Jehan Barbur -Çatıdaki Çimenler

Merhaba ! ;)


Çetin geçen kış sanırım biz kitapseverlerin işine geliyor. İşimize gelen nokta ıhlamur-battaniye ve kitap üçlüsünün bizlerce bu mevsimde daha çok bir araya geldiği :)  Kış mevsimi kitaplarla daha bir renkleniyor, şenleniyor yanılmıyorum umarım :)


Gel gelelim son okuduğum kitaba. Jehan Barbur ve ''Çatıdaki Çimenler'' son zamanlarda çok okumak istediğim kitaplardandı en nihayetinde araya başka kitaplar sokmadan kendisi okudum.


Kitap, Alfa Edebiyat tarafından basılmış 136 sayfa. Kitabı almadan önce çok güzel yorumlar okudum. Kitabı almadan önce arka kapaklarındaki açıklamaları muhakkak okur ve nasıl bir şey okuyacağım hakkında kısaca bilgi edinirim. Size bu kitaptan bahsetmek için sabırsızlandım bitirince ve hiç kaybetmeden başlıyorum efendim.


Jehan Barbur'ü müzisyen kimliği ile tanıyanlar bilir onun ne kadar naif ve duru bir sesi olduğunu. İşte Jehan, bu naifliğini ve sadeliğini kitabına da yansıtmış okurken sadece okumuyorsunuz aynı zamanda duygu dolu cümleleriyle mest olup şaşırıyorsunuz da. Kitabın içinde minik yazılardan tutun da öykülere, şiirlere, fotoğraflardan esinlenip yazdığı kısa şiirlere, hikayelere rastlıyorsunuz. Bu da kitabın akıcı olmasını sağlayan bir başka özelliği.


Kitabı çok çok sevdiğimi söylemek istiyorum. Herkesin kitap yazamayacağı bir gerçek ama Jehan'ın satırlarını bizlerle paylaşırken öylesine paylaşması,onları bozmaması,şekilden şekile sokmaması benim çok hoşuma gitti.


Hayatın içinden rastladığınız ama es geçtiğiniz pek çok şey var bu kitapta. Fotoğrafların mizacına göre ne hissettiyse ne hissettirse fotoğraf ona göre bir şeyler karalamış bu da Jehan'ın ne kadar başarılı olduğunun ve çok iyi bir gözlem yeteneğiyle üslubunu birleştirdiğinin gerçeği zannımca.


Kitabın arka kapağındaki alıntıyla yorumumu bitiriyorum. Fırsatını bulursanız alıp okuyun pişman olmayacaksınız ;)




Çatıdaki Çimenler
Hissettiklerimiz ağızdan çıkınca, tortuları kalıyor elimizde. Hislerin ölüleri gibi duruyor sözler, asılı bir yerlere. Büyüdüm sonra, utandım büyüdüğüme… Çekmecelere yazdım, dolap raflarına. Evlerim değişti, sevdiklerim, sevmediklerim; anlattım dost sohbetlerinde; yetmedi, kendime yazdım. Mahremimdir bu size. Eski usul bir güncenin ifşası… Ne bir öyküdür ne de kişisel bir hikâye. Akıl düşümü, ruh üşümesi, gönül çarpıntısıdır. Şiirdir, öyküdür, fotoğraftır ya da tek bir cümle. En nihayetinde matbu bir hayata girizgâhımdır, yazmaya başlamama sebebe ithafımdır ve tüm anlatamadıklarıma… Olduğum değil, hasretimdir. 
Her sözcüğün bir emanetçiye ihtiyacındandır. 

Diyorum kendime, demek ki: 
Dünle bugünün farkı 
Bir telefon ucu 
Bir pencere dışı 
Ben dünken yok 
Bugünken varsam 
Mesafeler güzel 
Mesafelerin aslı sevilesi 
Ben değilim mesafe 
Mesafe bize ait olmayan bir evde olmaktı sadece 

Bize ait olmayanda biz olamadığımız sürece 
Her şey bir evin yalanı 
Her şey bizim olanın rüyası 
Aidiyet yoktu ne dünde ne bugünde 
Ne yazıktır 
Biz tutunduk sanrılı bir aidiyete.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Haydar Ergülen - Öyle Küçük Şeyler

Tiyatro - Annemin Son Çılgınlıkları

Nermin Yıldırım - Dokunmadan