28 Kasım 2014 Cuma

Jehan Barbur -Çatıdaki Çimenler

Merhaba ! ;)


Çetin geçen kış sanırım biz kitapseverlerin işine geliyor. İşimize gelen nokta ıhlamur-battaniye ve kitap üçlüsünün bizlerce bu mevsimde daha çok bir araya geldiği :)  Kış mevsimi kitaplarla daha bir renkleniyor, şenleniyor yanılmıyorum umarım :)


Gel gelelim son okuduğum kitaba. Jehan Barbur ve ''Çatıdaki Çimenler'' son zamanlarda çok okumak istediğim kitaplardandı en nihayetinde araya başka kitaplar sokmadan kendisi okudum.


Kitap, Alfa Edebiyat tarafından basılmış 136 sayfa. Kitabı almadan önce çok güzel yorumlar okudum. Kitabı almadan önce arka kapaklarındaki açıklamaları muhakkak okur ve nasıl bir şey okuyacağım hakkında kısaca bilgi edinirim. Size bu kitaptan bahsetmek için sabırsızlandım bitirince ve hiç kaybetmeden başlıyorum efendim.


Jehan Barbur'ü müzisyen kimliği ile tanıyanlar bilir onun ne kadar naif ve duru bir sesi olduğunu. İşte Jehan, bu naifliğini ve sadeliğini kitabına da yansıtmış okurken sadece okumuyorsunuz aynı zamanda duygu dolu cümleleriyle mest olup şaşırıyorsunuz da. Kitabın içinde minik yazılardan tutun da öykülere, şiirlere, fotoğraflardan esinlenip yazdığı kısa şiirlere, hikayelere rastlıyorsunuz. Bu da kitabın akıcı olmasını sağlayan bir başka özelliği.


Kitabı çok çok sevdiğimi söylemek istiyorum. Herkesin kitap yazamayacağı bir gerçek ama Jehan'ın satırlarını bizlerle paylaşırken öylesine paylaşması,onları bozmaması,şekilden şekile sokmaması benim çok hoşuma gitti.


Hayatın içinden rastladığınız ama es geçtiğiniz pek çok şey var bu kitapta. Fotoğrafların mizacına göre ne hissettiyse ne hissettirse fotoğraf ona göre bir şeyler karalamış bu da Jehan'ın ne kadar başarılı olduğunun ve çok iyi bir gözlem yeteneğiyle üslubunu birleştirdiğinin gerçeği zannımca.


Kitabın arka kapağındaki alıntıyla yorumumu bitiriyorum. Fırsatını bulursanız alıp okuyun pişman olmayacaksınız ;)


25 Kasım 2014 Salı

Şükran Yiğit - Çatıkatı Aşıkları

Uzun süredir size Şükran Yiğit'ten bahsetmek istiyorum öyle böyle değil ama baya baya. Kendisiyle Ankara Mon Amour kitabı ile tanıştım. Dilini,sade tarzını, anlatım şeklini çok çok sevdim. Kışın çok sert geçtiği Ankara da Şükran Yiğit'in okuduğum iki kitabı da beni hemen ısıttılar sağ olsunlar ;) Yazarın daha önce Ankara Mon Amour kitabıyla başlayan serüvenime Çatıkatı Aşıkları ile devam ettim. Çok büyük bir beklenti içinde başladığım kitap beni hayal kırıklığına uğratmadı ve daha önce okuduğum kitabın da üzerine çıktı beni fazlasıyla, ziyadesiyle mest etti okurken.

18 Kasım 2014 Salı

J.M.Coetzee -Romancının Romanı

Uzun zamandır elimde olan bir kitap ''Romancının Romanı''ve en nihayetinde bitirebilmek bugüne kısmetmiş.  kitap hem kendimden kaynaklı sebeplerden ötürü çok süründü elimde hem de beni çok da içine çekmedi.


Romanın kahramanı okuyanlar ya da bilenler bilir Elizabeth Costello yaşlanmakta olan bir yazar. Seçkin bir Avustralyalı ve dünyanın çeşitli yerlerindeki üniversitelere seminerler için çağrılmakta konuşmalar yapmakta kendine uygun gelmeyeni (ben buna işine gelmeyeni diyorum ) kabul etmemekte direnen asi, haylaz bir o kadar da yaratıcı bir zekaya sahip bir ihtiyar. Ne yalan söyleyeyim aynı yazarın '' Utanç '' adlı kitabını ballandıra ballandıra okuyunca bu biraz fazla kasmış fazla fazla derine gitmiş dedim okurken. Araya bu yüzden başka bir kitap aldım. Okuyacaklara tavsiyem başka bir kitapla beraber bu kitaba devam etmeniz. Aksi takdirde bu tür felsefesi çok derinlere inen, fazla düşündürtmeye müsait olan bu eseri okurken yok bu şurda ne demek istiyordu yok burda ne anlatmış esasen kadını çözmek şurda dursun elinizde eserin fazla sürünmesine ve okurken histeri krizleri geçirmenize ramak kalabilir.


Her neyse bu kitapta Costello'nun kendi iç hesaplaşmalarını, oğlu,kızı ve ablasıyla yaşadıklarını onlara karşı neler hissettiğini de okuyacaksınız hatta kitabın ilk bölümlerinde oğlu ile diyalogları çok fazla o yüzden çok bunaltıcı değil ama sonlara doğru gelirken Costello'nun arayışları ve konuşmaları sizi biraz zorlayabilir.

En son bölümde bir yargıçın ve onları izleyen bir kurulun önüne çıkan Costello inanç sorgulaması yaşıyor ki bu da kitabın en çarpıcı ve en akılda kalıcı yerlerinden biri. Kitapta bu bölümle ilgili gözüme çarpan birkaç söze yer vererek bitirmek istiyorum.



'İnanç olmaksızın insan olamayız' diye yineler yargıç.
- ''Evet inançlarım var ama onlara inanmıyorum. İnanılacak kadar önemli değiller. Kalbim onlardan yana değil. Kalbim ve görev bilincim.''

''İnanç sahip olduğumuz tek ahlaki dayanak değildir. Kalbimize de kulak verebiliriz.''




16 Kasım 2014 Pazar

Ankara Mon Amour - Şükran Yiğit



Yeniden merhaba !

Okuma hızımı kaybettiğimi söylemiştim size geçtiğimiz günlerde nitekim bu ara eski okuma hızıma geri dönüyorum. :) Bu benim için sevindirici çünkü kendimi ancak okuduğum zamanlarda ben hissedebiliyorum.


Gel gelelim yeni okuyup bitirdiğim kitaba efendim. Şükran Yiğit'i hiç duydunuz mu mirim ? Ben geçen kış adını duymuştum ve çok da merak etmiştim. Ama malumunuz araya başka kitaplar girince Şükran Yiğit benim balık hafızamın derinliklerine kaçıverdi ;) Her neyse konumuza dönelim biz. Şükran Yiğit hakkında kısaca bilgi vererek başlamak istiyorum öncelikle. Şükran Yiğit 1961 İstanbul doğumlu. Odtü Endüstri Mühendisliği mezunu ve şu ana kadar çıkmış üç kitabı var. Ankara Mon Amour, Çatıkatı Aşıkları ve Bir Akdeniz Kedisinin Hatıraları. Ben ilk olarak Ankara Mon Amour kitabı ile başladım ve bu sabah bitirdim. Kitap o kadar güzel ve sade bir anlatıma sahip ki içine hemen alıveriyor sizi. 91 yılından beri Ankara da yaşayan bendeniz bu kitapla bir kez daha Ankaralı oldum o derece sevdim Yiğit'in Ankara tasvirlerini,canlı tuttuğu insan hallerini. Sokakta, mahallede ,okulda ya da herhangi bir çay bahçesinde otururken rastlayabileceğiniz tarifi pek mümkün ancak okuyunca insanı içine alıveren bir kurgusu var sevgili Şükran Yiğit'in.


Kitabın konusu 1969 Ankara'sında geçiyor. O sıralar küçük bir çocuk olan Suna ve ailesinin küçük dünyaları, birdenbire mahallerine taşınan genç ve güzel Gülay Hanım ve küçük kızı Emel ile değişiveriyor. Suna'nın küçük dünyasına katılan ve iyi arkadaş olan Emel ve onları birleştiren acı olay dilimi ile aslında sonlanacakken yeniden yeniden filizlenen bir dostluğun hikayesi Ankara Mon Amour. Tabi bir de Suna'nın yurt dışından yeni dönen dayısı Ömer ve Gülay Hanımın yasak aşk hikayesi de çarpıcı bir şekilde kitapta anlatılıyor. Ardından birbiri sıra yaşanan olaylar ve hüzünlü bir sonla Gülay Hanımın bir gün kendini asması ve sonrasında yaşananları konu alıyor.


Ankarayı bu kadar iyi anlatan bir tek Barış Bıçakçı idi benim gözümde onun tüm kitaplarını hatmetmiş biri olarak Şükran Yiğit'in Ankara bakışı çok çok iyi geldi bana. Yeniden onun kitaplarıyla Ankarayı keşfe çıkmak ayrı bir keyif olacak hele de 69-80 arası Ankarayı kafamda hayal etmek ayrı bir zevk benim için.

Hala Şükran Yiğit'in kitaplarıyla tanışmadıysanız tanışın vakit kaybetmeden ve mümkünse eğer Ankara Mon Amour ile başlayın. Kitap İletişim yayınlarından çıkmış ve 167 sayfa. 


Herkese mutlu bir hafta olsun :)

10 Kasım 2014 Pazartesi

Cemil Kavukçu - Düşkaçıran

Merhaba kitap yoldaşlarım, kardeşlerim ;)

Dün size dert yakınıyordum okuyamıyorum diye ama bakın iki gün boyunca art arda iki kitap yorumu birden giriyorum bu hem siz kitapseverler için hem de benim için şahane değil mi ? :)


Öykü okumayı çok çok sevdiğimi fırsat buldukça öykü kitaplarına sığınıp onlara kaçtığımı beni çok iyi tanıyanlar bilir artık sizler de biliyorsunuz. Eğer sizde benim gibi öykü kitaplarını seviyor bolca okuyorsanız ve elbette Cemil Kavukçu ile tanışmadıysanız şiddetle tavsiye etmekten geri durmayacağım bir yazar olduğunu söylememe gerek olmadığını düşünüyorum. Kavukçunun bugüne kadar pek çok kitabını hatmeden biri olarak yeni okuyup bitirdiğim öykü kitaplarından biri olan  ''Düşkaçıran'' dan biraz bahsetmek istiyorum. 


Düşkaçıran Can yayınlarından çıkmış 111 sayfalık bir öykü kitabı. Cemil Kavukçuyu tanıyanlar onun mühendis olduğunu bilirler.

8 Kasım 2014 Cumartesi

Johanne Greenberg -Sana Gül Bahçesi Vadetmedim

Herkeslere kocaman bir merhaba :)

Çok uzak kalıyorum biliyorum normalde iki günde bir bloga girip yazı yazmam, kitaplar hakkında yorum yapmam lazım ancak makale okumaktan, ders çalışmaktan çok da fırsatım olmuyor :)

Hayat telaşı sizi olduğu gibi beni de savurup duruyor. Yeni yeni heyecanların peşinde sürüklenirken bazen hayal kırıklıklarına teslim olabiliyorum çoğu kez ama yılmamak gerek ne de olsa düştükçe ayağa kalkmasını öğreniyoruz ;)


28 Kasım 2014 Cuma

Jehan Barbur -Çatıdaki Çimenler


Merhaba ! ;)


Çetin geçen kış sanırım biz kitapseverlerin işine geliyor. İşimize gelen nokta ıhlamur-battaniye ve kitap üçlüsünün bizlerce bu mevsimde daha çok bir araya geldiği :)  Kış mevsimi kitaplarla daha bir renkleniyor, şenleniyor yanılmıyorum umarım :)


Gel gelelim son okuduğum kitaba. Jehan Barbur ve ''Çatıdaki Çimenler'' son zamanlarda çok okumak istediğim kitaplardandı en nihayetinde araya başka kitaplar sokmadan kendisi okudum.


Kitap, Alfa Edebiyat tarafından basılmış 136 sayfa. Kitabı almadan önce çok güzel yorumlar okudum. Kitabı almadan önce arka kapaklarındaki açıklamaları muhakkak okur ve nasıl bir şey okuyacağım hakkında kısaca bilgi edinirim. Size bu kitaptan bahsetmek için sabırsızlandım bitirince ve hiç kaybetmeden başlıyorum efendim.


Jehan Barbur'ü müzisyen kimliği ile tanıyanlar bilir onun ne kadar naif ve duru bir sesi olduğunu. İşte Jehan, bu naifliğini ve sadeliğini kitabına da yansıtmış okurken sadece okumuyorsunuz aynı zamanda duygu dolu cümleleriyle mest olup şaşırıyorsunuz da. Kitabın içinde minik yazılardan tutun da öykülere, şiirlere, fotoğraflardan esinlenip yazdığı kısa şiirlere, hikayelere rastlıyorsunuz. Bu da kitabın akıcı olmasını sağlayan bir başka özelliği.


Kitabı çok çok sevdiğimi söylemek istiyorum. Herkesin kitap yazamayacağı bir gerçek ama Jehan'ın satırlarını bizlerle paylaşırken öylesine paylaşması,onları bozmaması,şekilden şekile sokmaması benim çok hoşuma gitti.


Hayatın içinden rastladığınız ama es geçtiğiniz pek çok şey var bu kitapta. Fotoğrafların mizacına göre ne hissettiyse ne hissettirse fotoğraf ona göre bir şeyler karalamış bu da Jehan'ın ne kadar başarılı olduğunun ve çok iyi bir gözlem yeteneğiyle üslubunu birleştirdiğinin gerçeği zannımca.


Kitabın arka kapağındaki alıntıyla yorumumu bitiriyorum. Fırsatını bulursanız alıp okuyun pişman olmayacaksınız ;)


25 Kasım 2014 Salı

Şükran Yiğit - Çatıkatı Aşıkları


Uzun süredir size Şükran Yiğit'ten bahsetmek istiyorum öyle böyle değil ama baya baya. Kendisiyle Ankara Mon Amour kitabı ile tanıştım. Dilini,sade tarzını, anlatım şeklini çok çok sevdim. Kışın çok sert geçtiği Ankara da Şükran Yiğit'in okuduğum iki kitabı da beni hemen ısıttılar sağ olsunlar ;) Yazarın daha önce Ankara Mon Amour kitabıyla başlayan serüvenime Çatıkatı Aşıkları ile devam ettim. Çok büyük bir beklenti içinde başladığım kitap beni hayal kırıklığına uğratmadı ve daha önce okuduğum kitabın da üzerine çıktı beni fazlasıyla, ziyadesiyle mest etti okurken.

18 Kasım 2014 Salı

J.M.Coetzee -Romancının Romanı


Uzun zamandır elimde olan bir kitap ''Romancının Romanı''ve en nihayetinde bitirebilmek bugüne kısmetmiş.  kitap hem kendimden kaynaklı sebeplerden ötürü çok süründü elimde hem de beni çok da içine çekmedi.


Romanın kahramanı okuyanlar ya da bilenler bilir Elizabeth Costello yaşlanmakta olan bir yazar. Seçkin bir Avustralyalı ve dünyanın çeşitli yerlerindeki üniversitelere seminerler için çağrılmakta konuşmalar yapmakta kendine uygun gelmeyeni (ben buna işine gelmeyeni diyorum ) kabul etmemekte direnen asi, haylaz bir o kadar da yaratıcı bir zekaya sahip bir ihtiyar. Ne yalan söyleyeyim aynı yazarın '' Utanç '' adlı kitabını ballandıra ballandıra okuyunca bu biraz fazla kasmış fazla fazla derine gitmiş dedim okurken. Araya bu yüzden başka bir kitap aldım. Okuyacaklara tavsiyem başka bir kitapla beraber bu kitaba devam etmeniz. Aksi takdirde bu tür felsefesi çok derinlere inen, fazla düşündürtmeye müsait olan bu eseri okurken yok bu şurda ne demek istiyordu yok burda ne anlatmış esasen kadını çözmek şurda dursun elinizde eserin fazla sürünmesine ve okurken histeri krizleri geçirmenize ramak kalabilir.


Her neyse bu kitapta Costello'nun kendi iç hesaplaşmalarını, oğlu,kızı ve ablasıyla yaşadıklarını onlara karşı neler hissettiğini de okuyacaksınız hatta kitabın ilk bölümlerinde oğlu ile diyalogları çok fazla o yüzden çok bunaltıcı değil ama sonlara doğru gelirken Costello'nun arayışları ve konuşmaları sizi biraz zorlayabilir.

En son bölümde bir yargıçın ve onları izleyen bir kurulun önüne çıkan Costello inanç sorgulaması yaşıyor ki bu da kitabın en çarpıcı ve en akılda kalıcı yerlerinden biri. Kitapta bu bölümle ilgili gözüme çarpan birkaç söze yer vererek bitirmek istiyorum.



'İnanç olmaksızın insan olamayız' diye yineler yargıç.
- ''Evet inançlarım var ama onlara inanmıyorum. İnanılacak kadar önemli değiller. Kalbim onlardan yana değil. Kalbim ve görev bilincim.''

''İnanç sahip olduğumuz tek ahlaki dayanak değildir. Kalbimize de kulak verebiliriz.''




16 Kasım 2014 Pazar

Ankara Mon Amour - Şükran Yiğit




Yeniden merhaba !

Okuma hızımı kaybettiğimi söylemiştim size geçtiğimiz günlerde nitekim bu ara eski okuma hızıma geri dönüyorum. :) Bu benim için sevindirici çünkü kendimi ancak okuduğum zamanlarda ben hissedebiliyorum.


Gel gelelim yeni okuyup bitirdiğim kitaba efendim. Şükran Yiğit'i hiç duydunuz mu mirim ? Ben geçen kış adını duymuştum ve çok da merak etmiştim. Ama malumunuz araya başka kitaplar girince Şükran Yiğit benim balık hafızamın derinliklerine kaçıverdi ;) Her neyse konumuza dönelim biz. Şükran Yiğit hakkında kısaca bilgi vererek başlamak istiyorum öncelikle. Şükran Yiğit 1961 İstanbul doğumlu. Odtü Endüstri Mühendisliği mezunu ve şu ana kadar çıkmış üç kitabı var. Ankara Mon Amour, Çatıkatı Aşıkları ve Bir Akdeniz Kedisinin Hatıraları. Ben ilk olarak Ankara Mon Amour kitabı ile başladım ve bu sabah bitirdim. Kitap o kadar güzel ve sade bir anlatıma sahip ki içine hemen alıveriyor sizi. 91 yılından beri Ankara da yaşayan bendeniz bu kitapla bir kez daha Ankaralı oldum o derece sevdim Yiğit'in Ankara tasvirlerini,canlı tuttuğu insan hallerini. Sokakta, mahallede ,okulda ya da herhangi bir çay bahçesinde otururken rastlayabileceğiniz tarifi pek mümkün ancak okuyunca insanı içine alıveren bir kurgusu var sevgili Şükran Yiğit'in.


Kitabın konusu 1969 Ankara'sında geçiyor. O sıralar küçük bir çocuk olan Suna ve ailesinin küçük dünyaları, birdenbire mahallerine taşınan genç ve güzel Gülay Hanım ve küçük kızı Emel ile değişiveriyor. Suna'nın küçük dünyasına katılan ve iyi arkadaş olan Emel ve onları birleştiren acı olay dilimi ile aslında sonlanacakken yeniden yeniden filizlenen bir dostluğun hikayesi Ankara Mon Amour. Tabi bir de Suna'nın yurt dışından yeni dönen dayısı Ömer ve Gülay Hanımın yasak aşk hikayesi de çarpıcı bir şekilde kitapta anlatılıyor. Ardından birbiri sıra yaşanan olaylar ve hüzünlü bir sonla Gülay Hanımın bir gün kendini asması ve sonrasında yaşananları konu alıyor.


Ankarayı bu kadar iyi anlatan bir tek Barış Bıçakçı idi benim gözümde onun tüm kitaplarını hatmetmiş biri olarak Şükran Yiğit'in Ankara bakışı çok çok iyi geldi bana. Yeniden onun kitaplarıyla Ankarayı keşfe çıkmak ayrı bir keyif olacak hele de 69-80 arası Ankarayı kafamda hayal etmek ayrı bir zevk benim için.

Hala Şükran Yiğit'in kitaplarıyla tanışmadıysanız tanışın vakit kaybetmeden ve mümkünse eğer Ankara Mon Amour ile başlayın. Kitap İletişim yayınlarından çıkmış ve 167 sayfa. 


Herkese mutlu bir hafta olsun :)

10 Kasım 2014 Pazartesi

Cemil Kavukçu - Düşkaçıran


Merhaba kitap yoldaşlarım, kardeşlerim ;)

Dün size dert yakınıyordum okuyamıyorum diye ama bakın iki gün boyunca art arda iki kitap yorumu birden giriyorum bu hem siz kitapseverler için hem de benim için şahane değil mi ? :)


Öykü okumayı çok çok sevdiğimi fırsat buldukça öykü kitaplarına sığınıp onlara kaçtığımı beni çok iyi tanıyanlar bilir artık sizler de biliyorsunuz. Eğer sizde benim gibi öykü kitaplarını seviyor bolca okuyorsanız ve elbette Cemil Kavukçu ile tanışmadıysanız şiddetle tavsiye etmekten geri durmayacağım bir yazar olduğunu söylememe gerek olmadığını düşünüyorum. Kavukçunun bugüne kadar pek çok kitabını hatmeden biri olarak yeni okuyup bitirdiğim öykü kitaplarından biri olan  ''Düşkaçıran'' dan biraz bahsetmek istiyorum. 


Düşkaçıran Can yayınlarından çıkmış 111 sayfalık bir öykü kitabı. Cemil Kavukçuyu tanıyanlar onun mühendis olduğunu bilirler.

8 Kasım 2014 Cumartesi

Johanne Greenberg -Sana Gül Bahçesi Vadetmedim


Herkeslere kocaman bir merhaba :)

Çok uzak kalıyorum biliyorum normalde iki günde bir bloga girip yazı yazmam, kitaplar hakkında yorum yapmam lazım ancak makale okumaktan, ders çalışmaktan çok da fırsatım olmuyor :)

Hayat telaşı sizi olduğu gibi beni de savurup duruyor. Yeni yeni heyecanların peşinde sürüklenirken bazen hayal kırıklıklarına teslim olabiliyorum çoğu kez ama yılmamak gerek ne de olsa düştükçe ayağa kalkmasını öğreniyoruz ;)