2014 Cuma

Patasana - Ahmet Ümit

Selamlar ! :)

Yeni bir macera, yeni bir hayat bitirmenin şaşkın varoluşu ile yine yeniden sizlerle buluştum kitap kardeşlerim ! :) Ahmet Ümit'in okumuş ve de az önce bitirmiş olduğum kitapcağızını taze taze yorumlamak istiyorum müsaade ederseniz :)



Ahmet Ümit okumayalı baya olmuştu. Zeynep'in yılbaşı çekilişinden kazandığım ''Kavim'' kitabını tadı damağımda kalarak okumuş ve sonra bizim Zepzep'e bana başka tavsiye edebileceğin Ahmet Ümit kitabı var mı dediğimde bana ikiletmeden kesinlikle '' Patasana 'yı '' okumalısın çok seveceğini düşünüyorum demişti ben de esas kitap kurdu kişisi olarak Zeynep bana ne dediyse onu yaptım ve hemen ''Patasana'' adlı kitabı edindim ve yine tadı damağımda kaldı aa dostlar !


8 Aralık 2014 Pazartesi

Tomris Uyar -İpek ve Bakır

Soğuk kış günlerinin kendini çokça hissettirdiği totomuzun donduğu, burnumuzun salya ve sümüklerle imtihan ettiği günlerden birinden hepinizine merhabalar ! :)


Biraz değişik selamlamak istedim bugün sizi :) Malum kış ayındayız ve her tarafımızın donduğu gerçeğini saklayıp yiğitlik yapmanın alemi yok diye düşünüyorum :P Kısacası donuyorum olm !! :D


Bu ay 2014'ün son ayı ve belki de hepiniz okuma hedeflerinizi tutturdunuz ya da hala yanına bile yaklaşmış değilsiniz ama boş verin önemli olan o hedefi koymak ve okuma hırsınızı perçinlemeniz, kendinizi pekiştirmeniz bence :)

6 Aralık 2014 Cumartesi

Sam Savage- Firmin

Merhabalar yine ben ! :)

Yine başka bir macerayı başka bir hayatı bitirmenin heyecanını siz kitap kurdu arkadaşlarımla paylaşmaktan çok mutluyum. Yeni bitirdiğim kitabımın adı '' Firmin.'' Dostlar bu kitabı İnstagram aleminde gördüm ve çok ilgimi çekti bir ara herkesler Firmin sever olmuş idi. Eee! tabi merak bu insanın başına meraktan gelir. Kitaplar ilgili merakım söz konusu olunca bir de bu kitabı kütüphanede bulunca dedim ki: ''Atıl Damla ve kap kitabı kızım !'' :)  Eee! haliyle kitap benim elimden kurtulamadı ve kollarıma düştü :)


Firmin 'e başlayalı uzun zaman oldu yaklaşık iki hafta kadar ama araya yine bir sürü şey girdi dersler, ödevler, arada hiç okumak istemediğim zamanları da eklersek bu kitap haddinden fazla elimde süründü bu da bir kitapsever için hiç de iyi bir şey değil.



Kitaba geçiyorum hemen. Firmin; Özgür yayınlarından çıkmış 157 sayfa yazarı Sam Savage.

4 Aralık 2014 Perşembe

Begin Again

Merhaba :)

Blogumu açtım açalı sadece kitaplar hakkında yazı yazmışım ama ben deli gibi film de izlerim dedim kendi kendime :)   Uzun zamandır sadece kitaplar hakkında yazı yazıyorsam elbette sevdiğimden ama biraz da filmlerden konuşma vakti geldi sanırım.


Begin Again   Türkçe çevirisiyle '' Yeniden Başlamak'' filmi geçen yaz vizyona girmiş ve ben kaçırmışım! Gerçi kaçırmam çok normal o ara sınavlara hazırlanıyordum ve gözüm hiçbir şeyi görmez olmuştu. Her neyse konuya giriş yapıyorum başrollerini Aşk ve Gurur filmiyle büyük ün kazanan ve Akademi ödüllerine 20 yaşında aday olarak gösterilen Keira Knightley ve romantik komedilerin vazgeçilmezi Mark Ruffalo ve Maroon 5 grubunun solisti Adam Levine yer alıyor.

Filmde Gretta büyük üne kavuşan müzisyen erkek arkadaşı  Dave onu aldatınca ondan ayrılır ve tam evine gitmeye hazırlanırken arkadaşının çalıştığı bar da şarkı söylerken eski bir yapımcı olan Dan ile tanışır ve hayallerini gerçekleştirmek için albüm yapmaya karar verir. Gretta bir yandan kaderine meydan okumaya çalışır bir yandan da inandığı şey uğruna savaşmaya kararlı olarak adım adım hedefine yürür.


28 Kasım 2014 Cuma

Jehan Barbur -Çatıdaki Çimenler

Merhaba ! ;)


Çetin geçen kış sanırım biz kitapseverlerin işine geliyor. İşimize gelen nokta ıhlamur-battaniye ve kitap üçlüsünün bizlerce bu mevsimde daha çok bir araya geldiği :)  Kış mevsimi kitaplarla daha bir renkleniyor, şenleniyor yanılmıyorum umarım :)


Gel gelelim son okuduğum kitaba. Jehan Barbur ve ''Çatıdaki Çimenler'' son zamanlarda çok okumak istediğim kitaplardandı en nihayetinde araya başka kitaplar sokmadan kendisi okudum.


Kitap, Alfa Edebiyat tarafından basılmış 136 sayfa. Kitabı almadan önce çok güzel yorumlar okudum. Kitabı almadan önce arka kapaklarındaki açıklamaları muhakkak okur ve nasıl bir şey okuyacağım hakkında kısaca bilgi edinirim. Size bu kitaptan bahsetmek için sabırsızlandım bitirince ve hiç kaybetmeden başlıyorum efendim.


Jehan Barbur'ü müzisyen kimliği ile tanıyanlar bilir onun ne kadar naif ve duru bir sesi olduğunu. İşte Jehan, bu naifliğini ve sadeliğini kitabına da yansıtmış okurken sadece okumuyorsunuz aynı zamanda duygu dolu cümleleriyle mest olup şaşırıyorsunuz da. Kitabın içinde minik yazılardan tutun da öykülere, şiirlere, fotoğraflardan esinlenip yazdığı kısa şiirlere, hikayelere rastlıyorsunuz. Bu da kitabın akıcı olmasını sağlayan bir başka özelliği.


Kitabı çok çok sevdiğimi söylemek istiyorum. Herkesin kitap yazamayacağı bir gerçek ama Jehan'ın satırlarını bizlerle paylaşırken öylesine paylaşması,onları bozmaması,şekilden şekile sokmaması benim çok hoşuma gitti.


Hayatın içinden rastladığınız ama es geçtiğiniz pek çok şey var bu kitapta. Fotoğrafların mizacına göre ne hissettiyse ne hissettirse fotoğraf ona göre bir şeyler karalamış bu da Jehan'ın ne kadar başarılı olduğunun ve çok iyi bir gözlem yeteneğiyle üslubunu birleştirdiğinin gerçeği zannımca.


Kitabın arka kapağındaki alıntıyla yorumumu bitiriyorum. Fırsatını bulursanız alıp okuyun pişman olmayacaksınız ;)


25 Kasım 2014 Salı

Şükran Yiğit - Çatıkatı Aşıkları

Uzun süredir size Şükran Yiğit'ten bahsetmek istiyorum öyle böyle değil ama baya baya. Kendisiyle Ankara Mon Amour kitabı ile tanıştım. Dilini,sade tarzını, anlatım şeklini çok çok sevdim. Kışın çok sert geçtiği Ankara da Şükran Yiğit'in okuduğum iki kitabı da beni hemen ısıttılar sağ olsunlar ;) Yazarın daha önce Ankara Mon Amour kitabıyla başlayan serüvenime Çatıkatı Aşıkları ile devam ettim. Çok büyük bir beklenti içinde başladığım kitap beni hayal kırıklığına uğratmadı ve daha önce okuduğum kitabın da üzerine çıktı beni fazlasıyla, ziyadesiyle mest etti okurken.

18 Kasım 2014 Salı

J.M.Coetzee -Romancının Romanı

Uzun zamandır elimde olan bir kitap ''Romancının Romanı''ve en nihayetinde bitirebilmek bugüne kısmetmiş.  kitap hem kendimden kaynaklı sebeplerden ötürü çok süründü elimde hem de beni çok da içine çekmedi.


Romanın kahramanı okuyanlar ya da bilenler bilir Elizabeth Costello yaşlanmakta olan bir yazar. Seçkin bir Avustralyalı ve dünyanın çeşitli yerlerindeki üniversitelere seminerler için çağrılmakta konuşmalar yapmakta kendine uygun gelmeyeni (ben buna işine gelmeyeni diyorum ) kabul etmemekte direnen asi, haylaz bir o kadar da yaratıcı bir zekaya sahip bir ihtiyar. Ne yalan söyleyeyim aynı yazarın '' Utanç '' adlı kitabını ballandıra ballandıra okuyunca bu biraz fazla kasmış fazla fazla derine gitmiş dedim okurken. Araya bu yüzden başka bir kitap aldım. Okuyacaklara tavsiyem başka bir kitapla beraber bu kitaba devam etmeniz. Aksi takdirde bu tür felsefesi çok derinlere inen, fazla düşündürtmeye müsait olan bu eseri okurken yok bu şurda ne demek istiyordu yok burda ne anlatmış esasen kadını çözmek şurda dursun elinizde eserin fazla sürünmesine ve okurken histeri krizleri geçirmenize ramak kalabilir.


Her neyse bu kitapta Costello'nun kendi iç hesaplaşmalarını, oğlu,kızı ve ablasıyla yaşadıklarını onlara karşı neler hissettiğini de okuyacaksınız hatta kitabın ilk bölümlerinde oğlu ile diyalogları çok fazla o yüzden çok bunaltıcı değil ama sonlara doğru gelirken Costello'nun arayışları ve konuşmaları sizi biraz zorlayabilir.

En son bölümde bir yargıçın ve onları izleyen bir kurulun önüne çıkan Costello inanç sorgulaması yaşıyor ki bu da kitabın en çarpıcı ve en akılda kalıcı yerlerinden biri. Kitapta bu bölümle ilgili gözüme çarpan birkaç söze yer vererek bitirmek istiyorum.



'İnanç olmaksızın insan olamayız' diye yineler yargıç.
- ''Evet inançlarım var ama onlara inanmıyorum. İnanılacak kadar önemli değiller. Kalbim onlardan yana değil. Kalbim ve görev bilincim.''

''İnanç sahip olduğumuz tek ahlaki dayanak değildir. Kalbimize de kulak verebiliriz.''




16 Kasım 2014 Pazar

Ankara Mon Amour - Şükran Yiğit



Yeniden merhaba !

Okuma hızımı kaybettiğimi söylemiştim size geçtiğimiz günlerde nitekim bu ara eski okuma hızıma geri dönüyorum. :) Bu benim için sevindirici çünkü kendimi ancak okuduğum zamanlarda ben hissedebiliyorum.


Gel gelelim yeni okuyup bitirdiğim kitaba efendim. Şükran Yiğit'i hiç duydunuz mu mirim ? Ben geçen kış adını duymuştum ve çok da merak etmiştim. Ama malumunuz araya başka kitaplar girince Şükran Yiğit benim balık hafızamın derinliklerine kaçıverdi ;) Her neyse konumuza dönelim biz. Şükran Yiğit hakkında kısaca bilgi vererek başlamak istiyorum öncelikle. Şükran Yiğit 1961 İstanbul doğumlu. Odtü Endüstri Mühendisliği mezunu ve şu ana kadar çıkmış üç kitabı var. Ankara Mon Amour, Çatıkatı Aşıkları ve Bir Akdeniz Kedisinin Hatıraları. Ben ilk olarak Ankara Mon Amour kitabı ile başladım ve bu sabah bitirdim. Kitap o kadar güzel ve sade bir anlatıma sahip ki içine hemen alıveriyor sizi. 91 yılından beri Ankara da yaşayan bendeniz bu kitapla bir kez daha Ankaralı oldum o derece sevdim Yiğit'in Ankara tasvirlerini,canlı tuttuğu insan hallerini. Sokakta, mahallede ,okulda ya da herhangi bir çay bahçesinde otururken rastlayabileceğiniz tarifi pek mümkün ancak okuyunca insanı içine alıveren bir kurgusu var sevgili Şükran Yiğit'in.


Kitabın konusu 1969 Ankara'sında geçiyor. O sıralar küçük bir çocuk olan Suna ve ailesinin küçük dünyaları, birdenbire mahallerine taşınan genç ve güzel Gülay Hanım ve küçük kızı Emel ile değişiveriyor. Suna'nın küçük dünyasına katılan ve iyi arkadaş olan Emel ve onları birleştiren acı olay dilimi ile aslında sonlanacakken yeniden yeniden filizlenen bir dostluğun hikayesi Ankara Mon Amour. Tabi bir de Suna'nın yurt dışından yeni dönen dayısı Ömer ve Gülay Hanımın yasak aşk hikayesi de çarpıcı bir şekilde kitapta anlatılıyor. Ardından birbiri sıra yaşanan olaylar ve hüzünlü bir sonla Gülay Hanımın bir gün kendini asması ve sonrasında yaşananları konu alıyor.


Ankarayı bu kadar iyi anlatan bir tek Barış Bıçakçı idi benim gözümde onun tüm kitaplarını hatmetmiş biri olarak Şükran Yiğit'in Ankara bakışı çok çok iyi geldi bana. Yeniden onun kitaplarıyla Ankarayı keşfe çıkmak ayrı bir keyif olacak hele de 69-80 arası Ankarayı kafamda hayal etmek ayrı bir zevk benim için.

Hala Şükran Yiğit'in kitaplarıyla tanışmadıysanız tanışın vakit kaybetmeden ve mümkünse eğer Ankara Mon Amour ile başlayın. Kitap İletişim yayınlarından çıkmış ve 167 sayfa. 


Herkese mutlu bir hafta olsun :)

10 Kasım 2014 Pazartesi

Cemil Kavukçu - Düşkaçıran

Merhaba kitap yoldaşlarım, kardeşlerim ;)

Dün size dert yakınıyordum okuyamıyorum diye ama bakın iki gün boyunca art arda iki kitap yorumu birden giriyorum bu hem siz kitapseverler için hem de benim için şahane değil mi ? :)


Öykü okumayı çok çok sevdiğimi fırsat buldukça öykü kitaplarına sığınıp onlara kaçtığımı beni çok iyi tanıyanlar bilir artık sizler de biliyorsunuz. Eğer sizde benim gibi öykü kitaplarını seviyor bolca okuyorsanız ve elbette Cemil Kavukçu ile tanışmadıysanız şiddetle tavsiye etmekten geri durmayacağım bir yazar olduğunu söylememe gerek olmadığını düşünüyorum. Kavukçunun bugüne kadar pek çok kitabını hatmeden biri olarak yeni okuyup bitirdiğim öykü kitaplarından biri olan  ''Düşkaçıran'' dan biraz bahsetmek istiyorum. 


Düşkaçıran Can yayınlarından çıkmış 111 sayfalık bir öykü kitabı. Cemil Kavukçuyu tanıyanlar onun mühendis olduğunu bilirler.

8 Kasım 2014 Cumartesi

Johanne Greenberg -Sana Gül Bahçesi Vadetmedim

Herkeslere kocaman bir merhaba :)

Çok uzak kalıyorum biliyorum normalde iki günde bir bloga girip yazı yazmam, kitaplar hakkında yorum yapmam lazım ancak makale okumaktan, ders çalışmaktan çok da fırsatım olmuyor :)

Hayat telaşı sizi olduğu gibi beni de savurup duruyor. Yeni yeni heyecanların peşinde sürüklenirken bazen hayal kırıklıklarına teslim olabiliyorum çoğu kez ama yılmamak gerek ne de olsa düştükçe ayağa kalkmasını öğreniyoruz ;)


30 Ekim 2014 Perşembe

Sabahattin Ali- Değirmen


https://4.bp.blogspot.com/-JqaKBT1TsSw/VFIpiFlaNnI/AAAAAAAAAEQ/k3dKkHYrEL8/s1600/IMG_20141023_141928.jpg


         Sabahattin Ali kimimize göre gerçek bir öykü ustası, kimimize göre büyüsü kitaplarında saklı bir cambaz, kimimize göre okumalara doyamadığımız bir yazar o.

        Sabahattin Ali’nin bir sonraki eseriyle gününüzü şenlendirmek isterim. Daha önce Kürk Mantolu Madonna, İçimizdeki Şeytan, Sırça Köşk, Kuyucaklı Yusuf, Çakıcının İlk Kurşunu ve Yeni Dünya kitaplarını okumuş olan ben seriye Değirmen adlı kitabını da eklemiş bulunuyorum. Değirmen adlı kitabını çok sevmemiş yazar Sabahattin Ali hatta ve hatta bir hata olarak kabul etmiş kitabının ön sözünde kitabını yerlere vurmuş, yermiştir. Bu yapıtı yazan bir başkası olsaydı acımasızca eleştirirdim bile demiştir o keza ki kendini de kıyasıya eleştirmekten geri durmamıştır. Kitap, üç kısımdan oluşuyor.



Birinci kısımda 5 öykü var. Bunlar:
·        Değirmen,
·        Kurtarılamayan Şaheser,
·        Kırlangıçlar,
·        Viyolonsel,
·        Birdenbire Sönen Kandilin Hikâyesi

İkinci kısımda yer alan öykülerin adları ise şunlar:
·        Bir Delikanlının Hikâyesi,
·        Bir Gemici Hikâyesi,
·        Bir Orman Hikâyesi,
·        Kazlar,
·        Bir Firar,
·        Kanal,
·        Candarma Bekir,
·        Sarhoş

Üçüncü kısımda ise:
·        Bir Cinayetin Sebebi,
·        Bir Siyah Fanila İçin,
·        Komik-i Şehir

İçerisinden hangisini ya da hangilerini sevdin diye soracak olursanız ben kitaba adını veren Değirmen adlı öyküyü, Kırlangıçlar, Kanal ve Viyolonsel adlı öyküleri çok sevdim. Aslında büyük ustanın diğer yapıtlarıyla karşılaştırıldığında evet biraz hafif kalıyor bu kitaptakiler. Ama okudukça sarıyor sizi. Gözlem yeteneğini, insanların kişilik özelliklerini okuyucuya nasıl yansıtılacağını iyi bilen Sabahattin Ali yeri geliyor acıyı sevinçle harmanlayıp katıyor önünüze siz anlamadan olayı birdenbire yaşatmayı seviyor. Hem okuyanı şaşırtan hem de düşündüren hikâye örgüleri yaratmayı seviyor.

Çok konuşmaya lüzum yok ben sevdim umarım siz de severseniz. Sabahattin Ali külliyatı her kütüphanede olması gereken eserlerin başında geliyor.

Kitapla kalın ;)



       



23 Ekim 2014 Perşembe

Füruzan - Sevda Dolu Bir Yaz

           Merhabalar ;)

           Blogdan ayrı kaldığım günler içerisinde elimde bulunan ''Füruzan'ın ' Sevda Dolu Bir Yaz' kitabını bitirdim kitap dostları. Yazarın okuduğum ikinci kitabıydı bu ve elimde olmayan sebeplerle kitap biraz sürünse de elimde bugün en nihayetinde bitirebildim.


           Füruzan'ı okuyan eserlerini bilen kitap dostları bileceklerdir kuşkusuz onun eşsiz dilini,naifliğini,üslubunu. Ama bilmeyenler ve merak edenler için kısa bir özet geçmenin gerekli olduğunun kanaatindeyim :)   Füruzan nostalji katmayı seviyor eserlerine. Duygu yoğunluğunu tadında yaşayan onu gereksiz betimlemelere boğmadan anlatabilen bir yazar. Onun tüm eserlerini okumadım ancak okuduğum iki eserinde de eskilere olan özlemini çok derin bir şekilde hissedebildim.  Okuduktan sonra siz de o eski ramazanları, o eski küf kokan evleri, mutfakta pişen yemeğin kokusunu, çocukların okuldan eve gelirken ki okula eskiden 'Taş Mektep' deniyormuş neşeli umursamaz hallerini ,anneli babalı, nineli-dedeli evlerin çokluğunu, o sıcaklığı ve masumiyeti bulacağınızdan hiç kuşkunuz olmasın .Düşünün ki siz bir zaman makinasındasınız.   O zaman makinasıyla geçmişe, geçmişte yaşayan o mahallelerden birine yolculuk yaptığınızı farz edin. İşte işte aynı böyle bir duyguyla okumaktır Füruzan'ı okumak.


17 Ekim 2014 Cuma

Tezer Özlü ( 1943-1986)



        Yazar Demir Özlü ile çevirmen Sezer Duru’nun kardeşi olan Tezer Özlü, 1943 yılında Simav’da doğdu.  Anne ve babasının görevleri nedeniyle çocukluğu Simav, Ödemiş ve Gerede de geçti.
         Edebiyatın gezgin yurdunda dolaşmanın izlerini ve gerekçelerini hayatından örnekleyerek; ‘’Dört bin nüfuslu bir Anadolu kasabasından dünyaya bakmayı öğrendim. Altı yaşındaydım. Dünyanın sonsuz büyüklüğünü hissettim ve gitmem, çok uzaklara gitmem gerektiğine inandım…’’ sözleriyle dile getirdi.
         İstanbul’ geldikten sonra Taksim 29 Ekim İlkokulu’nu bitirdi. Avusturya Kız Lisesi’ndeki eğitimini tamamlamadan Ankara’ya yerleşti. Ancak daha sonra babasının isteğiyle dışarıdan sınavlara girerek İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdi.

https://2.bp.blogspot.com/-802t9wfUwS0/VED6rOKwJ6I/AAAAAAAAAC4/s0COCccryBQ/s1600/SC20141017-140115-1.jpg




         Ankara’da Türkiye Şeker Fabrikaları ve Goethe Enstitüsü’nde çevirmen olarak çalıştı. 1968 yılında İstanbul’a dönerek  M.A.N. ve Alman Birleşik İlaç fabrikalarında çevirmenlik,Türk- Alman Kültür Merkezi’de program danışmanlığı yaptı.
        1981 yılında bir yıllık sanatçı bursuyla Berlin’e gitti ve Alman radyolarında Türk Edebiyatı üzerine bir dizi program hazırladı.
         Tiyatro sanatçısı Güner Sümer, sinemacı Erden Kıral ve Kanadalı ressam Hans Peter ile evlenen bir kız annesi olan Özlü,1986 yılında Zürih’te öldü. Cenazesi İstanbul’a getirildi ve Aşiyan Mezarlığı’nda toprağa verildi.
         Tezer Özlü’nün ilk hikâyesi ‘’Fortuna ‘’ 1963 yılında Yeni İnsan dergisinde çıktıktan sonra Yeni Ufuklar, Yeni Dergi ve aralıklı olarak Milliyet-Sanat dergisinde pek çok hikâyesi yayınlandı. Kendi hayatından da belirgin izler taşıyan ilk hikâyelerinden başlayarak incelikli, lirik, sözünü sakınmayan ve sarsıcı bir yazar olarak tanınan Tezer Özlü’nün edebiyatla ilgisi okul yıllarında başlar. Kardeşi Sezer Duru, o günleri şöyle anlatır:
          Tezer çok küçük yaşlarda edebiyatla ilgilenmeye başladı ve gerçek dünyasının edebiyat dünyası olduğunu kavradı. Dünya edebiyatının tüm klasik eserlerini küçük yaşta okudu. Ortaokul dönemlerinde Dostoyevski, Tolstoy, Çehov, Gogol, Steinbeck, Hemingway, Lagerlöf, Camus,  Rilke, Hölderlin, Geothe, Shiller çok yakından tanıdığı yazarlardı. Ağabeyimiz edebiyatçı olduğundan, evimizde kitaptan bol bir şey yoktu…’’

https://1.bp.blogspot.com/-lgEHdLR0fcs/VED6m1uoq5I/AAAAAAAAACw/3H3wTgmLopY/s1600/SC20141017-140103.png

       İlk hikâye kitabı Eski Bahçe 1978’de, ilk romanı Çocukluğun Soğuk Geceleri 1980’de yayımlandı. Bu ilk romanı için şunları söylüyor Tezer Özlü:
       
     Bu kitapta bir şoku anlatmak istedim. 11 yaşındaki, bir Türk küçük burjuva ailesinin çocuğunun, 20 yaşına gelene dek okumak için gönderildiği İstanbul kentindeki çeşitli yabancı okullardan biri olan Avusturya okulunda karşılaştığı Batı kültür ve eğitiminin yarattığı şok! … Küçük burjuva ana-babalar, Türkiye ulusal bağımsızlık savaşından sonraki heyecanlı kuşağın vatansever kişileridir. Taşradan İstanbul kentine yeni gelip, burada küçük yaşta Avusturya ve özellikle Alman kültürü ile Katolik kilise okulunda karşılaşan bir Türk kızı ne olur? Evinden kaçmak ister çünkü bu evlerde süren durgun, sevgisiz ve iç içe yaşamın düşündüğüne uymadığının şokunu yaşar. Okuldan kaçmak ister çünkü okul karanlık bir kilisedir.  Okulda  öğretilen bir çok yalan, gerçek yaşamda hiçbir zaman gerekmeyecektir!...’’
     Bu romanıyla savrulma, yabancılaşma ve bir çözülme öyküsünü anlatmaya çalıştığını ifade eden Tezer Özlü, Berlin’de bulunduğu süre içinde, 1984 yılında Türkçede Yaşamın Ucuna Yolculuk adıyla yayınlanacak olan Kafka, Pavese ve Svevo’nun yaşadıkları yerleri gezip araştıracak Almanca olarak kaleme aldığı Bir İntiharın İzinde/ Auf dem Sporeines Selbsmords adlı kitabını yazdı ve bu eseriyle Almanya’da 1983- Margburg Edebiyat Ödülünü  kazandı. 
       Son olarak Tezer Özlü’nün kendi kaleminden kısa biyografisi olarak nitelenebilecek olan bu satırlar onun hayat yolculuğunun birinci elden çarpıcı bir özeti gibidir:
        ‘’Doğumum bile bir kökünden kopma idi. On yaşıma kadar çevremi, özellikle çevremdeki sessizliği kavramaya çalıştım… Yirmi ile otuz yaşım arasında aklın bittiği yeri ve çıldırmanın sınırlarını aradım… Otuz yaşım ile kırk yaşım arasında ne akıllı ne de çılgındım. Dünyayı kavradığım gibi sandım. Kırk yaşındaydım. Bugün, gecenin bazı saatlerinde kitlenin anlamsız gürültüsü ile boğuluyorum… Kendimi öldürmeye çalışıyorum… Özlemlerim kalmadı… Bıraktım… Hepsini, kendi ve benim dünyamı anlamaları için bıraktım… Ve bana ölümsüzlerin sonsuz acıları kaldı…’’

KAYNAK : Edebiyatımızın Kadın Kalemleri –Nesrin Tağızade Karaca


30 Aralık 2014 Salı

Richard Bach- Martı


Merhabalar ;


Yeni yıla girmeden son bir yazı ile yeniden karşınızdayım. Bu sefer uzun süre önce okuduğum ama sonra elime geçince bir kere daha okumak istediğim '' Martı'' kitabından bahsedeceğim sizlere. 


28 Aralık 2014 Pazar

Siz de mi Memurlaşamayanlardan Mısınız ?


Merhaba demiyorum selam da vermiyorum hayatla ilişiğimi kesip atsam diyorum onu da beceremiyorum. Ayyy galiba ben depresyona giriyorum dediğim şu son 2014 yılından Merhaba :)


Bugün sizinle derin bir acımı paylaşayım dedim Kpss :D Kpss benim yıllarımı çalan beni sukut-u kırgınlığa sürükleyen, gençliğimi çürüten yegane şey tam bir baş belası! Eski sevgili gibi mübarek fırlatıyorsunuz geri geliyor fırlatıyorsunuz yine geri geliyor bumerang gibi valla :D  İşin gırgırına kaçıyorum yoksa oturup bir büyük içerim o derece dertliyim siz anlayın. Size kısaca memur olamama serüvenimden bahsedeyim de biraz yaşama sevincinizi öldüreyim :D


27 Aralık 2014 Cumartesi

Nezihe Meriç- Çisenti


Merhaba ;)

Çisenti 19 bölümden oluşan 114 sayfalık bir öykü kitabı.

Bugün size edebiyatımızın usta öykücülerinden Nezihe Meriç'ten bahsetmek istiyorum. Nezihe Meriç' i okumak bir ayrıcalık bana kalırsa sevmek de öyle, öyle ki herkes Nezihe Meriç okuyamaz onu anlayamaz diye de bir söylem atıyorum ortaya ki gerçekten Nezihe Meriç'i okumak zor onun hikayelerinin içine girmek, kendinizi onunla bütünleştirmek her baba yiğidin harcı değil bana kalırsa.


26 Aralık 2014 Cuma

2014' te Okuduğum Kitaplar


Merhaba yeniden :)


Bugün de okuduğum kitapları yazmak istedim malum 2014 'ü bitirmeye az kalmışken belki siz de okuduğum kitapları merak edersiniz belki okuduklarınız vardır belki konuşmak istersiniz ortak okuduklarımız vardır arlarında kim bilir :)


Efendim hemen en etkilendiğim kitapla başlamak istiyorum söze. Sinan Sülün ''Karahindiba '' benim en çok sevdiğim kitap oldu hatta dostlarıma da hediye ettim mümkün olduğunca. Dilini, hikayelerini o kadar çok sevdim ki kendisiyle tanışmak ve hikayelerinin devamı gelir mi diye sorma ihtiyacı içerisindeyim. Bende bir takıntı vardır herkesin okuduğu popüler olan bir kitabı ben okuyamıyorum kıyıda köşede kalmış o kadar güzel kitaplar var ki bunlardan ilki Sinan Sülün ise diğeri de benim için '' Şükran Yiğit'' tir. Şükran Yiğit'in iki kitabını okudum ve müthiş Ankara betimlemelerine hayran kaldım. Bir kitap dostum Şükran Yiğit ile ilgili güzel bir tespiti vardı. Bu ülkede Ayşe Kulin veya Canan Tan neden bu kadar ön plana çıkmış anlamıyorum halbuki ortaya çıkarılmamış müthiş bir cevherdir Şükran Yiğit. Bende onun bu sözüne katılmış ve son romanı Handan ile kendini yenilemeyi bırakan Ayşe Kulin'e birileri ya roman yazmayı bırakmasını söylesin ya da ciddi anlamda ticari kaygı ile basılan kitaplarını yayımlamaktan vazgeçmesini tembihlesin zira kendisini çok çok severdim ve tanışmışlığım da var ama böyle giderse kendisine bağlı üç-beş sadık okurunu da kaybedecek benden söylemesi  demekten alıkoyamıyorum kendimi.



Gelgelim bir ''Fi'' ''Çi'' serisi aldı yürüdü ilk kez bir kitap beni itti almadım. Eğer iyi bir okursanız okunacak  ve okunmayacak kitap ayrımını zaman içerisinde yapabiliyorsunuz ve bende bu konuda asla mütevazi olamam. Eğer bir kitap bana ne yapacağımı söyleyip bana akıl vermeye kalkıyorsa benim aklım bana yeter derim ve kitabı kaparım. Şimdi diyeceksiniz ki:

 - Ama biz her şeyi kitaplardan öğreniyoruz senin bu açıklaman hiç oldu mu ?


Arkadaşlar kitaplar bizlere yeni dünyalar açar,yeni yeni insanlar tanımamıza vesile olur. İçimizde yaşadığımız ya da yaşayacağımız sevinçleri, coşkuların bir ön izlemesidir kitaplar. Bizlere zaman zaman ders verirler evet ama bizlere akıl vermezler sadece yol gösterirler hepsi bu. İyi bir okuyucu benim bu satırlarımdan ne demek istediğimi anlayacaktır zaten çok deşmeye gerek yok. :)



Evet efendim sizlere 2014 listemi sunarken 2015'te hala keşfini yapamadığım Murakami ve Hakan Günday kitaplarını alıp psikopata bağlayacağımı söylemekten büyük mutluluk duyuyorum :D



Kitapla kalın !

Kitap Fotoğrafı İnternetten Alıntıdır.

25 Aralık 2014 Perşembe

TEGV


Merhabalar :)


Bugün size ne kitaplardan ne filmlerden ne de izlediğim oyunlardan bahsedeceğim bugün size 6 senedir gönüllüsü olduğum ve içinde bulunmaktan son derece keyif aldığım Tegv'den bahsetmek Tegv'i sizlere anlatmak istiyorum. 



Yaklaşık 6 seneden beri içinde olduğum Tegv bana bambaşka duygular yaşattı. Çocukları zaten çok seven bendeniz bu aşkı iyice pekiştirmek için Tegv de çalışmaya başladı. Tam 6 sene önce bugünlerde üniversitede aylaklık ettiğim zamanlarda okula açılan bir stantla hayatım değişti. Abartmıyorum cidden değişti: ) Gönüllü olduğum zamandan bu yana kadar farklı şehirlerden pek çok arkadaşım oldu bazıları evlendi çocukları oldu hala görüştüğüm harika insanların yanı sıra her sabah yatağımdan kalkmak için iyi bir sebebim var o da Tegv :)   Düşünün bir kere sabahın o ayazında sıcacık yatağımdan kimseler kaldıramıyorken beni o vakıftaki minikler bunu başarabiliyorlar annem duymasın ama o bile hala beni yatağımdan ayıramadı :D 


Gönüllü olmak sorunun değil de çözümün bir parçası olmak o kadar önemli ki. Çocukların gözlerindeki o içtenliği o saflığı,size duydukları sevgiyi aynı sizin gibi olma isteklerini gördükçe mutlu olmamak elde değil. Geleceğin büyüklerini bir nebze iyi yetiştirebilmek yarınlara iyi insanlar kazandırmak demek. Ayrıca Tegv'de çocukken etkinlik alıp yetişkin olduktan sonra gönüllü olmaya gelen dünün küçükleri bugünün gençleri o kadar çok ki bu bile iyi bir şeyler yapıldığının kanıtı bence :) 



Demem o ki siz ne neden bu güzelliğin içinde olmayasınız. Hayat akıp giderken geride güzel şeyler bırakmak varken o boşluğa bakmak neden ? Tegv de yaşadığım deneyimlerimi sizlerle daha sonraki yazılarımda yine paylaşacağım elbet ve okudukça anlayacaksınız ki çok güzel bir oluşum Tegv.


Bloguma Tegv hakkında minik bir bilgilendirme yazısı ekliyorum okuyunca belki sizde aramıza gelmek istersiniz. Bugüne kadar Greenpeace -Tog ve Lösev gibi pek çok sosyal sorumluluk projesinde yer aldım ama Tegv benim için çok başka ve elbette diğer gruplardan da bahsedeceğim isterseniz. Şimdilik benden bu kadar efendim ! 


''Bir çocuk değişir Türkiye değişir ! ''








Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV), başta Suna Kıraç olmak üzere, eğitimin her şeyin başı olduğuna yürekten inanan bir grup sanayici, yönetici ve akademisyenin girişimi ile "devlet tarafından verilen temel eğitime destek olmak" amacıyla 23 Ocak 1995 tarihinde kuruldu.
TEGV, bugün ülkemizin karşı karşıya bulunduğu birçok sorunun temelinde eğitim yetersizliğinin bulunduğu, bu sorunu çözmeden çağdaş uygarlık seviyesine ulaşılmasının mümkün olmayacağı inancı ve buna katkıda bulunmak azmi ve arzusu etrafında birleşen 55 kişilik bir mütevelli heyetiyle kuruldu.
İlköğretim çağındaki çocuklara "okul dışı eğitim desteği" vermeye odaklanan TEGV, yıllar içinde Türkiye'nin eğitim alanında faaliyet gösteren en yaygın sivil toplum kuruluşu oldu. TEGV 2009 yılında Bakanlar Kurulu tarafından "izin almadan yardım toplama" hakkına sahip vakıflardan biri olarak tanındı.

Varoluş Nedenimiz

"Türkiye'nin yarınlarında aydınlık yüzler görmenin ön koşulu, bugün çocuklarımızı en iyi şekilde eğitebilmektir."
Eğitim sisteminde tartışılmaz ağırlığı olan devlet, kaynak yetersizliği ve yapısal sorunlar nedeniyle bu görevi yerine getirirken çeşitli güçlüklerle karşılaşmaktadır. Gönüllü kuruluşların, özel sektörün ve vatandaşların, hayati önem taşıyan bu alanda devletin verimliliğini artıracak şekilde; destek olarak, örnekler yaratarak ve eksikleri tamamlayarak sorumluluğu paylaşmaları gerekmektedir. Vakfımızın varoluş nedeni, devlet tarafından verilen temel eğitime katkıda bulunmaktır.

Amacımız

TEGV'in amacı; İlköğretim çağı çocuklarımızın Cumhuriyetimizin temel ilke ve değerlerine bağlı, akılcı, sağduyulu, özgüven sahibi, düşünen, sorgulayan, kendi iç yaratıcılığını harekete geçirebilen, barışçı, farklı düşünce ve inançlara saygılı, insan ilişkilerinde cinsiyet, ırk, din, dil farkı gözetmeyen bireyler olarak yetişmesine katkıda bulunacak eğitim programları ile etkinlikler oluşturmak ve uygulamaktır.
TEGV, oluşturduğu özgün eğitim programlarını ülke sathında kurduğu Eğitim Parkları, Öğrenim Birimleri, Ateşböceği Gezici Öğrenim Birimleri, İl Temsilcilikleri ve 'Sosyal Etkinliklere Destek Protokolu' kapsamında ilköğretim okullarında, gönüllüleri aracılığı ile hayata geçirir.

21 Aralık 2014 Pazar

Yalnızlıklar - Hasan Ali Toptaş


Merhaba yeniden :)


Okuma hedefimi tamamladığımdan beri çok rahatım geçen yılbaşı 100 kitap okuma hedefimi yıl bitmeden bitirdim dahası devam da ediyorum fırsat buldukça bu rakamı arttırmaya.

Sizlere bugün daha önceden 4 kitabını büyük bir hayranlıkla okuduğum ''Hasan Ali Toptaş'' tan ve onun son okuduğum ''Yalnızlıklar'' kitabından bahsetmek istiyorum.


 "…
yalnızlık susturmaktır
kendi sesinle kendini,
iç bedenini oymaktır diş diş,
düş düş
genişletmektir.
Yalnızlık en çok susturmaktır.”

Hasan Ali Toptaş'ı ilk olarak ''Gölgesizler'' kitabıyla tanıdım ve çarpıldım. Günümüz yazarlarından çok farklı bir mizaca sahip oluşu, derinliği ve farklılı ile beni benden aldı. Yazarın her kelimesinden her sözcüğünden etkilenmemek mümkün değildi zira onu okumaya başladığım andan itibaren başka bir ütopyada başka bir dünya da hissetmemem benim için mümkün değildi. Yazarı tanıyanlar onu bilenler benim ne demek istediğimi gayet iyi anlarlar tabi onu hiç okumayanlar için öncelikle bu yorumlarım ki zira bir fikir edinebilmeleri için :)

"Kimileri düşer yalnızlığa,
Kimileri yükselir.
Düşenler için yalnızlık,
Durup dinlenmeden akan susuz bir nehirdir.
Yükselenlere eşsiz bir ülkedir yalnızlık;
Orada içlerini kazarlar sürekli,
Deri altı şehirlerine inerler
Ve kendileriyle tanışırlar her gün.

-ki, hepsi düştükleri yalnızlıktan gelmiştir
Yükseldikleri yalnızlığa…”


19 Aralık 2014 Cuma

Hırsız ve Burjuva - Hüsnü Arkan


Soğuk bir Ankara gününden hepinize merhabalar ! :)


Sizlere bugün yeni bitirmiş olduğum ''Hırsız ve Burjuva '' dan bahsedeceğim. Kitabın yazarı müzisyen kişiliği ile de tanımış olduğumuz Hüsnü Arkan. Kitap Kırmızı Kedi yayınlarından çıkmış ve toplam 218 sayfa. 


Yazarın daha önce Mino'nun Siyah Gülü ve Menekşeler Atlar Oburlar kitaplarını okumuş ve dilini çok sevmiş buna istinaden diğer kitaplarını da alıp okumak istemiştim. Hüsnü Arkan'ın Hırsız ve Burjuva '' adlı kitabı benim 3. Hüsnü Arkan kitabım oldu. Başlarken diğer iki kitabının da vermiş olduğu referansla beklentilerimi büyük tuttum nitekim kitaba başlarken büyük tutmuş olduğum beklentilerim beni hayal kırıklığına uğrattı. Hüsnü Arkan bu kitabında yapılan hırsızlıklara,çalınan hayatlara,yalanlara,insanların dünyadaki yalanlarına , hırsızlıklarına dokundurmalar yapmak istemiş bu çok güzel amma velakin kitabın başında bu isteğini çok dağıtmış çok konuyu oturtamamış gibi. 
Kitabın merkezinde 12 Eylül 1980 de doğan ve öğretmen bir anne ile muhasebeci bir babanın oğlu olarak doğan Evren, çöplüklerden geçinen Ruhan, Evren'in hayallerinin kadını ve Ruhan ile bir zamanlar kötü bir geçmişi olan sokak kadını Gülgün, oturdukları yoksul mahallede kimsesizliğiyle yaşamayı öğrenen,saf ve Gülgün'ün kardeşi İsmail, yarattığı fırsatları iyi değerlendirip iş bitiriciliği ile nam salan Hadim Bey ve Hadim Bey'in iş bitiriciliği ve şansı sayesinde zenginliğinin zirvesinde olan büyük patron Eyüp'ün hırsızlık ve dolandırıcılık bağlamında birbiriyle kesişen hikayelerini anlatıyor Hırsız ve Burjuva.


Kitabın son sayfaları çok akıcı olmakla beraber genel olarak son sayfalarının da bu kişilerin karşılaşmalarının trajik bir biçimde olması ile kitap biraz hareketlenir gibi olurken havada kalan bir son ile birdenbire bitiveriyor hikaye. Hüsnü Arkan'ın kitabı belki de bu şekilde bitirmesi okuyucunun kitabı kendi hayal gücüyle mayalaması ve kendine göre bir son vermesini istemesi de olabilir zannımca. 


15 Aralık 2014 Pazartesi

Mary and Max


Merhabalar !!

Bu sefer ki yazım bir kitap yorumu değil aralarda izlediğim filmlerden de bahsedeceğimi söylemiştim sizlere nitekim bu sefer izlediğim bir animasyon filmi ve tahmin ettiğiniz üzere çok çok güzel. Sizin de aklınıza girmek hemencecik bu filmi görmenizi istediğimden blokta yorumlamayı seçtim ^^




12 Aralık 2014 Cuma

Patasana - Ahmet Ümit


Selamlar ! :)

Yeni bir macera, yeni bir hayat bitirmenin şaşkın varoluşu ile yine yeniden sizlerle buluştum kitap kardeşlerim ! :) Ahmet Ümit'in okumuş ve de az önce bitirmiş olduğum kitapcağızını taze taze yorumlamak istiyorum müsaade ederseniz :)



Ahmet Ümit okumayalı baya olmuştu. Zeynep'in yılbaşı çekilişinden kazandığım ''Kavim'' kitabını tadı damağımda kalarak okumuş ve sonra bizim Zepzep'e bana başka tavsiye edebileceğin Ahmet Ümit kitabı var mı dediğimde bana ikiletmeden kesinlikle '' Patasana 'yı '' okumalısın çok seveceğini düşünüyorum demişti ben de esas kitap kurdu kişisi olarak Zeynep bana ne dediyse onu yaptım ve hemen ''Patasana'' adlı kitabı edindim ve yine tadı damağımda kaldı aa dostlar !


8 Aralık 2014 Pazartesi

Tomris Uyar -İpek ve Bakır


Soğuk kış günlerinin kendini çokça hissettirdiği totomuzun donduğu, burnumuzun salya ve sümüklerle imtihan ettiği günlerden birinden hepinizine merhabalar ! :)


Biraz değişik selamlamak istedim bugün sizi :) Malum kış ayındayız ve her tarafımızın donduğu gerçeğini saklayıp yiğitlik yapmanın alemi yok diye düşünüyorum :P Kısacası donuyorum olm !! :D


Bu ay 2014'ün son ayı ve belki de hepiniz okuma hedeflerinizi tutturdunuz ya da hala yanına bile yaklaşmış değilsiniz ama boş verin önemli olan o hedefi koymak ve okuma hırsınızı perçinlemeniz, kendinizi pekiştirmeniz bence :)

6 Aralık 2014 Cumartesi

Sam Savage- Firmin


Merhabalar yine ben ! :)

Yine başka bir macerayı başka bir hayatı bitirmenin heyecanını siz kitap kurdu arkadaşlarımla paylaşmaktan çok mutluyum. Yeni bitirdiğim kitabımın adı '' Firmin.'' Dostlar bu kitabı İnstagram aleminde gördüm ve çok ilgimi çekti bir ara herkesler Firmin sever olmuş idi. Eee! tabi merak bu insanın başına meraktan gelir. Kitaplar ilgili merakım söz konusu olunca bir de bu kitabı kütüphanede bulunca dedim ki: ''Atıl Damla ve kap kitabı kızım !'' :)  Eee! haliyle kitap benim elimden kurtulamadı ve kollarıma düştü :)


Firmin 'e başlayalı uzun zaman oldu yaklaşık iki hafta kadar ama araya yine bir sürü şey girdi dersler, ödevler, arada hiç okumak istemediğim zamanları da eklersek bu kitap haddinden fazla elimde süründü bu da bir kitapsever için hiç de iyi bir şey değil.



Kitaba geçiyorum hemen. Firmin; Özgür yayınlarından çıkmış 157 sayfa yazarı Sam Savage.

4 Aralık 2014 Perşembe

Begin Again


Merhaba :)

Blogumu açtım açalı sadece kitaplar hakkında yazı yazmışım ama ben deli gibi film de izlerim dedim kendi kendime :)   Uzun zamandır sadece kitaplar hakkında yazı yazıyorsam elbette sevdiğimden ama biraz da filmlerden konuşma vakti geldi sanırım.


Begin Again   Türkçe çevirisiyle '' Yeniden Başlamak'' filmi geçen yaz vizyona girmiş ve ben kaçırmışım! Gerçi kaçırmam çok normal o ara sınavlara hazırlanıyordum ve gözüm hiçbir şeyi görmez olmuştu. Her neyse konuya giriş yapıyorum başrollerini Aşk ve Gurur filmiyle büyük ün kazanan ve Akademi ödüllerine 20 yaşında aday olarak gösterilen Keira Knightley ve romantik komedilerin vazgeçilmezi Mark Ruffalo ve Maroon 5 grubunun solisti Adam Levine yer alıyor.

Filmde Gretta büyük üne kavuşan müzisyen erkek arkadaşı  Dave onu aldatınca ondan ayrılır ve tam evine gitmeye hazırlanırken arkadaşının çalıştığı bar da şarkı söylerken eski bir yapımcı olan Dan ile tanışır ve hayallerini gerçekleştirmek için albüm yapmaya karar verir. Gretta bir yandan kaderine meydan okumaya çalışır bir yandan da inandığı şey uğruna savaşmaya kararlı olarak adım adım hedefine yürür.


28 Kasım 2014 Cuma

Jehan Barbur -Çatıdaki Çimenler


Merhaba ! ;)


Çetin geçen kış sanırım biz kitapseverlerin işine geliyor. İşimize gelen nokta ıhlamur-battaniye ve kitap üçlüsünün bizlerce bu mevsimde daha çok bir araya geldiği :)  Kış mevsimi kitaplarla daha bir renkleniyor, şenleniyor yanılmıyorum umarım :)


Gel gelelim son okuduğum kitaba. Jehan Barbur ve ''Çatıdaki Çimenler'' son zamanlarda çok okumak istediğim kitaplardandı en nihayetinde araya başka kitaplar sokmadan kendisi okudum.


Kitap, Alfa Edebiyat tarafından basılmış 136 sayfa. Kitabı almadan önce çok güzel yorumlar okudum. Kitabı almadan önce arka kapaklarındaki açıklamaları muhakkak okur ve nasıl bir şey okuyacağım hakkında kısaca bilgi edinirim. Size bu kitaptan bahsetmek için sabırsızlandım bitirince ve hiç kaybetmeden başlıyorum efendim.


Jehan Barbur'ü müzisyen kimliği ile tanıyanlar bilir onun ne kadar naif ve duru bir sesi olduğunu. İşte Jehan, bu naifliğini ve sadeliğini kitabına da yansıtmış okurken sadece okumuyorsunuz aynı zamanda duygu dolu cümleleriyle mest olup şaşırıyorsunuz da. Kitabın içinde minik yazılardan tutun da öykülere, şiirlere, fotoğraflardan esinlenip yazdığı kısa şiirlere, hikayelere rastlıyorsunuz. Bu da kitabın akıcı olmasını sağlayan bir başka özelliği.


Kitabı çok çok sevdiğimi söylemek istiyorum. Herkesin kitap yazamayacağı bir gerçek ama Jehan'ın satırlarını bizlerle paylaşırken öylesine paylaşması,onları bozmaması,şekilden şekile sokmaması benim çok hoşuma gitti.


Hayatın içinden rastladığınız ama es geçtiğiniz pek çok şey var bu kitapta. Fotoğrafların mizacına göre ne hissettiyse ne hissettirse fotoğraf ona göre bir şeyler karalamış bu da Jehan'ın ne kadar başarılı olduğunun ve çok iyi bir gözlem yeteneğiyle üslubunu birleştirdiğinin gerçeği zannımca.


Kitabın arka kapağındaki alıntıyla yorumumu bitiriyorum. Fırsatını bulursanız alıp okuyun pişman olmayacaksınız ;)


25 Kasım 2014 Salı

Şükran Yiğit - Çatıkatı Aşıkları


Uzun süredir size Şükran Yiğit'ten bahsetmek istiyorum öyle böyle değil ama baya baya. Kendisiyle Ankara Mon Amour kitabı ile tanıştım. Dilini,sade tarzını, anlatım şeklini çok çok sevdim. Kışın çok sert geçtiği Ankara da Şükran Yiğit'in okuduğum iki kitabı da beni hemen ısıttılar sağ olsunlar ;) Yazarın daha önce Ankara Mon Amour kitabıyla başlayan serüvenime Çatıkatı Aşıkları ile devam ettim. Çok büyük bir beklenti içinde başladığım kitap beni hayal kırıklığına uğratmadı ve daha önce okuduğum kitabın da üzerine çıktı beni fazlasıyla, ziyadesiyle mest etti okurken.

18 Kasım 2014 Salı

J.M.Coetzee -Romancının Romanı


Uzun zamandır elimde olan bir kitap ''Romancının Romanı''ve en nihayetinde bitirebilmek bugüne kısmetmiş.  kitap hem kendimden kaynaklı sebeplerden ötürü çok süründü elimde hem de beni çok da içine çekmedi.


Romanın kahramanı okuyanlar ya da bilenler bilir Elizabeth Costello yaşlanmakta olan bir yazar. Seçkin bir Avustralyalı ve dünyanın çeşitli yerlerindeki üniversitelere seminerler için çağrılmakta konuşmalar yapmakta kendine uygun gelmeyeni (ben buna işine gelmeyeni diyorum ) kabul etmemekte direnen asi, haylaz bir o kadar da yaratıcı bir zekaya sahip bir ihtiyar. Ne yalan söyleyeyim aynı yazarın '' Utanç '' adlı kitabını ballandıra ballandıra okuyunca bu biraz fazla kasmış fazla fazla derine gitmiş dedim okurken. Araya bu yüzden başka bir kitap aldım. Okuyacaklara tavsiyem başka bir kitapla beraber bu kitaba devam etmeniz. Aksi takdirde bu tür felsefesi çok derinlere inen, fazla düşündürtmeye müsait olan bu eseri okurken yok bu şurda ne demek istiyordu yok burda ne anlatmış esasen kadını çözmek şurda dursun elinizde eserin fazla sürünmesine ve okurken histeri krizleri geçirmenize ramak kalabilir.


Her neyse bu kitapta Costello'nun kendi iç hesaplaşmalarını, oğlu,kızı ve ablasıyla yaşadıklarını onlara karşı neler hissettiğini de okuyacaksınız hatta kitabın ilk bölümlerinde oğlu ile diyalogları çok fazla o yüzden çok bunaltıcı değil ama sonlara doğru gelirken Costello'nun arayışları ve konuşmaları sizi biraz zorlayabilir.

En son bölümde bir yargıçın ve onları izleyen bir kurulun önüne çıkan Costello inanç sorgulaması yaşıyor ki bu da kitabın en çarpıcı ve en akılda kalıcı yerlerinden biri. Kitapta bu bölümle ilgili gözüme çarpan birkaç söze yer vererek bitirmek istiyorum.



'İnanç olmaksızın insan olamayız' diye yineler yargıç.
- ''Evet inançlarım var ama onlara inanmıyorum. İnanılacak kadar önemli değiller. Kalbim onlardan yana değil. Kalbim ve görev bilincim.''

''İnanç sahip olduğumuz tek ahlaki dayanak değildir. Kalbimize de kulak verebiliriz.''




16 Kasım 2014 Pazar

Ankara Mon Amour - Şükran Yiğit




Yeniden merhaba !

Okuma hızımı kaybettiğimi söylemiştim size geçtiğimiz günlerde nitekim bu ara eski okuma hızıma geri dönüyorum. :) Bu benim için sevindirici çünkü kendimi ancak okuduğum zamanlarda ben hissedebiliyorum.


Gel gelelim yeni okuyup bitirdiğim kitaba efendim. Şükran Yiğit'i hiç duydunuz mu mirim ? Ben geçen kış adını duymuştum ve çok da merak etmiştim. Ama malumunuz araya başka kitaplar girince Şükran Yiğit benim balık hafızamın derinliklerine kaçıverdi ;) Her neyse konumuza dönelim biz. Şükran Yiğit hakkında kısaca bilgi vererek başlamak istiyorum öncelikle. Şükran Yiğit 1961 İstanbul doğumlu. Odtü Endüstri Mühendisliği mezunu ve şu ana kadar çıkmış üç kitabı var. Ankara Mon Amour, Çatıkatı Aşıkları ve Bir Akdeniz Kedisinin Hatıraları. Ben ilk olarak Ankara Mon Amour kitabı ile başladım ve bu sabah bitirdim. Kitap o kadar güzel ve sade bir anlatıma sahip ki içine hemen alıveriyor sizi. 91 yılından beri Ankara da yaşayan bendeniz bu kitapla bir kez daha Ankaralı oldum o derece sevdim Yiğit'in Ankara tasvirlerini,canlı tuttuğu insan hallerini. Sokakta, mahallede ,okulda ya da herhangi bir çay bahçesinde otururken rastlayabileceğiniz tarifi pek mümkün ancak okuyunca insanı içine alıveren bir kurgusu var sevgili Şükran Yiğit'in.


Kitabın konusu 1969 Ankara'sında geçiyor. O sıralar küçük bir çocuk olan Suna ve ailesinin küçük dünyaları, birdenbire mahallerine taşınan genç ve güzel Gülay Hanım ve küçük kızı Emel ile değişiveriyor. Suna'nın küçük dünyasına katılan ve iyi arkadaş olan Emel ve onları birleştiren acı olay dilimi ile aslında sonlanacakken yeniden yeniden filizlenen bir dostluğun hikayesi Ankara Mon Amour. Tabi bir de Suna'nın yurt dışından yeni dönen dayısı Ömer ve Gülay Hanımın yasak aşk hikayesi de çarpıcı bir şekilde kitapta anlatılıyor. Ardından birbiri sıra yaşanan olaylar ve hüzünlü bir sonla Gülay Hanımın bir gün kendini asması ve sonrasında yaşananları konu alıyor.


Ankarayı bu kadar iyi anlatan bir tek Barış Bıçakçı idi benim gözümde onun tüm kitaplarını hatmetmiş biri olarak Şükran Yiğit'in Ankara bakışı çok çok iyi geldi bana. Yeniden onun kitaplarıyla Ankarayı keşfe çıkmak ayrı bir keyif olacak hele de 69-80 arası Ankarayı kafamda hayal etmek ayrı bir zevk benim için.

Hala Şükran Yiğit'in kitaplarıyla tanışmadıysanız tanışın vakit kaybetmeden ve mümkünse eğer Ankara Mon Amour ile başlayın. Kitap İletişim yayınlarından çıkmış ve 167 sayfa. 


Herkese mutlu bir hafta olsun :)

10 Kasım 2014 Pazartesi

Cemil Kavukçu - Düşkaçıran


Merhaba kitap yoldaşlarım, kardeşlerim ;)

Dün size dert yakınıyordum okuyamıyorum diye ama bakın iki gün boyunca art arda iki kitap yorumu birden giriyorum bu hem siz kitapseverler için hem de benim için şahane değil mi ? :)


Öykü okumayı çok çok sevdiğimi fırsat buldukça öykü kitaplarına sığınıp onlara kaçtığımı beni çok iyi tanıyanlar bilir artık sizler de biliyorsunuz. Eğer sizde benim gibi öykü kitaplarını seviyor bolca okuyorsanız ve elbette Cemil Kavukçu ile tanışmadıysanız şiddetle tavsiye etmekten geri durmayacağım bir yazar olduğunu söylememe gerek olmadığını düşünüyorum. Kavukçunun bugüne kadar pek çok kitabını hatmeden biri olarak yeni okuyup bitirdiğim öykü kitaplarından biri olan  ''Düşkaçıran'' dan biraz bahsetmek istiyorum. 


Düşkaçıran Can yayınlarından çıkmış 111 sayfalık bir öykü kitabı. Cemil Kavukçuyu tanıyanlar onun mühendis olduğunu bilirler.

8 Kasım 2014 Cumartesi

Johanne Greenberg -Sana Gül Bahçesi Vadetmedim


Herkeslere kocaman bir merhaba :)

Çok uzak kalıyorum biliyorum normalde iki günde bir bloga girip yazı yazmam, kitaplar hakkında yorum yapmam lazım ancak makale okumaktan, ders çalışmaktan çok da fırsatım olmuyor :)

Hayat telaşı sizi olduğu gibi beni de savurup duruyor. Yeni yeni heyecanların peşinde sürüklenirken bazen hayal kırıklıklarına teslim olabiliyorum çoğu kez ama yılmamak gerek ne de olsa düştükçe ayağa kalkmasını öğreniyoruz ;)


30 Ekim 2014 Perşembe

Sabahattin Ali- Değirmen



https://4.bp.blogspot.com/-JqaKBT1TsSw/VFIpiFlaNnI/AAAAAAAAAEQ/k3dKkHYrEL8/s1600/IMG_20141023_141928.jpg


         Sabahattin Ali kimimize göre gerçek bir öykü ustası, kimimize göre büyüsü kitaplarında saklı bir cambaz, kimimize göre okumalara doyamadığımız bir yazar o.

        Sabahattin Ali’nin bir sonraki eseriyle gününüzü şenlendirmek isterim. Daha önce Kürk Mantolu Madonna, İçimizdeki Şeytan, Sırça Köşk, Kuyucaklı Yusuf, Çakıcının İlk Kurşunu ve Yeni Dünya kitaplarını okumuş olan ben seriye Değirmen adlı kitabını da eklemiş bulunuyorum. Değirmen adlı kitabını çok sevmemiş yazar Sabahattin Ali hatta ve hatta bir hata olarak kabul etmiş kitabının ön sözünde kitabını yerlere vurmuş, yermiştir. Bu yapıtı yazan bir başkası olsaydı acımasızca eleştirirdim bile demiştir o keza ki kendini de kıyasıya eleştirmekten geri durmamıştır. Kitap, üç kısımdan oluşuyor.



Birinci kısımda 5 öykü var. Bunlar:
·        Değirmen,
·        Kurtarılamayan Şaheser,
·        Kırlangıçlar,
·        Viyolonsel,
·        Birdenbire Sönen Kandilin Hikâyesi

İkinci kısımda yer alan öykülerin adları ise şunlar:
·        Bir Delikanlının Hikâyesi,
·        Bir Gemici Hikâyesi,
·        Bir Orman Hikâyesi,
·        Kazlar,
·        Bir Firar,
·        Kanal,
·        Candarma Bekir,
·        Sarhoş

Üçüncü kısımda ise:
·        Bir Cinayetin Sebebi,
·        Bir Siyah Fanila İçin,
·        Komik-i Şehir

İçerisinden hangisini ya da hangilerini sevdin diye soracak olursanız ben kitaba adını veren Değirmen adlı öyküyü, Kırlangıçlar, Kanal ve Viyolonsel adlı öyküleri çok sevdim. Aslında büyük ustanın diğer yapıtlarıyla karşılaştırıldığında evet biraz hafif kalıyor bu kitaptakiler. Ama okudukça sarıyor sizi. Gözlem yeteneğini, insanların kişilik özelliklerini okuyucuya nasıl yansıtılacağını iyi bilen Sabahattin Ali yeri geliyor acıyı sevinçle harmanlayıp katıyor önünüze siz anlamadan olayı birdenbire yaşatmayı seviyor. Hem okuyanı şaşırtan hem de düşündüren hikâye örgüleri yaratmayı seviyor.

Çok konuşmaya lüzum yok ben sevdim umarım siz de severseniz. Sabahattin Ali külliyatı her kütüphanede olması gereken eserlerin başında geliyor.

Kitapla kalın ;)



       



23 Ekim 2014 Perşembe

Füruzan - Sevda Dolu Bir Yaz


           Merhabalar ;)

           Blogdan ayrı kaldığım günler içerisinde elimde bulunan ''Füruzan'ın ' Sevda Dolu Bir Yaz' kitabını bitirdim kitap dostları. Yazarın okuduğum ikinci kitabıydı bu ve elimde olmayan sebeplerle kitap biraz sürünse de elimde bugün en nihayetinde bitirebildim.


           Füruzan'ı okuyan eserlerini bilen kitap dostları bileceklerdir kuşkusuz onun eşsiz dilini,naifliğini,üslubunu. Ama bilmeyenler ve merak edenler için kısa bir özet geçmenin gerekli olduğunun kanaatindeyim :)   Füruzan nostalji katmayı seviyor eserlerine. Duygu yoğunluğunu tadında yaşayan onu gereksiz betimlemelere boğmadan anlatabilen bir yazar. Onun tüm eserlerini okumadım ancak okuduğum iki eserinde de eskilere olan özlemini çok derin bir şekilde hissedebildim.  Okuduktan sonra siz de o eski ramazanları, o eski küf kokan evleri, mutfakta pişen yemeğin kokusunu, çocukların okuldan eve gelirken ki okula eskiden 'Taş Mektep' deniyormuş neşeli umursamaz hallerini ,anneli babalı, nineli-dedeli evlerin çokluğunu, o sıcaklığı ve masumiyeti bulacağınızdan hiç kuşkunuz olmasın .Düşünün ki siz bir zaman makinasındasınız.   O zaman makinasıyla geçmişe, geçmişte yaşayan o mahallelerden birine yolculuk yaptığınızı farz edin. İşte işte aynı böyle bir duyguyla okumaktır Füruzan'ı okumak.


17 Ekim 2014 Cuma

Tezer Özlü ( 1943-1986)




        Yazar Demir Özlü ile çevirmen Sezer Duru’nun kardeşi olan Tezer Özlü, 1943 yılında Simav’da doğdu.  Anne ve babasının görevleri nedeniyle çocukluğu Simav, Ödemiş ve Gerede de geçti.
         Edebiyatın gezgin yurdunda dolaşmanın izlerini ve gerekçelerini hayatından örnekleyerek; ‘’Dört bin nüfuslu bir Anadolu kasabasından dünyaya bakmayı öğrendim. Altı yaşındaydım. Dünyanın sonsuz büyüklüğünü hissettim ve gitmem, çok uzaklara gitmem gerektiğine inandım…’’ sözleriyle dile getirdi.
         İstanbul’ geldikten sonra Taksim 29 Ekim İlkokulu’nu bitirdi. Avusturya Kız Lisesi’ndeki eğitimini tamamlamadan Ankara’ya yerleşti. Ancak daha sonra babasının isteğiyle dışarıdan sınavlara girerek İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdi.

https://2.bp.blogspot.com/-802t9wfUwS0/VED6rOKwJ6I/AAAAAAAAAC4/s0COCccryBQ/s1600/SC20141017-140115-1.jpg




         Ankara’da Türkiye Şeker Fabrikaları ve Goethe Enstitüsü’nde çevirmen olarak çalıştı. 1968 yılında İstanbul’a dönerek  M.A.N. ve Alman Birleşik İlaç fabrikalarında çevirmenlik,Türk- Alman Kültür Merkezi’de program danışmanlığı yaptı.
        1981 yılında bir yıllık sanatçı bursuyla Berlin’e gitti ve Alman radyolarında Türk Edebiyatı üzerine bir dizi program hazırladı.
         Tiyatro sanatçısı Güner Sümer, sinemacı Erden Kıral ve Kanadalı ressam Hans Peter ile evlenen bir kız annesi olan Özlü,1986 yılında Zürih’te öldü. Cenazesi İstanbul’a getirildi ve Aşiyan Mezarlığı’nda toprağa verildi.
         Tezer Özlü’nün ilk hikâyesi ‘’Fortuna ‘’ 1963 yılında Yeni İnsan dergisinde çıktıktan sonra Yeni Ufuklar, Yeni Dergi ve aralıklı olarak Milliyet-Sanat dergisinde pek çok hikâyesi yayınlandı. Kendi hayatından da belirgin izler taşıyan ilk hikâyelerinden başlayarak incelikli, lirik, sözünü sakınmayan ve sarsıcı bir yazar olarak tanınan Tezer Özlü’nün edebiyatla ilgisi okul yıllarında başlar. Kardeşi Sezer Duru, o günleri şöyle anlatır:
          Tezer çok küçük yaşlarda edebiyatla ilgilenmeye başladı ve gerçek dünyasının edebiyat dünyası olduğunu kavradı. Dünya edebiyatının tüm klasik eserlerini küçük yaşta okudu. Ortaokul dönemlerinde Dostoyevski, Tolstoy, Çehov, Gogol, Steinbeck, Hemingway, Lagerlöf, Camus,  Rilke, Hölderlin, Geothe, Shiller çok yakından tanıdığı yazarlardı. Ağabeyimiz edebiyatçı olduğundan, evimizde kitaptan bol bir şey yoktu…’’

https://1.bp.blogspot.com/-lgEHdLR0fcs/VED6m1uoq5I/AAAAAAAAACw/3H3wTgmLopY/s1600/SC20141017-140103.png

       İlk hikâye kitabı Eski Bahçe 1978’de, ilk romanı Çocukluğun Soğuk Geceleri 1980’de yayımlandı. Bu ilk romanı için şunları söylüyor Tezer Özlü:
       
     Bu kitapta bir şoku anlatmak istedim. 11 yaşındaki, bir Türk küçük burjuva ailesinin çocuğunun, 20 yaşına gelene dek okumak için gönderildiği İstanbul kentindeki çeşitli yabancı okullardan biri olan Avusturya okulunda karşılaştığı Batı kültür ve eğitiminin yarattığı şok! … Küçük burjuva ana-babalar, Türkiye ulusal bağımsızlık savaşından sonraki heyecanlı kuşağın vatansever kişileridir. Taşradan İstanbul kentine yeni gelip, burada küçük yaşta Avusturya ve özellikle Alman kültürü ile Katolik kilise okulunda karşılaşan bir Türk kızı ne olur? Evinden kaçmak ister çünkü bu evlerde süren durgun, sevgisiz ve iç içe yaşamın düşündüğüne uymadığının şokunu yaşar. Okuldan kaçmak ister çünkü okul karanlık bir kilisedir.  Okulda  öğretilen bir çok yalan, gerçek yaşamda hiçbir zaman gerekmeyecektir!...’’
     Bu romanıyla savrulma, yabancılaşma ve bir çözülme öyküsünü anlatmaya çalıştığını ifade eden Tezer Özlü, Berlin’de bulunduğu süre içinde, 1984 yılında Türkçede Yaşamın Ucuna Yolculuk adıyla yayınlanacak olan Kafka, Pavese ve Svevo’nun yaşadıkları yerleri gezip araştıracak Almanca olarak kaleme aldığı Bir İntiharın İzinde/ Auf dem Sporeines Selbsmords adlı kitabını yazdı ve bu eseriyle Almanya’da 1983- Margburg Edebiyat Ödülünü  kazandı. 
       Son olarak Tezer Özlü’nün kendi kaleminden kısa biyografisi olarak nitelenebilecek olan bu satırlar onun hayat yolculuğunun birinci elden çarpıcı bir özeti gibidir:
        ‘’Doğumum bile bir kökünden kopma idi. On yaşıma kadar çevremi, özellikle çevremdeki sessizliği kavramaya çalıştım… Yirmi ile otuz yaşım arasında aklın bittiği yeri ve çıldırmanın sınırlarını aradım… Otuz yaşım ile kırk yaşım arasında ne akıllı ne de çılgındım. Dünyayı kavradığım gibi sandım. Kırk yaşındaydım. Bugün, gecenin bazı saatlerinde kitlenin anlamsız gürültüsü ile boğuluyorum… Kendimi öldürmeye çalışıyorum… Özlemlerim kalmadı… Bıraktım… Hepsini, kendi ve benim dünyamı anlamaları için bıraktım… Ve bana ölümsüzlerin sonsuz acıları kaldı…’’

KAYNAK : Edebiyatımızın Kadın Kalemleri –Nesrin Tağızade Karaca