19 Aralık 2015 Cumartesi

Aslı Erdoğan - Kabuk Adam

Bazen insana hiçbir şey hatırlamak kadar acı veremez, özellikle de mutluluğu hatırlamak kadar. Unutamamak. Belleğin kaçınılmaz intikamı. Herhangi bir iz taşınıyorsa eğer,bu bir zamanlar yara açıldığındandır.

Yaşadığımız anları dondurup cümlelere dökme çabası, çiçekleri kurutup kitap yaprakları arasında ölümsüzleştirmeye benzer. Hepimizin öğrendiği gibi, bir öykü, gerçekten yaşanmış da olsa gerçekliği yansıtmaktan çok uzaktır,onun bir kaç resminden,simgesinden oluşmuştur.

Kabuk Adam

3 Aralık 2015 Perşembe

Gönüllü müsün ?

Dünya Gönüller Günü de geliyormuş hanimiş diyen tüm gönüldaşlar şu ara 5 Aralık gününün gelmesini iple çekiyorlar nedeni çok basit çünkü o gün Dünya Gönüllüler Günü olarak kutlanıyor tüm dünyada.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1985 yılında demiş ki ''Yahu ben bu gönüllülük kavramını yaygınlaştırayım, dünya çapında bir duyurayım ve gönüllü programlarını arttırayım da insanlar birbirlerine hiçbir karşılık beklemeden yardım etmeyi öğrensinler,birbirleriyle dayanışmanın ne demek olduğunu bir idrak etsinler'' diye 5 Aralık gününü Dünya Gönüllüler Günü olarak kutlanmasına karar vermiş. 1985'ten bu yana Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 123 ülkede 5 Aralık çılgınlar gibi kutlanıyormuş :P

30 Kasım 2015 Pazartesi

Haruki Murakami - Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında

Bu aralar Murakami ile aşk yaşıyoruz desem yeridir nitekim aynı yazardan üst üste iki kitap okuma alışkanlığım yoktur. Bunun bende bir nevi alışkanlığa dönüşmesine izin vermek istemiyorum o yüzden Barış Bıçakçı'dan beri aynı yazara ait eserleri ardı ardına okumamaya çalışıyorum ama bu sefer kendime engel olamadım.


Haruki Murakami - Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında 


28 Kasım 2015 Cumartesi

Haruki Murakami - Koşmasaydım Yazamazdım

Murakami kitaplarını okudukça daha çok okuma isteği geliyor bana. Daha önce yazarın 3 kitabını okumuş ve ciddi anlamda etkilenmiştim. Sahilde Kafka benim favorim elbette :) İlk kez başlayacaklar için de bu kitabını şiddetle öneriyorum ama dediğim gibi okudukça okuma hissiyatımı yendim bu kez ve uzun bir aradan sonra bir Murakami kitabı ile yeniden buralardayım :)



Murakami candır ! :)

21 Kasım 2015 Cumartesi

Anne Frank'ın Hatıra Defteri

Uzun bir aradan sonra yine buralardayım. Bloga yazı girmeyeli baya olmuş ama bunda benim suçum yok ders çalışmaktan anam ağlıyor sonra hiç vaktim olmadığımdan okumalarım kaplumbağa hızında ilerliyor ama bundan şikayetçi değilim sindire sindire okuyorum ve geri kalan zamanımda da sahafları dolaşıyorum.

30 Ekim 2015 Cuma

Kendimi 11 Soruda Anlatıyorum ! :)

Merhabalar ! Kışa girmemizle beraber fena illet grip benimde burnuma yapıştı bırakmıyor haliyle evde sümüklü mendillerimle, polar eşofmanımla ve hazır çay- çorbayla ayakta duran bir Damla var. Bu durumdan nefret etsem de kışa girmeden bir kere hastalanıp bütün bir kış hastalanmayan bir canlıyımdır aynı zamanda :D


Bugün size kitaplardan,filmlerden ya da tiyatro oyunlarından bahsetmek yerine kendimle ilgili mini mini şeyler yazmak istedim. 11 soruda ben :)

29 Ekim 2015 Perşembe

Nermin Yıldırım - Unutma Beni Apartmanı

''Ama hayat romanlardaki gibi kati sonlarla bitmiyor. Verdiğimiz kararlar sonsuza dek koyduğumuz yerde uslu durmuyor.'' 

Nermin Yıldırım ismini şu sıralar çevremden çok işitir oldum biz kitap kurtları okumaya hevesli deliler birinden çevremizde çok söz ediliyorsa merak ederiz okumak isteriz illa ki. Bende ilk satırlarını okuyunca ''Aboo bu da kimmiş neyin nesiymiş?''  dedim ve ilk kitabından başladım bu hatun kişisini okumaya.

Nermin Yıldırım -Unutma Beni Apartmanı 

22 Ekim 2015 Perşembe

Ahmet Ümit - Beyoğlu'nun En Güzel Abisi

İnsanı mest edecek derecede yağmuruyla ''Hadi Damla bırak şu test kitaplarını yap bir kahve al kitabını da geç pencerenin karşısına keyif yap!'' Ankara'sından herkese selamlar ! Ankara şu son birkaç gündür güzel yağmurlu havasıyla beni mest ediyor haliyle zaten ders çalışmak istemeyen bünyemde kendi içinde isyan bayraklarını sallıyor. Eh napalım o isyan bayraklarını sallarken bende size yeni bitirdiğim Beyoğlu'nun En Güzel Abisi adlı Ahmet Ümit kitabından bahsedebilirim diye düşündüm.


Ahmet Ümit -Beyoğlu'nun En Güzel Abisi 


11 Ekim 2015 Pazar

Zülfü Livaneli - Leyla'nın Evi

Zülfü Livaneli benim en sevdiğim yazarların tepesinde yer alır öyle ki onun her yazdığı kitabı,yazıyı,öyküyü,denemeyi aynı heyecanla okumayı sürdürüyorum ve bundan inanılmaz bir keyif alıyorum. Şimdi size daha önce 3 kere okuduğum ve her okuduğumda ayrı bir tat aldığım Leyla'nın Evi kitabından bahsetmek istiyorum.


Kedim Şeftali :)

7 Ekim 2015 Çarşamba

Mine Söğüt - Beş Sevim Apartmanı

Mine Söğüt sevenler hele bi toplanıverin bugün size yazarın Beş Sevim Apartmanı adlı kitabını anlatıyorum sıkı tutunun hoplayacağuk !


Mine Söğüt ile tanışmam evvela geçen kış Madam Arthur ve Hayatındaki Her Şey kitabı ile başladı. Yazarın tarzı daha önce okuduğum hiçbir kadın yazarın tarzına benzememekle birlikte hiçbir erkek yazarın üslubuyla da uyuşmuyordu demiyorum yanından bile geçmiyordu. Demem şu ola ki bir Mine Söğüt kolay yetişmiyordu ve Damla bu yazarı cam bir fanusun içine koyup incelemeliydi. Nitekim bayramdan sonra verdiğim kitap siparişlerimin içinde Beş Sevim Apartmanı da vardı ve nihayet bir solukta tırsa tırsa okuyup bitirebilme cesaretini gösterebildim.

Anane evim :)

5 Ekim 2015 Pazartesi

Sarah Jıo - Elveda Haziran

Sarah Jıo deyince bir pembe furyası gözünüzün önüne gelsin. 2 sene önce D&R yaptığı harika indirimle tanıştım Sarah ile ve sonraki kitaplarını teker teker alıp okudum çünkü kendisi çok çok iyi yazmasa da kaleminde bir sihir gizliydi ve benim küçükken yemekten bıkmadığım pamuk şeker tadında kitaplar yazıyordu zamanla bu onu daha çok sevmeme ve aynı zamanda her kitabında kullanmış olduğu konularıyla onu daha çok eleştirmeme sebebiyet veriyordu. :)


Sarah Jıo'nun bütün kitaplarını okuyanlar ya da en az iki kitabını okuyanlar bilir ki yazar hep mutsuz kadınlar üzerinden hikayesine giriş yapar. Bu mutsuzluk genelde aldatan bir eş, kaybedilen bir bebek,kardeş veya anne ya da teyze olur ve bu kaybedişle birlikte yeni bir şehre taşınan mutsuz kadın genelde onu bekleyen bir gizemi çözmeye uğraşır o gizemin içinde debelenip dururken de karşısına bir prens çıkar kadın ona o da kadına aşık olur. İşte ben yazarda bu senaryonun farklı şekillerde ama aynı olay örgüsüyle önümüze koymasından çok sıkıldım. Evet kitaplarını okuyorum ve evet seviyorum da ancak bu örgüyü değiştirmezse korkarım ki Sarah Jıo Türk hayranlarını biraz bezdirecek.


Asma bahçemden :)

2 Ekim 2015 Cuma

E.L. James - Grey

Efendiiiim uzun zamandır hasbihal ettiğim sık sık kulaklarını çınlattığım kitap GREY en nihayetinde raflardaki yerini aldı ve bendeniz Damla'yı mutlu mesut etti. Etti etmesine de 2 günde de bitiverdi şu E.L.James'e bir mail atayım da ( tabii müthiş ingilişcemle :P ) öteki serileri uzun tutsun bari be valla doyamadım :D


Grey çıktığı andan itibaren Grinin Elli Tonu serisini okuyan herkes gibi bende bir merak içindeydim. Dokuz doğurdum kitabın çevirisi çıkana kadar. İngilizcesi her yerdeydi ama ben çevirisini bekledim. Bir de Elli Ton serisi okuyanlar bilir Pegasus yayınlarından çıkmıştı seri, GREY ise Doğan Kitaptan çıktı ve üzülerek belirtmeliyim ki çevirisinden hiç memnun kalmadım. Pegasus'a buradan sesleniyorum Eyy Pegasus birinci vazifen öncelikle Grey serisinin Türkiye'deki haklarını satın almak Doğan Kitaptan diğeri ise çeviri işini yine Elli Ton serisini kiminle hallettiysen onunla yola devam etmek !




kelebenkinnotdefteri.blogspot.com
E.L.JAMES - GREY 

1 Ekim 2015 Perşembe

Neler İzledim ?

kelebenkinnotdefteri.blogspot.com


Mutantlar soylarının tükenmemesi için zamanda yolculuk yapmak zorundadır zira gelecekte kamplara hapsedilmiş durumdadırlar. Sentinel'ler tarafından avlanıp öldürüldükleri için de nesilleri tükenmenin eşiğine gelmiştir. Mutantların soyunu kurtarabilmek için iki ezeli düşman Magneto ve Charles Xavier güçlerini birleştirirler. Planları Sentinel'lerin yarattığı vahşeti durdurmak üzerine kuruludur. Wolverine (Hugh Jackman), kendi kendini iyileştirebildiği için zamanda yolculuğun onda yol açabileceği yan etkiler yok olacaktır. Bu yüzden Wolverine'i Kitty Pryde'ın da yardımıyla geçmişe gönderirler. Trask Industries'in deneyler sonucu ürettiği Sentinel'lerin yapım aşamasına engel olacaklardır. Acaba bu konuda başarılı olabilecekler midir? 

30 Eylül 2015 Çarşamba

Sabahattin Ali - Kuyucaklı Yusuf

Sabahattin Ali ve Kuyucaklı Yusuf'u okumayan kalmamıştır demek istiyorum ama Kürk Mantolu Madonna kitabını bile daha yeni yeni okuyanları gördükçe dehşete düşmekle beraber okumayan bir kesimde olabilir diyorum haliyle.


Efendim uzun zamandır Sabahattin Ali okumayan bendeniz 3. kere sindire sindire okuduğum ve her okuduğumda kendini bana biraz daha aşık eden Kuyucaklı Yusuf efsanesinden sizlere biraz bahsetmek istiyorum. Evveliyatında ben Sabahattin Ali'yi çok çok severim ve bütün arkadaşlarıma mini mini sürprizler yapıp bu yazarın kitaplarını alıp onları okumaya sevk etmeye bu gönlü güzel,yazıları güpgüzel adamı daha yakından tanımalarını isterim. İşe de yarar çoğu zaman bir kitabını hediye ettiğim arkadaşlarım daha bir aya kalmadan büyük üstadın bütün eserlerini edinmişler ve sırayla okumaya başlamış olurlar bu da beni içten içe sevindirir ve yeni yeni Sabahattin Ali hayranları kazandırdım edebiyat dünyasına derim.


Sabahattin Ali - Kuyucaklı Yusuf 

28 Eylül 2015 Pazartesi

Emrah Serbes - Deliduman

''İnsan hayatında öyle bir an gelir ki önünde uzayıp giden karanlık yolda ilerlemekten başka çaresi kalmaz, geri adım atamayacak kadar yorgundur çünkü ve yerinde duramayacak kadar da yıkkın. Hayatta çoğu zaman asıl ihtiyacımız olan şey de budur işte, sağlam kalan parçalarımızı toplayıp kör bir kararlılıkla yolumuza devam etmek.''


Emrah Serbes'in en son çıkan kitabı Deliduman'ı konuşacağım bugün sizlerle az evvel okuduğunuz, kitapta beni çok etkileyen cümlelerden biridir bu yüzden açılışı bu cümleyle yapmak istedim.

Kütüphanede gezerken ben :P

25 Eylül 2015 Cuma

Kürşat Başar - Başucumda Müzik

Kürşat Başar'ı eminim bütün kitapseverler biliyorlardır. Yazarın son çıkarmış olduğu Yaz adlı kitabımı geçen yaz sonu okumuş ve çok da beğenmemiştim bana Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi kitabını anımsatmış aralarda bu iki eseri karşılaştırıp neleri ortak onları görmemi sağlamıştı. Sanırım aşk romanları hep aynı düzeyde ilerliyor bir yere kadar kavuşamama hali sonra da o kaybedilmiş aşkı bulma ve tam mutlu olunacakken sevgili mutlak ve mutlak ölüyor ve tabi ki mutsuz son kırık bir aşk hikayesi.

kelebenkinnotdefteri.blogspot.com


24 Eylül 2015 Perşembe

Neler İzledim ?




kelebenkinnotdefteri.blogspot.com

Cornell Üniversitesi’nde veterinerlik okuyan ve bölümün son sınavlarına hazırlanan 23 yaşındaki Jacop Jankowski, anne ve babasının bir trafik kazasında hayatlarını kaybettiği haberini alır almaz eğitimini bir kenara bırakarak gezici bir sirk trenine katılır. 

Sirk sahibi Jankowski’nin veterinerlik öğrencisi olduğunu öğrenince, kendisine hayvanların sorumluluğunu verir. Hayvanlar arasında eğitilmekte zorluk çıkartan sirkin asi fili Rosie ile veterinerlik öğrencisi Jankowski arasında sevgi dolu bir bağ oluşur ve delikanlı fili eğitmenin bir yolunu bulur.

21 Eylül 2015 Pazartesi

Hakan Günday - Azil

''İnsan kötülüğünden korktuğu için kendini cezalandıran bir yaratıktır. '' 

''Hayat yatılı bir misafirlik değil, günübirlik gidilen bir pikniktir.''

''Düşünce şeytandan,davranış Tanrı'dandır. Hangi düşüncenin davranışa dönüşeceğine karar verense insandır.''



Bu satırları okuyanlar benim kimden bahsedeceğimi şıp diye anladılar kocaman tebrik onlara. Bugün hatt-ı zatında sizleri Hakan Günday ve kitabı Azil ile tanış yapacağım daha önce yazarın Daha ve Az kitaplarını okumuştum bu okuduğum 3. kitabı ve yine ağır yazmış Hakan Günday. Hadi bakalım başlayalım madem Azil'i anlatmaya.

kelebenkinnotdefteri.blogspot.com
Hakan Günday - Azil

12 Eylül 2015 Cumartesi

Ece Temelkuran - Devir

Son zamanlarda Grinin Elli Tonu serisini okumamdan ötürü yaklaşık 50-60 sayfası kalan Devir'i bir kenara atmış bu seriyi bitirmeye odaklanmıştım. En nihayetinde seriyi bitirdim ve yarım kitabımla mutlu bir son yaşayabildim. Hadi takılın peşime sizi Devir ile tanıştırayım dostlar ! :)


Devir benim 3. Ece Temelkuran kitabım hatırlarsanız bir önceki kitabım Düğümlere Üfleyen Kadınlardı ve biraz elimde sürünmüştü ama kaçar mı benden onu da bitirdi bu kız !

kelebenkinnotdefteri.blogspot.com
Ece Temelkuran - Devir 

9 Eylül 2015 Çarşamba

Grinin Elli Tonu Üçlemesi (Fifty Shades Of Grey) - E.L. James

Herkese selam ! Yeni bir kitap yorumuyla buralardayım :)  Aslında seri demem daha mantıklı olur Grinin Elli Tonu serisini hemen herkes biliyordur zaten bugün 3 günde hatmettiğim seriyi size uzun uzun anlatmak detaylarıyla aktarmak istiyorum :)



Öncelikle 1500 sayfayı aşkın bir seriyi üç gün içinde nasıl okudum bilemiyorum. Normalde zaten çok okuyan biriyim çünkü işim bu okumayı seviyorum ve bunu bir yaşam tarzı haline getirdim ee zaten mezun olduğum bölümde Edebiyat olunca ister istemez kitaplara aşık biri oluveriyorsunuz. Tabi olmayanlarda var onları bu genellemeden çıkarıyoruz :)  


kelebenkinnotdefteri.blogspot.com
Christian Grey'e Jamie Dornan hayat veriyor.

3 Eylül 2015 Perşembe

Neler İzledim ?

Selamlar herkeslere ! Bu hafta neler izlemişim merak ediyorsanız lütfen postun altına yorumlarınızı atın sizin de bana tavsiye edecekleriniz olabilir :)

Hadi o halde başlayalım :)


Erkeklerle ilişkilerinde son derece seçici ve dikkatli olan Carly (Cameron Diaz), birkaç haftadır Mark (Nikolaj Coster-Waldau) birliktedir. Erkek arkadaşının ani bir şekilde şehir dışına gitmesinde şüphelenerek evine gider, ancak burada çok büyük bir sürprizle karşılaşır: Mark, uzun bir süredir Kate (Leslie Mann) ile evlidir. Bu ikili Mark'tan intikam almaya karar verdiklerinde, kendilerinden çok daha genç bir başka kadınla (Kate Upton) daha ilişkisi bulunduğunu öğrenirler. Bir araya gelen üçlü, Mark'ın hayatını cehenneme çevirmeye ant içecektir. Film çok eğlenceli bir sürü sakarlık,kadın-erkek ilişkileri üzerine harika bir komedi şiddetle tavsiye ederim ! :)






1 Eylül 2015 Salı

Jean Chrıstophe Grange - Taş Meclisi

Jean amcayı en son okuduğumda sanırım sene 2013 falandı son kitabını almış pür heves okumaya başlamış ve tabi ki dehşetler içinde kalmıştım. Kitabın adı Kaiken idi. Kitap Kardeşliği ile beraber okumuştuk yanılmıyorsam ve 2 sene aradan sonra ellerim beni yazarın bir başka kitabı olan Taş Meclisi kitabına gitti.


Uzun zamandır gerilim okumadığımı öncelikle bir itiraf edeyim son zamanlarda yaptığım kitap yorumlarından da anlaşılacağı üzere daldan dala durumdaydım. Bu okuma durumu bir nevi hoşuma gidiyordu nedeni hep aynı şeyleri okumak yerine farklı farklı şeylerin tadına varmak beni her zaman heyecanlandırmıştır ^^

kelebenkinnotdefteri.blogspot.com


Polisiye denilince bizde ilk isim Ahmet Ümittir dünyada ise Dan Brown ve Jean Chrıstophe Grange sanırım. Polisiye- gerilim türünden biraz uzak kaldığımı kabul ediyorum ama bir dahakine bu kadar ara vermemeye söz verdim kendi kendime.

30 Ağustos 2015 Pazar

Oğuz Atay - Korkuyu Beklerken

Oğuz Atay denilince akla hemen meşhur ''Tutunamayanlar '' kitabı gelir. Yazar bu kitabıyla tanınmış,sevilmiş, ilgi görmüş ve bu kitabıyla geniş kitlelerce tanınmıştır.


Ben yazarın ''Korkuyu Beklerken'' kitabını okudum ve size bu kitaptan biraz bahsetmek istiyorum. Kitap ''Kalabalık bir topluluk içindeydi, başarısızdı.'' cümleleriyle başlar, ve '' Ben buradayım sevgili okuyucum,sen neredesin acaba? '' cümlesiyle biter. Oğuz Atay'ın içinde 8 hikayesinin bulunduğu Korkuyu Beklerken,  yazarın hayatı anlama derinliğini, anlatımdaki zenginliği ile okuyucuyu çok farklı dünyalara götürmedeki ustalığını devam ettiriyor. Kitaba adını veren Korkuyu Beklerken kendini eve hapis eden kahraman ile başlayıp demir yolu hikayecileri ile sona ererken arada gazetelere derman maksatlı gönderilen mektuplara, beyaz mantolu adam'ın esrarına ve tavanarasında saklanan eşyaların yarattığı hüzne kapılıp gitmemize sebep oluyor.


kelebenkinnotdefteri.blogspot.com

29 Ağustos 2015 Cumartesi

Neler İzledim ?

Başarılı bir müzisyen olma hayalleri kuran Mia Hall, müzikal kariyerine Juilliard Konservatuarı’nda devam etmek ile hayatının aşkı Adam’ın yanında olmak arasında bir karar vermek zorunda kalır. Fakat tam bu karar aşamasındayken ailesinde yaşanan önemli bir olay Mia’nın tüm dengelerini alt üst edecektir. Şimdi vereceği karara hayat ve ölüm arasındaki çizgiyi belirleyecek ve sadece geleceğini değil tüm kaderini etkileyecektir. Film Gaye Formanın romanından uyarlandı ve izlenmeye değer ! 








Luke, eskiden şampiyonlukları olan bir boğa matadorudur ve eski parlak günlerine geri dönme arzusundadır. Sophia ise New York’un sanat camiasında hayallerinin işini kovalayan bir üniversite öğrencisidir. Luke ve Sophie’nin yolları bir şekilde kesişir ve ikisi de ideallerine ulaşmaya çalışırken ilişkileri çetin bir sınavdan geçer. Bu esnada kader ikisinin de karşısına Ira’yı çıkartır. Ira ve Ruth, Luke ve Sophia, zamanın ayırdığı, hayatları iç içe geçmeden önce pek de ortak noktası olmayan iki çifttir. Aşk, bilgelik ve deneyim içeren bir kutu eski mektupla, sevginin anlamını ve gerçek değerleri yeniden keşfeden Luke ve Sophia’nın sıra dışı aşk hikâyesini bize anlatıyor.



28 Ağustos 2015 Cuma

Neler İzledim ?





kelebenkinnotdefteri.blogspot.com

İlk filmimiz'' The Vow'' Ben bu filme bayıldım tam bir aşk ve sadakat filmi. Filmde hafızasını bir trafik kazası sonucunda kaybeden Page'in, kocası Lio tarafından hafızasını, evliliklerini yeniden hatırlatmaya çalışmasını anlatan ve hikayesi gerçek bir olaya dayanan The Vow sizi ekrana kilitlemeye yetecek diye düşünüyorum :)

26 Ağustos 2015 Çarşamba

Evde Temizlik Yaparken Terör Estiren Anneler

Temizlik hepimizin korkulu rüyasıdır her genç kız bir kere bunu tadacak,yaşayacak ve acı verici deneyimlerine katlanmak zorunda kalacaktır. Bugün size evde temizlik yaparken terör estiren annelerden söz edeceğim :D  Koltuklara sıkı tutunun gidiyoruz !!!



Kendi annemden örnekler vererek giriyorum olaya. Bir kere annem ben sana temizlikte yardım etmeyeceğim dersem bütün bir gün somurtur,duygu komalarına girer, ve '' Evde hizmetçiniz var zaten, siz bana hiç yardım etmeyin zaten ben olmasam bu evi bok götürür ! '' tabirleriyle beni el ense yapar oracıkta hayattan nefret ettirir,kan kusturur ve o kanı da etraf pis olmasın diye de temizlettirir :D   Bu ve bunu gibi bir ton laf yiyen çaresiz ben el mahkum söylene söylene kendinden geçen caaağnım anama yardımlarda bulunur,onun üzerindeki yükü hafifletmeye çalışırım ama ne hikmetse sevgili annem benim yaptığım hiç bir işi beğenmez ve benim arkamdan onlarca kere tekrar yapar dahası '' Orayı temizledin mi Damla, oranın tozunu almadım ben ama sen aldın mı, yerler iyi süpürülmemiş ama bak burada bir sürü kıl var ama !! '' diyerekten beni beni beni Bihterini intihara kadar sürükler. Bende onun bu serzenişlerine karşılık ''Beğenmiyorsan kendin yap anne veya benim arkamdan nasıl olsa tekrar ve de tekrar temizlik yaptığın için tasalanma'' der ve iki saat ona benim hakkımda söylenme şansı tanırım.

23 Ağustos 2015 Pazar

Oya Baydar - O Muhteşem Hayatınız

Hangisi gerçek hayatım benim ? Kendi yaşadığım mı yoksa onun anlattığı mı ?


Oya Baydar'ı Elveda Alyoşa ile tanıdım geçen yaz yine bir sahaf gezisi sonucu ellerimin gittiği kitapları toplayıp dükkan sahibi ile sıkı bir pazarlığa girişmiştim. Kazanan ikimiz de olmadı ancak madem bu kadar para ödeyeceğim bari bir kitap daha alırım deyip Elveda Alyoşa kitabına uzanmıştı ellerim. Oya Baydar'ı o kitapla çok iyi tanıyamamıştım ama şu an size anlatacağım O Muhteşem Hayatınız adlı eserinin bende çok önemli bir yer edindiğini,içimde onlarca kelebek uçurduğunu söyleyebilirim. Kitabı dün bitirdim normalde bugüne bırakırdım ama o kadar güzeldi ki merakıma yenik düştüm ve bitirdim.



oya baydar


Kitap Can Yayınlarından çıkmış toplamda 478 sayfalık bir eser.

22 Ağustos 2015 Cumartesi

Far From The Madding Crowd

Öykücü Thomas Hardy' i tanıyanlarınız varsa şu tepede attığım başlık çok da yabancı gelmemiştir hiçbirinize.  Kitaplardan uyarlanan yeni ve başarılı bir filmden Far From The Madding Crowd'dan bahsetmek istiyorum sizlere.


Türkçe ismiyle ''Çılgın Kalabalıktan Uzak'' Thomas Hardy'nin yazmış olduğu bir kitap ve yapımcıların şu kitapları sinemaya uyarlayalım biraz da bizim cebimiz dolsun niyetiyle yapılmış ama hiçbir masraftan en nihayetinde kaçılmamış kitabı birebir beyaz perdeye başarılı bir şekilde aktarmış çok güzel bir film. Hazırsanız Çılgın Kalabalıktan Uzak seyri başlasın !


Filmin uyarlama olduğundan ve Thomas Hardy'nin öykü kitabından alıntı olduğunu demiştim zaten. Filmin başrollerinde belki daha önceden de hatırlarsınız Muhteşem Gatsby, Beni Asla Bırakma, Aşk ve Gurur filmlerinden de tanıyacağınız Carey Mulligan (Bathsheba Everdene) var. Carey Mulligan'a Mattias Schoenaerts (Gabriel Oak) ve Micheal  Sheen (William Boldwood) eşlik ediyorlar. Yönetmen koltuğunda ise Thomas Vinterberg oturuyor.

21 Ağustos 2015 Cuma

Big Eyes

İzlemek istediğim filmleri eritiyorum tek tek bunları izledikçe de sizinle paylaşıyor ve izlenimlerimi paylaşmayı ihmal etmiyorum elbette. Sınavdan sonra haliyle baya vaktim kaldı ama bu sefer de YDS ile başım belada bende fırsat bu fırsat İngilizcemi ilerletmek için film izleme seanslarıma hız verdim ve dün akşam tadı damağımda kalan bir filmden sizi de haberdar etmek istedim. Hadiii başlıyoruz film gezgini Damla'nın arşivine dalalım ! :)



Tim Burton denince aklınıza ilk ne gelir bilmiyorum ama benim aklıma ilk Big Fish gelir ki yönetmen koltuğunda kendileri oturuyordu ortaya uyarlama olmasına karşın kitaba çok çok yakın bir film çıkardı ve bendeniz Damla'nın da ona olan hayranlığı kat be kat katlandı. O filmi ne zaman daralsam açıp izlerim mesela başucu filmlerimdendir şimdi yine Tim abimiz Mart 2015'te vizyona soktuğu benimde dün akşam izlemeye nail olduğum Big Eyes ( Büyük Gözler) filmini gerçek yaşamdan kurgulayıp çekmiş ee !! bana da izlemek düşerdi ne de olsa koskoca bir Tim Burton gerçeği var ortada :)
big eyes



20 Ağustos 2015 Perşembe

Facebook'a Çeyrek Butonu Koysunlar

Evlilik sezonu sizin sosyal medya hesaplarınızda da açıldı mı bayanlar baylar ! Bende bir açıldı pir açıldı maşallah öyle böyle değil bu sezon sosyal medya hesabım evlenenlerle dolup taşmış öyle ki bu yıl altın çağını yaşıyor olabilir kanımca çünkü geçen arkadaşlık listeme bakayım kimler evlenmiş kimler doğurmuş diye aman bir de ne göreyim benim gibi mazbut bekar sayısı bir elin beş parmağını geçmiyor :D  Eee haliyle bir psikolojik travma yaşadım bir bitim kanlandı evlenenlerin,yeni doğuranların dedikodusunu benim gibi bekar arkadaşlarımla yaptık. Cümle tam olarak şuydu:


19 Ağustos 2015 Çarşamba

İnci Aral - Kendi Gecesinde

İnci Aral benim en sevdiğim kadın yazarlar arasındadır. Naif,sade ve en önemlisi de yazdıklarıyla kendini taze tutan yenilikçi bir yazardır. İnci Aral deyince aklıma bir sürü şey gelir bir kere nefreti,cinselliği,aile ilişkilerini,geçmiş ve yaşanmış olan politik olayları anlatmadaki ustalığı ile beni baştan çıkarır her zaman. Özellikle aile ilişkilerini anlatmada ve kurgulamadaki özverili anlatım tarzına hayran olmuş ve yine bu tarzda yazan Ayşe Kulin'den onu her zaman bir adım önde tutmuşumdur.


İnci Aral'ın son kitabı ''Kendi Gecesinde'' raflardaki yerini alınca hemen okumak istemedim haliyle hemen çıkan kitapları alıp okumama gibi bir alışkanlığım var bundan daha öncede söz etmiştim. Öykü yazarlığından sonra kariyerine roman ile devam eden İnci Aral'ın yeni kitabını bende dört gözle bekleyen okurlarından biri de bendim. Yazarın bundan önce yayımlamış olduğu ''Şarkını Söylediğin Zaman'' adlı kitabı beni 80'li yılların o darbeli dönemlerine götürmüş ve yine tutkulu aşkların,bitmek bilmeyen aile çatışmalarının içine bırakıvermişti usulca. Hal böyle olunca kütüphanede bulunca biraz bakıştık ve çok nazlanmadan ellerime geldi bu kitap bende zamanının geldiğini anladım ve usulca aldım raftan en nihayetinde 3 günlük yolculuğumuza başladık ve bugün son noktayı koyduk.

kelebenkinnotdefteri.blogsopt.com

Hazırsanız yine bir yolculuğa çıkalım ve velhasıl bakalım İnci Aral'ın son kitabında Damla kulunuz neler okumuş neleri sevmiş,nelerden nefret etmiş,neleri beğenmemiş ya da eksik görmüş :)

18 Ağustos 2015 Salı

The Age Of Adaline

Romantik filmleri oldum olası çok severim ama kast ettiğim zengin kız fakir mottosu olan filmler değil elbette konusu özgün,çarpıcı,şaşırtıcı filmlerden bahsediyorum. Son bir aydır beni böyle çarpan bir film izlememiştim açıkçası hiç vakit kaybetmeden bu filmi sizinle de paylaşmak istedim.


Gossip Girl tutkunları vardır eminim aranızda ve oradaki sarışın hatunumuz taze anne yeni evli ve Scarlett Johannes'in eski kocasıyla büyük bir aşkla evlenen kişi tabi ki Blake Lively bu filmin başrolünde efendim. Filmin diğer başrol oyuncuları Michiel Huisman (Ellis Jones) ve Indiana Jones serisinin her daim yakışıklı kişisi Harrison Ford (William Jones) yer alıyorlar. Filmin yönetmen koltuğunda ise Lee Toland Krieger oturuyor.




Filmin konusuna hızlı bir geçiş yapıyorum önce. Adaline (Blake Lively) 1920'lerde yaşayan genç bir kadındır ancak mühendis olan kocasını bir inşaat kazası sonucu kaybetmiş 5 yaşında olan küçük kızıyla tek başına kalmıştır. Hayat Adaline için artık kolay olmayacaktır kocasının ölümünden bir süre sonra annesinin evinden kızını almaya giderken bir kaza geçirir ve Adaline Bowman'a bu kazadan sonra  bir ödül bahşedilir o ödül hiç yaşlanmama ödülüdür yani Adaline hep 28 yaşında kalacaktır ve hiç yaşlanmayacaktır. Bir nevi ölümsüzlük kazanan Adaline kazadan sonra bunun tam olarak farkına varamasa da yıllar geçtikçe bedeninde hiçbir değişim yaşamaması onu şaşkınlık yaşamasına ve bu olayı hem kızını hem de kendini koruması için sürekli kaçak hayatı yaşamasına sebebiyet vereceğinden son derece tedirgin bir hayat geçirmesine sebep olacaktır.

 The Age of Adaline

16 Ağustos 2015 Pazar

Dıvergent - Insurgent

Açlık Oyunlarını hatırlayanlar varsa hadi bi elleri görelim evet evet benim de en sevdiğim seridir hele de koyu bir Jennifer Lawrence hayranı olarak oyuncunun bu seri ile çıkış yakaladığını ve başrollerini Bradley Cooper ile paylaştığı Umut Işığı filmiyle en iyi kadın oyuncu Oscarını kucakladığını düşünürsek bu seri ona baya bir ün kattı :)



Elbette lafa Açlık Oyunları ile girip size en az onun kadar harika bir seriden bahsetmek istiyorum. Distopik toplumlar her zaman ilginç gelmiştir bana hele de Açlık Oyunlarından sonra bu tarz filmlerin müdavimi oldum. Sınavlarım bitince ee bit -tabi deli gibi film izlemeye başladım ve size bugün Uyumsuz serisinden bahsetmek istiyorum. Hadi takın kemerleri yola çıkıyoruz uçuyoruz !
uyumsuz filmi

15 Ağustos 2015 Cumartesi

Ece Temelkuran - Düğümlere Üfleyen Kadınlar

Ece Temelkuran'ın Düğümlere Üfleyen Kadınlar adlı kitabını sıcak bir yaz akşamında kitapçıda görüp almıştım iki sene evvel. Aldığım kitapların bir zamanı olduğuna inananlardanım ne zaman ve nasıl okunacakları bellidir ama bize malum olmaz. İşte bu kitapta benim için öyle oldu.


Ankara sıcak çok sıcak elbette bu esmiyooo capslari can sıkmaya başlasa da bir gerçek var ki ortada o da ciddi şekilde Esmiyoo :D  oluşu ve benim mevsimim kesinlikle kış hem kitap okumak için en ideal mevsim hem de bu sıcakta kesinlikle çay kahve içilmiyor.


Düğümlere Üfleyen Kadınlar


Ece Temelkuran'ın okuduğum bu ikinci kitabı. Bu kitabı da alalı 2 yıl geçince haliyle artık okumanın vaktinin geldiğini düşünüp pür heves raftan indirdim. Kitap 471 sayfa ve Everest Yayınlarının baskısı benim okuduğum. Kitabı okurken altını çizdiğim çok satır oldu özellikle yazarın kelimelerine hayran kalmamak elde değil zaten Ece Temelkuran son derece zeki ve kelimlerin hissiyatına aşina bir yazar bence. Çok genç yaşta ilk kitabını çıkaran yazar kısa zaman içinde geniş bir okuyucu kitlesini de peşinden sürüklemeyi bilmiş. Hadi gelin şimdi size kitaptan bahsedeyim.
Ece Temelkuran

Kitap 4 kadının kendilerini tanımaya çalışmalarını öyküsü ve bu öykü bir yolculukla başlıyor. Madam Lilla, Amira, Maryam ve gazeteci kızımız çıktıkları bu yolculukta Madam Lilla'nın kalbini kıran adamı ararken aslında kendi dünyalarına içsel bir yolculuk yapıyorlar. Bu dört kadının hikayesi başlarda birbirlerinden bağımsız olsa da yolculuğun vermiş olduğu sıcaklık,samimiyet ve birbirlerini sahiplenme duygusu ile git gide birbirlerine bağlanmalarına sebep oluyor. Madam Lilla'nın intikamını almaya çıkan bu kadınlar aslında kendi hayatlarını sorgulayacak yaşamlarının en zorlu kararlarını alacaklardır.

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Mission İmpossible - 5 Rogue Nation

Görevimiz Tehlike serisi benim çocukluk serim. Tom Cruise ise benim çocukluk aşkım. Görevimiz Tehlikenin yeni filmi çıkınca hemen gitmek istemedim biraz zaman geçsin istedim ve dün itibariyle gidip izledim izledim de biraz hayal kırıklığı yaşadım.


Filmin hikayesi bilindik diğer seriler gibi bir hikaye ile başlıyor. Kahramanımız Ethan yani Tom Cruise ve ekibi IMF bu zamana kadar ki en tehlikeli ve en zorlu düşmanla karşılaşıyorlar. IMF'i ortadan kaldırmayı hedefleyen uluslararası bir dolandırıcılık örgütü olan Sendika'nın tehlikeli faaliyetlerinden kurtulmayı hedefleyen IMF zorlu bir mücadelenin içinde bulurlar kendilerini. Bu zorlu macera hem Ethan'ı hem de ekibini zora sokacaktır kuşkusuz.


11 Ağustos 2015 Salı

Senden Bana Kalan

Kore filmlerini oldum olası çok sever çok beğenirim değişik, kendilerine özgün senaryoları vardır ve duygu yüklüdür filmleri. Ne yazık ki bizim sinema anlayışımız kopyala ve yapıştır olduğundan bilumum Kore filmlerini alıp alıp kopyalamaktan bir hal olduk. Bunun son örneği de  Senden Bana Kalan adlı filmdir.


Evim Sensin ve Benim Dünyam filmlerini hatırlarsınız ikisi de Kore sinemasından alınmadır. Evim Sensin'i izlemeyi reddettim ancak Uğur Yücel'i sevdiğimden Benim Dünyam'a bir şans verdim zira iyi de oldu sevdim ancak her iki filminde gerçek versiyonlarını izlediğimden bizimkilerin yapmaya çalıştığı şeyin sadece gişe başarısı olsun da ne olursa olsun mahiyetinde olduğunu kavramak güç olmadı. Her neyse şimdi size Senden Bana Kalan filminden bahsetmek istiyorum.


Evvela Bir Milyonerin İlk Aşkı filminin versiyonu olduğunu söylemem gerek. Tahmin ettiğiniz gibi onu da izledim. Dün akşam film ararken bu sezon Bana Masal Anlatma ve Mucize dışında hiç yerli film seyretmemiş olduğumu fark ettim. Filmin linkini bulunca şansımı denemek istedim. Başrollerini Neslihan Atagül ve Ekin Koç'un paylaşıyorlar. Elif karakterine Neslihan Atagül, Özgür karakterine Ekin Koç hayat vermiş.

10 Ağustos 2015 Pazartesi

Mahir Ünsal Eriş - Dünya Bu Kadar

Mahir Ünsal Eriş deyince hemen aklıma 80'li yıllar gelir. Okuyanlar bilir ve blogumu takip edenler de hatırlayacaktır yazarın Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde adlı kitabını okumuş ve 90'lı yılların çocuğu olarak 80'lerin çocuğu olmanın çok başka olduğunu o kitapta hissettiğimi belirtmiştim.



Mahir Ünsal Eriş'in 3.kitabı Dünya Bu Kadar nisan ayında raflarda yerini alınca hemen pür telaş alıp okumak istemedim. Neden mi ? Nedeni çok basit :) Herkesin aynı anda okuduğu bir kitabı ben okumam da o yüzden :) Bir tercih meselesi deyin ya da okuma zevki olarak nitelendirin ya da alışkanlık olarak görün ama bildiğim tek bir şey var o da yeni çıkan kitaplara hemen almalıyım, okumalıyım gözüyle bakmadığım :)   Herkesle eş kaza aynı zamanda okunan bir kitap yerine kimsenin tercih etmediği bir zamanda okunan bir kitabın büyüsü bambaşkadır bende nitekim benden önce okuyanların yorumlarını okurum, ekşi sözlüğü açıp bir bakarım,yazarın yeni kitabıyla ilgili bir ton röportajını okurum falan filan. Kıymetli ömrümüz az ne de olsa ve benim yapabildiğim en iyi şey yazmak,okumak ve çizmek olduğundan az olan ömrümü en iyi kitaplarla değerlendirmek bir nevi hakkım.


Her neyse hadi takın kemerleri sizi soluksuz bir Dünya Bu Kadar turuna çıkarayım gençler !


Ayfer Tunç'un Bir Deliller Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihini okuyanlar var mı aranızda ? Ben geçen yaz okumuş ve yazara hayran kalmıştım işte bu kitabı okuyup sevenler hiç tereddüt etmeden Dünya Bu Kadar kitabını alabilirler çünkü onun tarzında ve Ayfer Tunç'un örgüsüyle harmanlanmış bir kitap.


7 Ağustos 2015 Cuma

Bilge Karasu - Gece

''Bir olanaksızlığa inanmak istemeyebilir kişi, ama onu kabul etmek gerekince de içi parçalanmadan yaşamını sürdürebilir. Oysa düzeltmenin yalnızlığı,yeryüzünde sönen her yüzeyle acılaşıyor,daha daha daha acılaşıyorsa, çok düşünüp bulamadığı bir sorun karşısında eli kolu bağlı kalmasından.''


Bilge Karasu'nun yeni bitirdiğim ''Gece'' isimli kitabından bir cümleyle hepinize merhabalar :)

Bilge Karasu, benim favori yazarlarımdandır ve okuması zor olan kitapları yazan usta bir yazardır. Bugün size Gece adlı kitabından bahsedeceğim umarım ben bahsettikçe sizin de onu tanımanıza vesile olabilirim. Bilge Karasu'nun daha önce ''Ne Kitapsız Ne Kedisiz'' adlı kitabını okuyan ben çok uzun zaman sonra kütüphanede dolanırken elime gelen Gece kitabıyla ona fazlaca ara verdiğimi anımsayarak bu arayı uzatmamaya karar verdim. Bilge Karasu'yu daha önce okuyanlar onun ne kadar güzel ve zarif bir dille okurlarına seslendiğini bilirler dahası Karasu Türkçeyi en iyi kullanan yazarlarımızdandır ve eserlerini okumak ciddi bir alt yapı gerektirir öyle herkesin okuduğu pembe kitaplarla karıştırmayın bir üstattan bahsediyoruz :)


Gece, belli bir örgüsü olayı olmayan bir kitap dahası birer sayfalık notlardan oluşuyor yani okurken bir sayfayı hemen bitiveriyor ancak kelimeleri ve onları birbirine bağlayan cümlelerin girizgahlarının iyi okuması gerektiği kanaatinde olduğum bir eser. Gece bir nevi sona ererken her şey gün ışığına çıktı ve Bilge Karasu beni yine kendine hayran bıraktı.

5 Ağustos 2015 Çarşamba

Ayfer Tunç - Ömür Diyorlar Buna

Ayfer Tunç deyince bende akan sular durur durur ki öyle böyle değil. Ayfer Tunç'u her okuduğumda diyorum ki bu nasıl bir kadındır,nasıl bir yazardır bu nasıl bir yazmadır kadın kendini aşmış kendi kendisiyle yarışır olmuş :)



Heyhat ben her Ayfer Tunç okuduğumda yeni yeni şeyler öğrenirim dipnotlar alırım. Yazarın en son okuduğum ve size bahsedeceğim kitabında da pek çok şey öğrendim kendimce mini mini notlar aldım sizlerle de hepsini olmasa da bir kısmını paylaşma hevesindeyim ^^


Ömür Diyorlar Buna yazarın okuduğum 8.kitabı. Okumadığım 3 kitabı kaldı ve hemen bitirme niyetinde değilim zira yazarlık zor vesselam hemen kitap çıkaramıyorlar bende biraz tasarruflu tüketmeye çalışıyorum Ayfer Tunç'un eserlerini.


Ömür Diyorlar Buna yazarın çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmış ve çoğunlukla gerçek hayattan alınmış hikayelerinin bir kitapta toplanışı. Kitapta yazarın yaşamından,yaşadıklarından gördüklerinden yola çıkılarak yazılan hikayeler var. Şapkacı Arlet, film yıldızı olmaya heveslenen Alev, Aylin Işık, yıllarca Mit'te çalışan Fatma Bayraşevski'den Doktor Manuk'a kadar uzanan bu yazılar her birimizin ömürlerinden bir parçayı da dokunaklı bir hikaye şeklinde bize sunuyor.



Kitapta aynı zamanda Zeki Müren,Mina Urgan, Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Nazım Hikmet'ten de bahsedilmiş. Mina Urgan'ın yazılarında çok titiz ve disiplinli olduğunu ve yazar Ayfer Tunç'un Bir Dinazorun Gezileri adlı kitabının editörlüğünü yaptığını kitaptan öğrendim ben ayrıca Mina hanım ölmeden onu hastanede ziyaret ettiğini,imza gününde hiçbir okurunu kırmamaya çalıştığını ancak sağlık sorunları yüzünden hiçbir okuruyla yakından ilgilenemediğini de yazmış. Bununla beraber Yahya Kemal'i hımbıl ve şişman bulduğunu ve hiçbir zaman bir şair olarak saymadığını da öğrenmiş oldum :)   Hüseyin Rahmi'nin ölmeden evvelki son sözü ''Kedilerime iyi bakın '' olmuş bunu bilmiyordum mesela :) sonra hanım arkadaşları Hüseyin Rahmi için reçelleri de en az romanları kadar güzelmiş diye söylerlermiş bu da ilginç bir anekdot :)


Kitapla alakalı daha çok şeyler yazabilirim buraya ama en iyisi bu güzel kitabı siz alıp okuyun o zaman neden bu denli Ayfer Tunç'u tutkuyla sevdiğimi anlayacağınızı umut ediyorum :)

4 Ağustos 2015 Salı

Halide Edip Adıvar - Ateşten Gömlek

Son zamanlarda fark ettim ki hiç Kurtuluş savaşı veya Cumhuriyet dönemi yazarlarından bir kitap okumamışım halbuki günümüz yazarlarından çok bizim asıl okumamız gereken Kurtuluş dönemi,Cumhuriyet dönemi yazarlarının eserleri benim için.


Kışın bana bir güzellik yapıp İstanbul kitap fuarına gidemediğim için üzüldüğümü gören İlgi bana Halide Edip'in Ateşten Gömlek adlı kitabını alıp yollamıştı. Ne kadar sevindiğimi size söylememe gerek yok sanırım :) Bazen sizlerden kilometrelerce uzak olsa da sizi düşünen kitap dostlarınızın olması insanı çok mutlu ediyor. İlgi de benim çok değer verdiğim kitap dostlarımdan bir tanesi :)


Halide Edip Adıvar'ın daha önce Sinekli Bakkal ve Vurun Kahpeye adlı kitaplarını okumuş olan ben çok geciktirmeden bir kaç gün önce bu kitaba başladım. Halide Edip'i tanıyan ya da benim gibi edebiyat mezunu olanlar varsa onun İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu olduğunu, Bir Dinazorun Anıları gibi pek çok kitabın da yazarı olan Mina Urgan'ın hocası olduğunu da bilirler eğer bundan haberiniz olmadıysa artık şimdi bilgi sahibi oldunuz :)
Ateşten Gömlek

Kitabın konusuna geçiyorum hemen. Kurtuluş savaşı yıllarında yolları kesişen Ayşe,Peyami ve İhsan'ın hikayesidir Ateşten Gömlek.

31 Temmuz 2015 Cuma

John Green - İlk Aşk

Kötü kitap yoktur sadece iyi bir olay örgüsünden yoksun ve hikaye dediği konuyu iyice çekiştirerek saçmalayan yazar vardır. Şimdi diyeceksiniz ki bu kız ne der ? Demem o sevgili kitap kurtları John Green ve İlk Aşk kitabını satın almayın neden mi anlatıyorum efendim :)


John Green'in çok değil yaklaşık birkaç ay önce bestseller olan Aynı Yıldızın Altında kitabını okumuş ve elimden geldiği kadar burada yorumlamıştım. Kitap çok çok muhteşem değildi lakin konusu saçma değildi belli bir olayı vardı. Kız hastaydı oğlan hastaydı aşk gerçekten vardı ve sonu acıklı bitiyordu yani demem o ki beni İlk Aşk kitabı kadar bunaltmadı :D


Yalan söyleyemiyorum İlk Aşk elimde çok süründü ve hiç okuma istediği veremedi. Araya bir sürü akıcı kitap soktum bitirebilmek için ama nafile o kadar sıkıcıydı ki bitirene kadar kriz geçirmeme sebep oldu :)

Kitabın konusu Colin Singleton'ın süreki takıntı haline getirdiği Katherine isimli kızlar onlarla kısa süren ilişkileri ve her defasında terk edilmesi. Tam tamına 19 Katherine tarafından terk edilen Colin'in, arkadaşı Hasan ile beraber bir yolculuğa çıkması ve burada yarattığı tüm romantik ilişkilerin geleceğini hesaplamayı uman bir dehanın hikayesi anlatılıyor.

30 Temmuz 2015 Perşembe

Haruki Murakami - İmkansızın Şarkısı

Haruki Murakami okumaları tüm gücüyle devam ediyor benim için. Yeni bir yazar ve yeni bir edebiyat keşfetmenin yanı sıra bu adamı okurken çok çok bilgilendiğimi de bu kitabıyla belirtmeden geçmek istemem doğrusu.

Sahilde Kafka benim ilk okuduğum Murakami kitabımdı. Kafka Tamura'nın hikayesi gayet doyurucu olmakla beraber okudukça okumak ve Murakami'nin o eşsiz yorumu ile taçlandırdığı dünyadan çıkmak istememiştim kendi adıma. O kitaptan sonra biraz ara verdim haliyle ardından kütüphanede İmkansızın Şarkısı'nı görünce neden 2. Haruki Murakami kitabım bu olmasın dedim. Bu kitapla alakalı yazarın kitabı gereğinden fazla uzattığı ile ilgili duyumlar alınca biraz ürkmedim desem yalan olur haliyle ama sonradan Murakami yine yapmıştır yapacağını dedim ve üç gün önce onu okumaya başladım ve elbette kitabı az önce bitirince sizinle paylaşmak istedim. İmkansızın Şarkısı tek kelimeyle mükemmel ötesi !!


Hemen kitabın konusuna geçmek istiyorum. Vatanabe 19 yaşlarında olan bir üniversite öğrencisidir ve çok yakın arkadaşı Kizuki'nin ölümüyle adeta yıkılır. Kizuki onun en yakın dostlarından biridir ve bu ölüm bir anlamda onu yaşam karşısında yalnızlaştırır nitekim Vatanabe Kizuki'nin kız arkadaşı Naoko'ya içten içe sevmektetir. Naoko ise erkek arkadaşının ölümüyle adeta yıkılır ve çareyi ortak arkadaşları Vatanabe'ye sığınmakta bulur. Bu ölüm iki genci birbirine yaklaştıracak ve aralarında duygusal bir yakınlaşma başlayacaktır. Çok geçmeden Naoko da Vatanabe'yi sever ama aklının bir köşesinde hala ölen erkek arkadaşı vardır. Naoko'nun bu hassas durumundan faydalanmak istemeyen Vatanabe ona karşı onun istediği biçimde yaklaşır ancak Naoko'nun psikolojik sorunları derinleşir ve okulunu burakır bir süreliğine bir kilniğe yatar. Bunu öğrenen Vatanabe ona sürekli mektup yazar ve arada o isterse onu ziyarete gitmeyi sürdürür. Bu şekilde aylar geçerken Vatanabe okulda çekici bir kız olan Midori ile tanışır ve aralarında bir yakınlaşma başlar.


27 Temmuz 2015 Pazartesi

Ahmet Büke -Kumrunun Gördüğü

Öykü okumayı çok severim çok da seçiciyimdir bana göre herkes öykü yazmayı beceremez. Romanı herkes yazabilir ama öykü risklidir. Nitekim bunu bir kez daha anladım ben geçekten bir öyküsever olmuşum. Benim belli başlı öykücülerim var misal bir Sait Faik bir Cemil Kavukçu ve son dönemlerde adını sıkça duyduğumuz Sinan Sülün ile Yalçın Tosun.


Bugün size Ahmet Büke ve kitabı Kumrunun Gördüğü kitabından bahsedeceğim. Takın kemerleri uçuşa başlıyoruz. Öncelikle Ahmet Büke ismini geçen yaz bir arkadaşımdan duydum duyunca da kafamda otomatikman yer etti ve şartlar olgunlaşınca bu adamın kitabını da okumalıyım dedim kendi kendime. En nihayetinde geçen gün gittiğim D&R 'da Can Yayınlarının kampanyasını fark ettim. Aralarında Ahmet Büke'nin de olduğu pek çok yazarın kitabı da indirimdeydi bende fırsat bu fırsat aldım ve elimdeki kitabı bitirir bitirmez başladım. 


Bir kitap hakkında olumsuz şeyler yazmak hele de zorla okuduğum bir kitapsa bu inanın bana acı veriyor. Sonuçta ortaya konulan bir emek var ama inanın bana çok okuyan özellikle de öykü kitaplarına çok düşkün bir okur olarak üzülerek belirtmeliyim ki yazarın bu kitabını son iki öyküsü haricinde beğenmedim. Bana göre gözlem gücünü yansıtmada çok çok başarılı olsa da öykücülüğün sihrinde sadece gözlem yoktur. Yazar hikayeyi karşı tarafa geçiremezse eğer o duyguyu hissettiremezse vasattan öte yol yoktur ona öykü diyarında. Kitabın son iki hikayesi benim için kitabı kurtarmaya yetmedi. Sağlam bir öykü adamı bana göre aynı zamanda bir duygu adamı da olmalı. Ahmet Büke'nin bu kitabı ödül almış bir kitap üstelik. Sait Faik Hikaye Armağanı (2011) almış bir kitap olarak bende çok da iyi bir izlenim yaratmadı.

25 Temmuz 2015 Cumartesi

More Than Blue

Kore filmlerini oldum olası çok severim. Konuları sıradan değildir, içtendir ve sizi sarar en önemlisi de sizi çeken bir şeyler mutlaka vardır.


Uzun zamandır Kore sinemasından bu kadar güzel bir film izlediğimi hatırlamıyorum. İzleyenleriniz varsa Özcan Deniz'in Evim Sensin filmi de Hatırlanacak Bir Anı filmiyle Kore sinemasından alınmıştır. O filme gitmeyi reddettim nitekim bizimkiler bir türlü kendi fikirleriyle bir şeyler üretemiyorlar olan güzel şeyleri de yerin dibine sokmayı ihmal etmiyorlar. Her neyse hadi şimdi size biraz filmden bahsetmek istiyorum etkisi hala üzerimdeyken.



Aşk nedir sizce ?

Aşk neye benzer?

Aşkı nasıl tanımlarsınız ya da nasıl sevilmek isterdiniz ?

More Than Blue uzun süredir aklımdaydı ancak az önce izleyebildim. Kore yapımlarını ayrı severim zaten en favori filmlerimden biri de Hatırlanacak Bir Anı adlı filmdir ki onu da izlemediyseniz şiddetle tavsiyemdir.


K ve Cream'in hikayesi More Than Blue. İkisi de yetim büyümüş küçük yaşta yalnız kalmışlar aynı lisede okurken birden tanışıyorlar daha sonra Cream K'nın evine yerleşiyor ve beraber yaşamaya başlıyorlar. Yeri geliyor birbirlerine annelik babalık ediyor yeri geliyor birbirlerini sarıp sarmalayıp acılarını dindirmeye çalışıyorlar. Bir zaman sonra K, Cream'e deliler gibi aşık oluyor ama bunu söyleyemiyor çünkü kanser ve sayılı günleri var. Ölmeden tek istediği ise Cream'in mutlu olduğunu görmek ve onun iyi bir adamla evlilik yapmasını sağlamak. Bir gün Cream çok iyi bir doktor ile tanışır ve K'ya adama aşık olduğunu söyler bunun üzerine harekete geçen romantik kahramanımız K adamın her şeyini araştırır ve onun Cream için uygun bir eş adayı olduğunu anlar ancak ufak bir sorun vardır adam nişanlıdır ve K, Cream için fedakarlık yapacak adamın nişanlısından ayrılmasını sağlayacaktır. Kadınla konuşan K, ona durumu anlatır hasta olduğunu yakında öleceğini ve sevdiği kızın nişanlısına aşık olduğunu söyler. Kadın K'nın istediğini tek bir şartla yerine getireceğini söyler kadın bir fotoğrafçıdır ve K'nın onun için modellik yapması karşılığında nişanlısından ayrılacağını dile getirir. K bu teklifi kabul eder Cream için.

23 Temmuz 2015 Perşembe

Ahmet Ümit - Kukla



Ahmet Ümit ile tanışmam hasbihal etmem Bab-ı Esrar ile başladı efendim nitekim üniversite 1. sınıfta iken adını çokça işittiğim Ahmet Ümit'i çekip çıkardım raftan ve ilk karşılaşmamız bu şekilde gerçekleşti. Son iki senedir aşinayım kendilerine,diline üslubuna,karakterlerine,olayları yönlendirmesine ve kurgusuna.


Eee bu kadar aşinalık olunca Ahmet Ümit'in kitaplarını fırsat bulup okumakta bana farz oldu haliyle. Bab-ı Esrar dan sonra sırasıyla Kavim, Patasana, İstanbul Hatırası ve en sonunda da Kukla'yı edinip teker teker okudum.

Ahmet Ümit hastası pek çok kitapsever dostumdan tavsiyeler aldım yazarın kitaplarını edinirken sağ olsunlar çok yardımcı oldular. Bende çok sevdim Ahmet üstadı okudukça daha çok okumak isteğine kapıldım. Şimdi de nacizane yorumunu yapmak isterim izninizle.


Kitabın konusu yıllar sonra karşılaşan iki üvey kardeşin hikayesi. Bu iki kardeşten biri geçmişte sıkı bir gazeteci olan ancak şimdilerde gözden düşmüş,alkol bağımlısı ve karısından ayrılan Adnan diğeri de karanlık güçlerin tetikçisi olmuş adının geçmediği olay kalmayan eski ülkücülerden Doğan. İki kardeşin yıllar sonra karşılaşması ile başlayan hikayede Doğan'ın Adnan'a yaptığı işlerle ilgili itirafları ve ardından gelecek olaylar örgüsü,gizli istihbarat örgütünün işin içine girmesi,teker teker öldürülen polisler ve yıllar önce unutulan bir sandığın içine saklanan 5 milyon dolar.

Kitabı okurken çok zevk alacağınıza eminim. Nitekim okuduğum hiçbir Ahmet Ümit kitabı beni hayal kırıklığına uğratmadı. Herkes de zaten polisiye kitabı yazamaz. Olayın örgüsünü tutturmak,olayı sıradanlıktan çıkarıp heyecan katmak öyle herkesin yapabileceği bir şey değil bana kalırsa. Ahmet Ümit kitaplarını yazarken sanki yazarken, yaşadım izlenimini vererek hem okuyanı etkilemekten hem de heyecanı,aksiyonu bir arada vererek nefesleri tutun çünkü her sayfadan sonra sizi bambaşka bir sürpriz bekliyor demekten de geri durmuyor.

17 Temmuz 2015 Cuma

Sabahattin Ali -Canım Aliye,Ruhum Filiz

Uzun zaman olmuş ben kitap yorumu yapmayalı. Şöyle bir bakıyorum da en son Mayıs gibi yorum yapmışım kitaplarla ilgili. Çok normal sınavlar tepeme binince bende çok kitap okuyamadım ama yaz uzun ve ömrüm oldukça okuyup,yazmaya,çizmeye devam sayın seyirciler :)


Malumunuz ben koyu bir Sabahattin Ali hayranıyım. Elimde bütün kitapları olmasa da yavaş yavaş toplamaktayım. Daha önce de sizlere Sabahattin Ali'nin Değirmen adlı kitabından bahsetmiştim. Bu postu blog da bulabilirsiniz şimdi ise karısı Aliye ve kızı Filiz'e yazmış olduğu mektuplardan oluşan ve yaklaşık 1.5 yıl önce derlenip çıkarılan kitabı olan '' Canım Aliye Ruhum Filiz'' den biraz bahsetmek isterim.



Kitap her zamanki gibi YKY'den çıkmış ve 156 sayfa. İçerisinde yer alan mektuplar size az önce de bahsettiğim gibi Sabahattin Ali'nin eşi çok sevgili Aliye Ali ve kızı Filiz Ali'ye yazılmış mektuplardan oluşuyor. Mektupları okudukça Sabahattin Ali'nin eşi Aliye hanımla evlenmeden evvelki muhabbetlerine,evlendikten sonra çektikleri sıkıntılara, kızı Filiz'in doğuşuna ve cezaevinde kalmış olduğu zamanları okuyorsunuz. Bir dönem çıkarmış olduğu ve uzun süre yoğun ilgi gören Markopaşa dergisinin doğuşuna da şahitlik ediyorsunuz. Aranızda bilmeyenleriniz varsa ki hemen hatırlatmakta fayda görüyorum Markopaşa dergisi Sabahattin Ali'nin Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz ile beraber çıkarmış olduğu bir mizah dergisidir. Ama öyle mizah dediysem de alt yapısı çok sağlam olan ve dönemin başlarına iyi giydirdiği için baya tepki çeken,toplatılan çokça davalık olan bir dergi.

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Mızıka

İçimizden her gün milyonlarca şey geçer ama hangisini söyleyebiliriz birbirimize, kendimize. İçimizden geçen yollara,ayrılıklara,isyanlara kaç kere tutunabildik cesaret edip de devam ya da tamam diyebildik. Cesur olmak pek çok insanın yapmak isteyeceği ama adından da anlaşılacağı üzere cesaret gerektiren bir şeydi :)  Peki ama hangimiz cesaret kavramını yaşamımıza uyguluyorduk anı yaşamak yerine zamana yetişme çabası içindeydik. Size bir hikaye anlatacağım ister okuyun ister kapatın sayfayı ama ben yine de anlatmaya başlıyorum takın kemerleri bulutlara süzülüyoruz :)


Bundan yaklaşık üç ay kadar önce her zamanki gibi Milli Kütüphanenin yollarını aşındırma telaşındaydım. Yolda yürürken çok sağıma soluma bakmam ben hele de işim aceleyse ve çabuk yapmam gereken tonla işim olunca haliyle babamı bile tanımadan geçerim yolda :) 


Kütüphanede işim bitince haliyle acıktım ve ne zamandır söz verdiğim arkadaşımı hadi gel sana yemek ısmarlayayım diye aradım ama şans bu ya erkek arkadaşı şehir dışından gelmişti ve beni ekti :D   Tek başıma yemek yemeği çok sevmediğimden soğuk sandviç yaptırıp eve gelip çayımı demleyip keyif yapmaya karar verdim. Metroyla gideyim bari bir de otobüs mü bekleyeceğim dedim kafadaki iç sesime. Tam merdivenleri inerken bir çocuk gördüm yanında tahminimce 5 yaşlarında olduğunu düşündüğüm bir de kız vardı. Merdiven başında oturmuşlardı. Oğlan 7-8 yaşlarındaydı tahminimce ve kız kardeşine bakıyordu. Neden dikkatimi çekti bilmiyorum ama oğlan mızıka çalıyor ve para toplamaya çalışıyordu. Çok hoşuma gitti mızıka çalışı kız kardeşine bakışı,sahiplenişi. Sonra o cesaret denen şeye seslendim acaba bu iki kuzuya nasıl teklif edebilirim beraber yemek yiyelim mi demeyi çünkü o an hani bazen tarifi olmayan şeyler hissedersiniz ve kendinizi durduramazsınız ya içimdeki o ses o minikler için bir şey yapmalısın Damla dedi ve bende tüm cesaretimi toplayıp gittim yanlarına. Oğlan yanında uzun kalınca şüphelendi elbet ama çok uslu terbiyeliydi sonra bana seslendi.

- Bir şey mi oldu abla ? 

-Yoo bir şey olmadı çok güzel çalıyorsun çok hoşuma gitti keşke bende çalabilsem benimde mızıkam olsa dedim. Yüzümdeki sırıtışa aldırmayarak o da bana hiç beklemediğim bir şeyle karşılık verdi.

-Bu mızıkayı ötekini kaybederim diye hep yanımda taşırım lütfen bunu al dedi. 

Bense öyle kalakaldım. Teklifi öyle sıcak öyle samimi geldi ki hemen içim ısındı. Bende ona eğer kız kardeşinle bana yemekte katılırsanız kabul ederim mızıkayı dedim. Önce şaşırdı ama aç olduklarını anlamamak için deli olmak gerekirdi. Kabul etmedi çok gurur yaptı kaçtı önce sonra kız kardeşine baktı kabul edeceksin değil mi ama mızıkayı dedi bende elbette dedim zaten yalnız yemek yemeyi sevmiyorum o yüzden bugün bana katılın dedim. 

O yemek o kadar sıcak ve içtendi ki gözlerindeki o saf mutluluk,heyecan,yeni biriyle tanışmanın verdiği muziplik hemen fark ediliyordu. İçimden iyi ki gelmedin dedim Ferda iyi ki gelmedin beni ektin ;) 

19 Aralık 2015 Cumartesi

Aslı Erdoğan - Kabuk Adam


Bazen insana hiçbir şey hatırlamak kadar acı veremez, özellikle de mutluluğu hatırlamak kadar. Unutamamak. Belleğin kaçınılmaz intikamı. Herhangi bir iz taşınıyorsa eğer,bu bir zamanlar yara açıldığındandır.

Yaşadığımız anları dondurup cümlelere dökme çabası, çiçekleri kurutup kitap yaprakları arasında ölümsüzleştirmeye benzer. Hepimizin öğrendiği gibi, bir öykü, gerçekten yaşanmış da olsa gerçekliği yansıtmaktan çok uzaktır,onun bir kaç resminden,simgesinden oluşmuştur.

Kabuk Adam

3 Aralık 2015 Perşembe

Gönüllü müsün ?


Dünya Gönüller Günü de geliyormuş hanimiş diyen tüm gönüldaşlar şu ara 5 Aralık gününün gelmesini iple çekiyorlar nedeni çok basit çünkü o gün Dünya Gönüllüler Günü olarak kutlanıyor tüm dünyada.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1985 yılında demiş ki ''Yahu ben bu gönüllülük kavramını yaygınlaştırayım, dünya çapında bir duyurayım ve gönüllü programlarını arttırayım da insanlar birbirlerine hiçbir karşılık beklemeden yardım etmeyi öğrensinler,birbirleriyle dayanışmanın ne demek olduğunu bir idrak etsinler'' diye 5 Aralık gününü Dünya Gönüllüler Günü olarak kutlanmasına karar vermiş. 1985'ten bu yana Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 123 ülkede 5 Aralık çılgınlar gibi kutlanıyormuş :P

30 Kasım 2015 Pazartesi

Haruki Murakami - Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında


Bu aralar Murakami ile aşk yaşıyoruz desem yeridir nitekim aynı yazardan üst üste iki kitap okuma alışkanlığım yoktur. Bunun bende bir nevi alışkanlığa dönüşmesine izin vermek istemiyorum o yüzden Barış Bıçakçı'dan beri aynı yazara ait eserleri ardı ardına okumamaya çalışıyorum ama bu sefer kendime engel olamadım.


Haruki Murakami - Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında 


28 Kasım 2015 Cumartesi

Haruki Murakami - Koşmasaydım Yazamazdım


Murakami kitaplarını okudukça daha çok okuma isteği geliyor bana. Daha önce yazarın 3 kitabını okumuş ve ciddi anlamda etkilenmiştim. Sahilde Kafka benim favorim elbette :) İlk kez başlayacaklar için de bu kitabını şiddetle öneriyorum ama dediğim gibi okudukça okuma hissiyatımı yendim bu kez ve uzun bir aradan sonra bir Murakami kitabı ile yeniden buralardayım :)



Murakami candır ! :)

21 Kasım 2015 Cumartesi

Anne Frank'ın Hatıra Defteri


Uzun bir aradan sonra yine buralardayım. Bloga yazı girmeyeli baya olmuş ama bunda benim suçum yok ders çalışmaktan anam ağlıyor sonra hiç vaktim olmadığımdan okumalarım kaplumbağa hızında ilerliyor ama bundan şikayetçi değilim sindire sindire okuyorum ve geri kalan zamanımda da sahafları dolaşıyorum.

30 Ekim 2015 Cuma

Kendimi 11 Soruda Anlatıyorum ! :)


Merhabalar ! Kışa girmemizle beraber fena illet grip benimde burnuma yapıştı bırakmıyor haliyle evde sümüklü mendillerimle, polar eşofmanımla ve hazır çay- çorbayla ayakta duran bir Damla var. Bu durumdan nefret etsem de kışa girmeden bir kere hastalanıp bütün bir kış hastalanmayan bir canlıyımdır aynı zamanda :D


Bugün size kitaplardan,filmlerden ya da tiyatro oyunlarından bahsetmek yerine kendimle ilgili mini mini şeyler yazmak istedim. 11 soruda ben :)

29 Ekim 2015 Perşembe

Nermin Yıldırım - Unutma Beni Apartmanı


''Ama hayat romanlardaki gibi kati sonlarla bitmiyor. Verdiğimiz kararlar sonsuza dek koyduğumuz yerde uslu durmuyor.'' 

Nermin Yıldırım ismini şu sıralar çevremden çok işitir oldum biz kitap kurtları okumaya hevesli deliler birinden çevremizde çok söz ediliyorsa merak ederiz okumak isteriz illa ki. Bende ilk satırlarını okuyunca ''Aboo bu da kimmiş neyin nesiymiş?''  dedim ve ilk kitabından başladım bu hatun kişisini okumaya.

Nermin Yıldırım -Unutma Beni Apartmanı 

22 Ekim 2015 Perşembe

Ahmet Ümit - Beyoğlu'nun En Güzel Abisi


İnsanı mest edecek derecede yağmuruyla ''Hadi Damla bırak şu test kitaplarını yap bir kahve al kitabını da geç pencerenin karşısına keyif yap!'' Ankara'sından herkese selamlar ! Ankara şu son birkaç gündür güzel yağmurlu havasıyla beni mest ediyor haliyle zaten ders çalışmak istemeyen bünyemde kendi içinde isyan bayraklarını sallıyor. Eh napalım o isyan bayraklarını sallarken bende size yeni bitirdiğim Beyoğlu'nun En Güzel Abisi adlı Ahmet Ümit kitabından bahsedebilirim diye düşündüm.


Ahmet Ümit -Beyoğlu'nun En Güzel Abisi 


11 Ekim 2015 Pazar

Zülfü Livaneli - Leyla'nın Evi


Zülfü Livaneli benim en sevdiğim yazarların tepesinde yer alır öyle ki onun her yazdığı kitabı,yazıyı,öyküyü,denemeyi aynı heyecanla okumayı sürdürüyorum ve bundan inanılmaz bir keyif alıyorum. Şimdi size daha önce 3 kere okuduğum ve her okuduğumda ayrı bir tat aldığım Leyla'nın Evi kitabından bahsetmek istiyorum.


Kedim Şeftali :)

7 Ekim 2015 Çarşamba

Mine Söğüt - Beş Sevim Apartmanı


Mine Söğüt sevenler hele bi toplanıverin bugün size yazarın Beş Sevim Apartmanı adlı kitabını anlatıyorum sıkı tutunun hoplayacağuk !


Mine Söğüt ile tanışmam evvela geçen kış Madam Arthur ve Hayatındaki Her Şey kitabı ile başladı. Yazarın tarzı daha önce okuduğum hiçbir kadın yazarın tarzına benzememekle birlikte hiçbir erkek yazarın üslubuyla da uyuşmuyordu demiyorum yanından bile geçmiyordu. Demem şu ola ki bir Mine Söğüt kolay yetişmiyordu ve Damla bu yazarı cam bir fanusun içine koyup incelemeliydi. Nitekim bayramdan sonra verdiğim kitap siparişlerimin içinde Beş Sevim Apartmanı da vardı ve nihayet bir solukta tırsa tırsa okuyup bitirebilme cesaretini gösterebildim.

Anane evim :)

5 Ekim 2015 Pazartesi

Sarah Jıo - Elveda Haziran


Sarah Jıo deyince bir pembe furyası gözünüzün önüne gelsin. 2 sene önce D&R yaptığı harika indirimle tanıştım Sarah ile ve sonraki kitaplarını teker teker alıp okudum çünkü kendisi çok çok iyi yazmasa da kaleminde bir sihir gizliydi ve benim küçükken yemekten bıkmadığım pamuk şeker tadında kitaplar yazıyordu zamanla bu onu daha çok sevmeme ve aynı zamanda her kitabında kullanmış olduğu konularıyla onu daha çok eleştirmeme sebebiyet veriyordu. :)


Sarah Jıo'nun bütün kitaplarını okuyanlar ya da en az iki kitabını okuyanlar bilir ki yazar hep mutsuz kadınlar üzerinden hikayesine giriş yapar. Bu mutsuzluk genelde aldatan bir eş, kaybedilen bir bebek,kardeş veya anne ya da teyze olur ve bu kaybedişle birlikte yeni bir şehre taşınan mutsuz kadın genelde onu bekleyen bir gizemi çözmeye uğraşır o gizemin içinde debelenip dururken de karşısına bir prens çıkar kadın ona o da kadına aşık olur. İşte ben yazarda bu senaryonun farklı şekillerde ama aynı olay örgüsüyle önümüze koymasından çok sıkıldım. Evet kitaplarını okuyorum ve evet seviyorum da ancak bu örgüyü değiştirmezse korkarım ki Sarah Jıo Türk hayranlarını biraz bezdirecek.


Asma bahçemden :)

2 Ekim 2015 Cuma

E.L. James - Grey


Efendiiiim uzun zamandır hasbihal ettiğim sık sık kulaklarını çınlattığım kitap GREY en nihayetinde raflardaki yerini aldı ve bendeniz Damla'yı mutlu mesut etti. Etti etmesine de 2 günde de bitiverdi şu E.L.James'e bir mail atayım da ( tabii müthiş ingilişcemle :P ) öteki serileri uzun tutsun bari be valla doyamadım :D


Grey çıktığı andan itibaren Grinin Elli Tonu serisini okuyan herkes gibi bende bir merak içindeydim. Dokuz doğurdum kitabın çevirisi çıkana kadar. İngilizcesi her yerdeydi ama ben çevirisini bekledim. Bir de Elli Ton serisi okuyanlar bilir Pegasus yayınlarından çıkmıştı seri, GREY ise Doğan Kitaptan çıktı ve üzülerek belirtmeliyim ki çevirisinden hiç memnun kalmadım. Pegasus'a buradan sesleniyorum Eyy Pegasus birinci vazifen öncelikle Grey serisinin Türkiye'deki haklarını satın almak Doğan Kitaptan diğeri ise çeviri işini yine Elli Ton serisini kiminle hallettiysen onunla yola devam etmek !




kelebenkinnotdefteri.blogspot.com
E.L.JAMES - GREY 

1 Ekim 2015 Perşembe

Neler İzledim ?


kelebenkinnotdefteri.blogspot.com


Mutantlar soylarının tükenmemesi için zamanda yolculuk yapmak zorundadır zira gelecekte kamplara hapsedilmiş durumdadırlar. Sentinel'ler tarafından avlanıp öldürüldükleri için de nesilleri tükenmenin eşiğine gelmiştir. Mutantların soyunu kurtarabilmek için iki ezeli düşman Magneto ve Charles Xavier güçlerini birleştirirler. Planları Sentinel'lerin yarattığı vahşeti durdurmak üzerine kuruludur. Wolverine (Hugh Jackman), kendi kendini iyileştirebildiği için zamanda yolculuğun onda yol açabileceği yan etkiler yok olacaktır. Bu yüzden Wolverine'i Kitty Pryde'ın da yardımıyla geçmişe gönderirler. Trask Industries'in deneyler sonucu ürettiği Sentinel'lerin yapım aşamasına engel olacaklardır. Acaba bu konuda başarılı olabilecekler midir? 

30 Eylül 2015 Çarşamba

Sabahattin Ali - Kuyucaklı Yusuf


Sabahattin Ali ve Kuyucaklı Yusuf'u okumayan kalmamıştır demek istiyorum ama Kürk Mantolu Madonna kitabını bile daha yeni yeni okuyanları gördükçe dehşete düşmekle beraber okumayan bir kesimde olabilir diyorum haliyle.


Efendim uzun zamandır Sabahattin Ali okumayan bendeniz 3. kere sindire sindire okuduğum ve her okuduğumda kendini bana biraz daha aşık eden Kuyucaklı Yusuf efsanesinden sizlere biraz bahsetmek istiyorum. Evveliyatında ben Sabahattin Ali'yi çok çok severim ve bütün arkadaşlarıma mini mini sürprizler yapıp bu yazarın kitaplarını alıp onları okumaya sevk etmeye bu gönlü güzel,yazıları güpgüzel adamı daha yakından tanımalarını isterim. İşe de yarar çoğu zaman bir kitabını hediye ettiğim arkadaşlarım daha bir aya kalmadan büyük üstadın bütün eserlerini edinmişler ve sırayla okumaya başlamış olurlar bu da beni içten içe sevindirir ve yeni yeni Sabahattin Ali hayranları kazandırdım edebiyat dünyasına derim.


Sabahattin Ali - Kuyucaklı Yusuf 

28 Eylül 2015 Pazartesi

Emrah Serbes - Deliduman


''İnsan hayatında öyle bir an gelir ki önünde uzayıp giden karanlık yolda ilerlemekten başka çaresi kalmaz, geri adım atamayacak kadar yorgundur çünkü ve yerinde duramayacak kadar da yıkkın. Hayatta çoğu zaman asıl ihtiyacımız olan şey de budur işte, sağlam kalan parçalarımızı toplayıp kör bir kararlılıkla yolumuza devam etmek.''


Emrah Serbes'in en son çıkan kitabı Deliduman'ı konuşacağım bugün sizlerle az evvel okuduğunuz, kitapta beni çok etkileyen cümlelerden biridir bu yüzden açılışı bu cümleyle yapmak istedim.

Kütüphanede gezerken ben :P

25 Eylül 2015 Cuma

Kürşat Başar - Başucumda Müzik


Kürşat Başar'ı eminim bütün kitapseverler biliyorlardır. Yazarın son çıkarmış olduğu Yaz adlı kitabımı geçen yaz sonu okumuş ve çok da beğenmemiştim bana Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi kitabını anımsatmış aralarda bu iki eseri karşılaştırıp neleri ortak onları görmemi sağlamıştı. Sanırım aşk romanları hep aynı düzeyde ilerliyor bir yere kadar kavuşamama hali sonra da o kaybedilmiş aşkı bulma ve tam mutlu olunacakken sevgili mutlak ve mutlak ölüyor ve tabi ki mutsuz son kırık bir aşk hikayesi.

kelebenkinnotdefteri.blogspot.com


24 Eylül 2015 Perşembe

Neler İzledim ?





kelebenkinnotdefteri.blogspot.com

Cornell Üniversitesi’nde veterinerlik okuyan ve bölümün son sınavlarına hazırlanan 23 yaşındaki Jacop Jankowski, anne ve babasının bir trafik kazasında hayatlarını kaybettiği haberini alır almaz eğitimini bir kenara bırakarak gezici bir sirk trenine katılır. 

Sirk sahibi Jankowski’nin veterinerlik öğrencisi olduğunu öğrenince, kendisine hayvanların sorumluluğunu verir. Hayvanlar arasında eğitilmekte zorluk çıkartan sirkin asi fili Rosie ile veterinerlik öğrencisi Jankowski arasında sevgi dolu bir bağ oluşur ve delikanlı fili eğitmenin bir yolunu bulur.

21 Eylül 2015 Pazartesi

Hakan Günday - Azil


''İnsan kötülüğünden korktuğu için kendini cezalandıran bir yaratıktır. '' 

''Hayat yatılı bir misafirlik değil, günübirlik gidilen bir pikniktir.''

''Düşünce şeytandan,davranış Tanrı'dandır. Hangi düşüncenin davranışa dönüşeceğine karar verense insandır.''



Bu satırları okuyanlar benim kimden bahsedeceğimi şıp diye anladılar kocaman tebrik onlara. Bugün hatt-ı zatında sizleri Hakan Günday ve kitabı Azil ile tanış yapacağım daha önce yazarın Daha ve Az kitaplarını okumuştum bu okuduğum 3. kitabı ve yine ağır yazmış Hakan Günday. Hadi bakalım başlayalım madem Azil'i anlatmaya.

kelebenkinnotdefteri.blogspot.com
Hakan Günday - Azil

12 Eylül 2015 Cumartesi

Ece Temelkuran - Devir


Son zamanlarda Grinin Elli Tonu serisini okumamdan ötürü yaklaşık 50-60 sayfası kalan Devir'i bir kenara atmış bu seriyi bitirmeye odaklanmıştım. En nihayetinde seriyi bitirdim ve yarım kitabımla mutlu bir son yaşayabildim. Hadi takılın peşime sizi Devir ile tanıştırayım dostlar ! :)


Devir benim 3. Ece Temelkuran kitabım hatırlarsanız bir önceki kitabım Düğümlere Üfleyen Kadınlardı ve biraz elimde sürünmüştü ama kaçar mı benden onu da bitirdi bu kız !

kelebenkinnotdefteri.blogspot.com
Ece Temelkuran - Devir 

9 Eylül 2015 Çarşamba

Grinin Elli Tonu Üçlemesi (Fifty Shades Of Grey) - E.L. James


Herkese selam ! Yeni bir kitap yorumuyla buralardayım :)  Aslında seri demem daha mantıklı olur Grinin Elli Tonu serisini hemen herkes biliyordur zaten bugün 3 günde hatmettiğim seriyi size uzun uzun anlatmak detaylarıyla aktarmak istiyorum :)



Öncelikle 1500 sayfayı aşkın bir seriyi üç gün içinde nasıl okudum bilemiyorum. Normalde zaten çok okuyan biriyim çünkü işim bu okumayı seviyorum ve bunu bir yaşam tarzı haline getirdim ee zaten mezun olduğum bölümde Edebiyat olunca ister istemez kitaplara aşık biri oluveriyorsunuz. Tabi olmayanlarda var onları bu genellemeden çıkarıyoruz :)  


kelebenkinnotdefteri.blogspot.com
Christian Grey'e Jamie Dornan hayat veriyor.

3 Eylül 2015 Perşembe

Neler İzledim ?


Selamlar herkeslere ! Bu hafta neler izlemişim merak ediyorsanız lütfen postun altına yorumlarınızı atın sizin de bana tavsiye edecekleriniz olabilir :)

Hadi o halde başlayalım :)


Erkeklerle ilişkilerinde son derece seçici ve dikkatli olan Carly (Cameron Diaz), birkaç haftadır Mark (Nikolaj Coster-Waldau) birliktedir. Erkek arkadaşının ani bir şekilde şehir dışına gitmesinde şüphelenerek evine gider, ancak burada çok büyük bir sürprizle karşılaşır: Mark, uzun bir süredir Kate (Leslie Mann) ile evlidir. Bu ikili Mark'tan intikam almaya karar verdiklerinde, kendilerinden çok daha genç bir başka kadınla (Kate Upton) daha ilişkisi bulunduğunu öğrenirler. Bir araya gelen üçlü, Mark'ın hayatını cehenneme çevirmeye ant içecektir. Film çok eğlenceli bir sürü sakarlık,kadın-erkek ilişkileri üzerine harika bir komedi şiddetle tavsiye ederim ! :)






1 Eylül 2015 Salı

Jean Chrıstophe Grange - Taş Meclisi


Jean amcayı en son okuduğumda sanırım sene 2013 falandı son kitabını almış pür heves okumaya başlamış ve tabi ki dehşetler içinde kalmıştım. Kitabın adı Kaiken idi. Kitap Kardeşliği ile beraber okumuştuk yanılmıyorsam ve 2 sene aradan sonra ellerim beni yazarın bir başka kitabı olan Taş Meclisi kitabına gitti.


Uzun zamandır gerilim okumadığımı öncelikle bir itiraf edeyim son zamanlarda yaptığım kitap yorumlarından da anlaşılacağı üzere daldan dala durumdaydım. Bu okuma durumu bir nevi hoşuma gidiyordu nedeni hep aynı şeyleri okumak yerine farklı farklı şeylerin tadına varmak beni her zaman heyecanlandırmıştır ^^

kelebenkinnotdefteri.blogspot.com


Polisiye denilince bizde ilk isim Ahmet Ümittir dünyada ise Dan Brown ve Jean Chrıstophe Grange sanırım. Polisiye- gerilim türünden biraz uzak kaldığımı kabul ediyorum ama bir dahakine bu kadar ara vermemeye söz verdim kendi kendime.

30 Ağustos 2015 Pazar

Oğuz Atay - Korkuyu Beklerken


Oğuz Atay denilince akla hemen meşhur ''Tutunamayanlar '' kitabı gelir. Yazar bu kitabıyla tanınmış,sevilmiş, ilgi görmüş ve bu kitabıyla geniş kitlelerce tanınmıştır.


Ben yazarın ''Korkuyu Beklerken'' kitabını okudum ve size bu kitaptan biraz bahsetmek istiyorum. Kitap ''Kalabalık bir topluluk içindeydi, başarısızdı.'' cümleleriyle başlar, ve '' Ben buradayım sevgili okuyucum,sen neredesin acaba? '' cümlesiyle biter. Oğuz Atay'ın içinde 8 hikayesinin bulunduğu Korkuyu Beklerken,  yazarın hayatı anlama derinliğini, anlatımdaki zenginliği ile okuyucuyu çok farklı dünyalara götürmedeki ustalığını devam ettiriyor. Kitaba adını veren Korkuyu Beklerken kendini eve hapis eden kahraman ile başlayıp demir yolu hikayecileri ile sona ererken arada gazetelere derman maksatlı gönderilen mektuplara, beyaz mantolu adam'ın esrarına ve tavanarasında saklanan eşyaların yarattığı hüzne kapılıp gitmemize sebep oluyor.


kelebenkinnotdefteri.blogspot.com

29 Ağustos 2015 Cumartesi

Neler İzledim ?


Başarılı bir müzisyen olma hayalleri kuran Mia Hall, müzikal kariyerine Juilliard Konservatuarı’nda devam etmek ile hayatının aşkı Adam’ın yanında olmak arasında bir karar vermek zorunda kalır. Fakat tam bu karar aşamasındayken ailesinde yaşanan önemli bir olay Mia’nın tüm dengelerini alt üst edecektir. Şimdi vereceği karara hayat ve ölüm arasındaki çizgiyi belirleyecek ve sadece geleceğini değil tüm kaderini etkileyecektir. Film Gaye Formanın romanından uyarlandı ve izlenmeye değer ! 








Luke, eskiden şampiyonlukları olan bir boğa matadorudur ve eski parlak günlerine geri dönme arzusundadır. Sophia ise New York’un sanat camiasında hayallerinin işini kovalayan bir üniversite öğrencisidir. Luke ve Sophie’nin yolları bir şekilde kesişir ve ikisi de ideallerine ulaşmaya çalışırken ilişkileri çetin bir sınavdan geçer. Bu esnada kader ikisinin de karşısına Ira’yı çıkartır. Ira ve Ruth, Luke ve Sophia, zamanın ayırdığı, hayatları iç içe geçmeden önce pek de ortak noktası olmayan iki çifttir. Aşk, bilgelik ve deneyim içeren bir kutu eski mektupla, sevginin anlamını ve gerçek değerleri yeniden keşfeden Luke ve Sophia’nın sıra dışı aşk hikâyesini bize anlatıyor.



28 Ağustos 2015 Cuma

Neler İzledim ?






kelebenkinnotdefteri.blogspot.com

İlk filmimiz'' The Vow'' Ben bu filme bayıldım tam bir aşk ve sadakat filmi. Filmde hafızasını bir trafik kazası sonucunda kaybeden Page'in, kocası Lio tarafından hafızasını, evliliklerini yeniden hatırlatmaya çalışmasını anlatan ve hikayesi gerçek bir olaya dayanan The Vow sizi ekrana kilitlemeye yetecek diye düşünüyorum :)

26 Ağustos 2015 Çarşamba

Evde Temizlik Yaparken Terör Estiren Anneler


Temizlik hepimizin korkulu rüyasıdır her genç kız bir kere bunu tadacak,yaşayacak ve acı verici deneyimlerine katlanmak zorunda kalacaktır. Bugün size evde temizlik yaparken terör estiren annelerden söz edeceğim :D  Koltuklara sıkı tutunun gidiyoruz !!!



Kendi annemden örnekler vererek giriyorum olaya. Bir kere annem ben sana temizlikte yardım etmeyeceğim dersem bütün bir gün somurtur,duygu komalarına girer, ve '' Evde hizmetçiniz var zaten, siz bana hiç yardım etmeyin zaten ben olmasam bu evi bok götürür ! '' tabirleriyle beni el ense yapar oracıkta hayattan nefret ettirir,kan kusturur ve o kanı da etraf pis olmasın diye de temizlettirir :D   Bu ve bunu gibi bir ton laf yiyen çaresiz ben el mahkum söylene söylene kendinden geçen caaağnım anama yardımlarda bulunur,onun üzerindeki yükü hafifletmeye çalışırım ama ne hikmetse sevgili annem benim yaptığım hiç bir işi beğenmez ve benim arkamdan onlarca kere tekrar yapar dahası '' Orayı temizledin mi Damla, oranın tozunu almadım ben ama sen aldın mı, yerler iyi süpürülmemiş ama bak burada bir sürü kıl var ama !! '' diyerekten beni beni beni Bihterini intihara kadar sürükler. Bende onun bu serzenişlerine karşılık ''Beğenmiyorsan kendin yap anne veya benim arkamdan nasıl olsa tekrar ve de tekrar temizlik yaptığın için tasalanma'' der ve iki saat ona benim hakkımda söylenme şansı tanırım.

23 Ağustos 2015 Pazar

Oya Baydar - O Muhteşem Hayatınız


Hangisi gerçek hayatım benim ? Kendi yaşadığım mı yoksa onun anlattığı mı ?


Oya Baydar'ı Elveda Alyoşa ile tanıdım geçen yaz yine bir sahaf gezisi sonucu ellerimin gittiği kitapları toplayıp dükkan sahibi ile sıkı bir pazarlığa girişmiştim. Kazanan ikimiz de olmadı ancak madem bu kadar para ödeyeceğim bari bir kitap daha alırım deyip Elveda Alyoşa kitabına uzanmıştı ellerim. Oya Baydar'ı o kitapla çok iyi tanıyamamıştım ama şu an size anlatacağım O Muhteşem Hayatınız adlı eserinin bende çok önemli bir yer edindiğini,içimde onlarca kelebek uçurduğunu söyleyebilirim. Kitabı dün bitirdim normalde bugüne bırakırdım ama o kadar güzeldi ki merakıma yenik düştüm ve bitirdim.



oya baydar


Kitap Can Yayınlarından çıkmış toplamda 478 sayfalık bir eser.

22 Ağustos 2015 Cumartesi

Far From The Madding Crowd


Öykücü Thomas Hardy' i tanıyanlarınız varsa şu tepede attığım başlık çok da yabancı gelmemiştir hiçbirinize.  Kitaplardan uyarlanan yeni ve başarılı bir filmden Far From The Madding Crowd'dan bahsetmek istiyorum sizlere.


Türkçe ismiyle ''Çılgın Kalabalıktan Uzak'' Thomas Hardy'nin yazmış olduğu bir kitap ve yapımcıların şu kitapları sinemaya uyarlayalım biraz da bizim cebimiz dolsun niyetiyle yapılmış ama hiçbir masraftan en nihayetinde kaçılmamış kitabı birebir beyaz perdeye başarılı bir şekilde aktarmış çok güzel bir film. Hazırsanız Çılgın Kalabalıktan Uzak seyri başlasın !


Filmin uyarlama olduğundan ve Thomas Hardy'nin öykü kitabından alıntı olduğunu demiştim zaten. Filmin başrollerinde belki daha önceden de hatırlarsınız Muhteşem Gatsby, Beni Asla Bırakma, Aşk ve Gurur filmlerinden de tanıyacağınız Carey Mulligan (Bathsheba Everdene) var. Carey Mulligan'a Mattias Schoenaerts (Gabriel Oak) ve Micheal  Sheen (William Boldwood) eşlik ediyorlar. Yönetmen koltuğunda ise Thomas Vinterberg oturuyor.

21 Ağustos 2015 Cuma

Big Eyes


İzlemek istediğim filmleri eritiyorum tek tek bunları izledikçe de sizinle paylaşıyor ve izlenimlerimi paylaşmayı ihmal etmiyorum elbette. Sınavdan sonra haliyle baya vaktim kaldı ama bu sefer de YDS ile başım belada bende fırsat bu fırsat İngilizcemi ilerletmek için film izleme seanslarıma hız verdim ve dün akşam tadı damağımda kalan bir filmden sizi de haberdar etmek istedim. Hadiii başlıyoruz film gezgini Damla'nın arşivine dalalım ! :)



Tim Burton denince aklınıza ilk ne gelir bilmiyorum ama benim aklıma ilk Big Fish gelir ki yönetmen koltuğunda kendileri oturuyordu ortaya uyarlama olmasına karşın kitaba çok çok yakın bir film çıkardı ve bendeniz Damla'nın da ona olan hayranlığı kat be kat katlandı. O filmi ne zaman daralsam açıp izlerim mesela başucu filmlerimdendir şimdi yine Tim abimiz Mart 2015'te vizyona soktuğu benimde dün akşam izlemeye nail olduğum Big Eyes ( Büyük Gözler) filmini gerçek yaşamdan kurgulayıp çekmiş ee !! bana da izlemek düşerdi ne de olsa koskoca bir Tim Burton gerçeği var ortada :)
big eyes



20 Ağustos 2015 Perşembe

Facebook'a Çeyrek Butonu Koysunlar


Evlilik sezonu sizin sosyal medya hesaplarınızda da açıldı mı bayanlar baylar ! Bende bir açıldı pir açıldı maşallah öyle böyle değil bu sezon sosyal medya hesabım evlenenlerle dolup taşmış öyle ki bu yıl altın çağını yaşıyor olabilir kanımca çünkü geçen arkadaşlık listeme bakayım kimler evlenmiş kimler doğurmuş diye aman bir de ne göreyim benim gibi mazbut bekar sayısı bir elin beş parmağını geçmiyor :D  Eee haliyle bir psikolojik travma yaşadım bir bitim kanlandı evlenenlerin,yeni doğuranların dedikodusunu benim gibi bekar arkadaşlarımla yaptık. Cümle tam olarak şuydu:


19 Ağustos 2015 Çarşamba

İnci Aral - Kendi Gecesinde


İnci Aral benim en sevdiğim kadın yazarlar arasındadır. Naif,sade ve en önemlisi de yazdıklarıyla kendini taze tutan yenilikçi bir yazardır. İnci Aral deyince aklıma bir sürü şey gelir bir kere nefreti,cinselliği,aile ilişkilerini,geçmiş ve yaşanmış olan politik olayları anlatmadaki ustalığı ile beni baştan çıkarır her zaman. Özellikle aile ilişkilerini anlatmada ve kurgulamadaki özverili anlatım tarzına hayran olmuş ve yine bu tarzda yazan Ayşe Kulin'den onu her zaman bir adım önde tutmuşumdur.


İnci Aral'ın son kitabı ''Kendi Gecesinde'' raflardaki yerini alınca hemen okumak istemedim haliyle hemen çıkan kitapları alıp okumama gibi bir alışkanlığım var bundan daha öncede söz etmiştim. Öykü yazarlığından sonra kariyerine roman ile devam eden İnci Aral'ın yeni kitabını bende dört gözle bekleyen okurlarından biri de bendim. Yazarın bundan önce yayımlamış olduğu ''Şarkını Söylediğin Zaman'' adlı kitabı beni 80'li yılların o darbeli dönemlerine götürmüş ve yine tutkulu aşkların,bitmek bilmeyen aile çatışmalarının içine bırakıvermişti usulca. Hal böyle olunca kütüphanede bulunca biraz bakıştık ve çok nazlanmadan ellerime geldi bu kitap bende zamanının geldiğini anladım ve usulca aldım raftan en nihayetinde 3 günlük yolculuğumuza başladık ve bugün son noktayı koyduk.

kelebenkinnotdefteri.blogsopt.com

Hazırsanız yine bir yolculuğa çıkalım ve velhasıl bakalım İnci Aral'ın son kitabında Damla kulunuz neler okumuş neleri sevmiş,nelerden nefret etmiş,neleri beğenmemiş ya da eksik görmüş :)

18 Ağustos 2015 Salı

The Age Of Adaline


Romantik filmleri oldum olası çok severim ama kast ettiğim zengin kız fakir mottosu olan filmler değil elbette konusu özgün,çarpıcı,şaşırtıcı filmlerden bahsediyorum. Son bir aydır beni böyle çarpan bir film izlememiştim açıkçası hiç vakit kaybetmeden bu filmi sizinle de paylaşmak istedim.


Gossip Girl tutkunları vardır eminim aranızda ve oradaki sarışın hatunumuz taze anne yeni evli ve Scarlett Johannes'in eski kocasıyla büyük bir aşkla evlenen kişi tabi ki Blake Lively bu filmin başrolünde efendim. Filmin diğer başrol oyuncuları Michiel Huisman (Ellis Jones) ve Indiana Jones serisinin her daim yakışıklı kişisi Harrison Ford (William Jones) yer alıyorlar. Filmin yönetmen koltuğunda ise Lee Toland Krieger oturuyor.




Filmin konusuna hızlı bir geçiş yapıyorum önce. Adaline (Blake Lively) 1920'lerde yaşayan genç bir kadındır ancak mühendis olan kocasını bir inşaat kazası sonucu kaybetmiş 5 yaşında olan küçük kızıyla tek başına kalmıştır. Hayat Adaline için artık kolay olmayacaktır kocasının ölümünden bir süre sonra annesinin evinden kızını almaya giderken bir kaza geçirir ve Adaline Bowman'a bu kazadan sonra  bir ödül bahşedilir o ödül hiç yaşlanmama ödülüdür yani Adaline hep 28 yaşında kalacaktır ve hiç yaşlanmayacaktır. Bir nevi ölümsüzlük kazanan Adaline kazadan sonra bunun tam olarak farkına varamasa da yıllar geçtikçe bedeninde hiçbir değişim yaşamaması onu şaşkınlık yaşamasına ve bu olayı hem kızını hem de kendini koruması için sürekli kaçak hayatı yaşamasına sebebiyet vereceğinden son derece tedirgin bir hayat geçirmesine sebep olacaktır.

 The Age of Adaline

16 Ağustos 2015 Pazar

Dıvergent - Insurgent


Açlık Oyunlarını hatırlayanlar varsa hadi bi elleri görelim evet evet benim de en sevdiğim seridir hele de koyu bir Jennifer Lawrence hayranı olarak oyuncunun bu seri ile çıkış yakaladığını ve başrollerini Bradley Cooper ile paylaştığı Umut Işığı filmiyle en iyi kadın oyuncu Oscarını kucakladığını düşünürsek bu seri ona baya bir ün kattı :)



Elbette lafa Açlık Oyunları ile girip size en az onun kadar harika bir seriden bahsetmek istiyorum. Distopik toplumlar her zaman ilginç gelmiştir bana hele de Açlık Oyunlarından sonra bu tarz filmlerin müdavimi oldum. Sınavlarım bitince ee bit -tabi deli gibi film izlemeye başladım ve size bugün Uyumsuz serisinden bahsetmek istiyorum. Hadi takın kemerleri yola çıkıyoruz uçuyoruz !
uyumsuz filmi

15 Ağustos 2015 Cumartesi

Ece Temelkuran - Düğümlere Üfleyen Kadınlar


Ece Temelkuran'ın Düğümlere Üfleyen Kadınlar adlı kitabını sıcak bir yaz akşamında kitapçıda görüp almıştım iki sene evvel. Aldığım kitapların bir zamanı olduğuna inananlardanım ne zaman ve nasıl okunacakları bellidir ama bize malum olmaz. İşte bu kitapta benim için öyle oldu.


Ankara sıcak çok sıcak elbette bu esmiyooo capslari can sıkmaya başlasa da bir gerçek var ki ortada o da ciddi şekilde Esmiyoo :D  oluşu ve benim mevsimim kesinlikle kış hem kitap okumak için en ideal mevsim hem de bu sıcakta kesinlikle çay kahve içilmiyor.


Düğümlere Üfleyen Kadınlar


Ece Temelkuran'ın okuduğum bu ikinci kitabı. Bu kitabı da alalı 2 yıl geçince haliyle artık okumanın vaktinin geldiğini düşünüp pür heves raftan indirdim. Kitap 471 sayfa ve Everest Yayınlarının baskısı benim okuduğum. Kitabı okurken altını çizdiğim çok satır oldu özellikle yazarın kelimelerine hayran kalmamak elde değil zaten Ece Temelkuran son derece zeki ve kelimlerin hissiyatına aşina bir yazar bence. Çok genç yaşta ilk kitabını çıkaran yazar kısa zaman içinde geniş bir okuyucu kitlesini de peşinden sürüklemeyi bilmiş. Hadi gelin şimdi size kitaptan bahsedeyim.
Ece Temelkuran

Kitap 4 kadının kendilerini tanımaya çalışmalarını öyküsü ve bu öykü bir yolculukla başlıyor. Madam Lilla, Amira, Maryam ve gazeteci kızımız çıktıkları bu yolculukta Madam Lilla'nın kalbini kıran adamı ararken aslında kendi dünyalarına içsel bir yolculuk yapıyorlar. Bu dört kadının hikayesi başlarda birbirlerinden bağımsız olsa da yolculuğun vermiş olduğu sıcaklık,samimiyet ve birbirlerini sahiplenme duygusu ile git gide birbirlerine bağlanmalarına sebep oluyor. Madam Lilla'nın intikamını almaya çıkan bu kadınlar aslında kendi hayatlarını sorgulayacak yaşamlarının en zorlu kararlarını alacaklardır.

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Mission İmpossible - 5 Rogue Nation


Görevimiz Tehlike serisi benim çocukluk serim. Tom Cruise ise benim çocukluk aşkım. Görevimiz Tehlikenin yeni filmi çıkınca hemen gitmek istemedim biraz zaman geçsin istedim ve dün itibariyle gidip izledim izledim de biraz hayal kırıklığı yaşadım.


Filmin hikayesi bilindik diğer seriler gibi bir hikaye ile başlıyor. Kahramanımız Ethan yani Tom Cruise ve ekibi IMF bu zamana kadar ki en tehlikeli ve en zorlu düşmanla karşılaşıyorlar. IMF'i ortadan kaldırmayı hedefleyen uluslararası bir dolandırıcılık örgütü olan Sendika'nın tehlikeli faaliyetlerinden kurtulmayı hedefleyen IMF zorlu bir mücadelenin içinde bulurlar kendilerini. Bu zorlu macera hem Ethan'ı hem de ekibini zora sokacaktır kuşkusuz.


11 Ağustos 2015 Salı

Senden Bana Kalan


Kore filmlerini oldum olası çok sever çok beğenirim değişik, kendilerine özgün senaryoları vardır ve duygu yüklüdür filmleri. Ne yazık ki bizim sinema anlayışımız kopyala ve yapıştır olduğundan bilumum Kore filmlerini alıp alıp kopyalamaktan bir hal olduk. Bunun son örneği de  Senden Bana Kalan adlı filmdir.


Evim Sensin ve Benim Dünyam filmlerini hatırlarsınız ikisi de Kore sinemasından alınmadır. Evim Sensin'i izlemeyi reddettim ancak Uğur Yücel'i sevdiğimden Benim Dünyam'a bir şans verdim zira iyi de oldu sevdim ancak her iki filminde gerçek versiyonlarını izlediğimden bizimkilerin yapmaya çalıştığı şeyin sadece gişe başarısı olsun da ne olursa olsun mahiyetinde olduğunu kavramak güç olmadı. Her neyse şimdi size Senden Bana Kalan filminden bahsetmek istiyorum.


Evvela Bir Milyonerin İlk Aşkı filminin versiyonu olduğunu söylemem gerek. Tahmin ettiğiniz gibi onu da izledim. Dün akşam film ararken bu sezon Bana Masal Anlatma ve Mucize dışında hiç yerli film seyretmemiş olduğumu fark ettim. Filmin linkini bulunca şansımı denemek istedim. Başrollerini Neslihan Atagül ve Ekin Koç'un paylaşıyorlar. Elif karakterine Neslihan Atagül, Özgür karakterine Ekin Koç hayat vermiş.

10 Ağustos 2015 Pazartesi

Mahir Ünsal Eriş - Dünya Bu Kadar


Mahir Ünsal Eriş deyince hemen aklıma 80'li yıllar gelir. Okuyanlar bilir ve blogumu takip edenler de hatırlayacaktır yazarın Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde adlı kitabını okumuş ve 90'lı yılların çocuğu olarak 80'lerin çocuğu olmanın çok başka olduğunu o kitapta hissettiğimi belirtmiştim.



Mahir Ünsal Eriş'in 3.kitabı Dünya Bu Kadar nisan ayında raflarda yerini alınca hemen pür telaş alıp okumak istemedim. Neden mi ? Nedeni çok basit :) Herkesin aynı anda okuduğu bir kitabı ben okumam da o yüzden :) Bir tercih meselesi deyin ya da okuma zevki olarak nitelendirin ya da alışkanlık olarak görün ama bildiğim tek bir şey var o da yeni çıkan kitaplara hemen almalıyım, okumalıyım gözüyle bakmadığım :)   Herkesle eş kaza aynı zamanda okunan bir kitap yerine kimsenin tercih etmediği bir zamanda okunan bir kitabın büyüsü bambaşkadır bende nitekim benden önce okuyanların yorumlarını okurum, ekşi sözlüğü açıp bir bakarım,yazarın yeni kitabıyla ilgili bir ton röportajını okurum falan filan. Kıymetli ömrümüz az ne de olsa ve benim yapabildiğim en iyi şey yazmak,okumak ve çizmek olduğundan az olan ömrümü en iyi kitaplarla değerlendirmek bir nevi hakkım.


Her neyse hadi takın kemerleri sizi soluksuz bir Dünya Bu Kadar turuna çıkarayım gençler !


Ayfer Tunç'un Bir Deliller Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihini okuyanlar var mı aranızda ? Ben geçen yaz okumuş ve yazara hayran kalmıştım işte bu kitabı okuyup sevenler hiç tereddüt etmeden Dünya Bu Kadar kitabını alabilirler çünkü onun tarzında ve Ayfer Tunç'un örgüsüyle harmanlanmış bir kitap.


7 Ağustos 2015 Cuma

Bilge Karasu - Gece


''Bir olanaksızlığa inanmak istemeyebilir kişi, ama onu kabul etmek gerekince de içi parçalanmadan yaşamını sürdürebilir. Oysa düzeltmenin yalnızlığı,yeryüzünde sönen her yüzeyle acılaşıyor,daha daha daha acılaşıyorsa, çok düşünüp bulamadığı bir sorun karşısında eli kolu bağlı kalmasından.''


Bilge Karasu'nun yeni bitirdiğim ''Gece'' isimli kitabından bir cümleyle hepinize merhabalar :)

Bilge Karasu, benim favori yazarlarımdandır ve okuması zor olan kitapları yazan usta bir yazardır. Bugün size Gece adlı kitabından bahsedeceğim umarım ben bahsettikçe sizin de onu tanımanıza vesile olabilirim. Bilge Karasu'nun daha önce ''Ne Kitapsız Ne Kedisiz'' adlı kitabını okuyan ben çok uzun zaman sonra kütüphanede dolanırken elime gelen Gece kitabıyla ona fazlaca ara verdiğimi anımsayarak bu arayı uzatmamaya karar verdim. Bilge Karasu'yu daha önce okuyanlar onun ne kadar güzel ve zarif bir dille okurlarına seslendiğini bilirler dahası Karasu Türkçeyi en iyi kullanan yazarlarımızdandır ve eserlerini okumak ciddi bir alt yapı gerektirir öyle herkesin okuduğu pembe kitaplarla karıştırmayın bir üstattan bahsediyoruz :)


Gece, belli bir örgüsü olayı olmayan bir kitap dahası birer sayfalık notlardan oluşuyor yani okurken bir sayfayı hemen bitiveriyor ancak kelimeleri ve onları birbirine bağlayan cümlelerin girizgahlarının iyi okuması gerektiği kanaatinde olduğum bir eser. Gece bir nevi sona ererken her şey gün ışığına çıktı ve Bilge Karasu beni yine kendine hayran bıraktı.

5 Ağustos 2015 Çarşamba

Ayfer Tunç - Ömür Diyorlar Buna


Ayfer Tunç deyince bende akan sular durur durur ki öyle böyle değil. Ayfer Tunç'u her okuduğumda diyorum ki bu nasıl bir kadındır,nasıl bir yazardır bu nasıl bir yazmadır kadın kendini aşmış kendi kendisiyle yarışır olmuş :)



Heyhat ben her Ayfer Tunç okuduğumda yeni yeni şeyler öğrenirim dipnotlar alırım. Yazarın en son okuduğum ve size bahsedeceğim kitabında da pek çok şey öğrendim kendimce mini mini notlar aldım sizlerle de hepsini olmasa da bir kısmını paylaşma hevesindeyim ^^


Ömür Diyorlar Buna yazarın okuduğum 8.kitabı. Okumadığım 3 kitabı kaldı ve hemen bitirme niyetinde değilim zira yazarlık zor vesselam hemen kitap çıkaramıyorlar bende biraz tasarruflu tüketmeye çalışıyorum Ayfer Tunç'un eserlerini.


Ömür Diyorlar Buna yazarın çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmış ve çoğunlukla gerçek hayattan alınmış hikayelerinin bir kitapta toplanışı. Kitapta yazarın yaşamından,yaşadıklarından gördüklerinden yola çıkılarak yazılan hikayeler var. Şapkacı Arlet, film yıldızı olmaya heveslenen Alev, Aylin Işık, yıllarca Mit'te çalışan Fatma Bayraşevski'den Doktor Manuk'a kadar uzanan bu yazılar her birimizin ömürlerinden bir parçayı da dokunaklı bir hikaye şeklinde bize sunuyor.



Kitapta aynı zamanda Zeki Müren,Mina Urgan, Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Nazım Hikmet'ten de bahsedilmiş. Mina Urgan'ın yazılarında çok titiz ve disiplinli olduğunu ve yazar Ayfer Tunç'un Bir Dinazorun Gezileri adlı kitabının editörlüğünü yaptığını kitaptan öğrendim ben ayrıca Mina hanım ölmeden onu hastanede ziyaret ettiğini,imza gününde hiçbir okurunu kırmamaya çalıştığını ancak sağlık sorunları yüzünden hiçbir okuruyla yakından ilgilenemediğini de yazmış. Bununla beraber Yahya Kemal'i hımbıl ve şişman bulduğunu ve hiçbir zaman bir şair olarak saymadığını da öğrenmiş oldum :)   Hüseyin Rahmi'nin ölmeden evvelki son sözü ''Kedilerime iyi bakın '' olmuş bunu bilmiyordum mesela :) sonra hanım arkadaşları Hüseyin Rahmi için reçelleri de en az romanları kadar güzelmiş diye söylerlermiş bu da ilginç bir anekdot :)


Kitapla alakalı daha çok şeyler yazabilirim buraya ama en iyisi bu güzel kitabı siz alıp okuyun o zaman neden bu denli Ayfer Tunç'u tutkuyla sevdiğimi anlayacağınızı umut ediyorum :)

4 Ağustos 2015 Salı

Halide Edip Adıvar - Ateşten Gömlek


Son zamanlarda fark ettim ki hiç Kurtuluş savaşı veya Cumhuriyet dönemi yazarlarından bir kitap okumamışım halbuki günümüz yazarlarından çok bizim asıl okumamız gereken Kurtuluş dönemi,Cumhuriyet dönemi yazarlarının eserleri benim için.


Kışın bana bir güzellik yapıp İstanbul kitap fuarına gidemediğim için üzüldüğümü gören İlgi bana Halide Edip'in Ateşten Gömlek adlı kitabını alıp yollamıştı. Ne kadar sevindiğimi size söylememe gerek yok sanırım :) Bazen sizlerden kilometrelerce uzak olsa da sizi düşünen kitap dostlarınızın olması insanı çok mutlu ediyor. İlgi de benim çok değer verdiğim kitap dostlarımdan bir tanesi :)


Halide Edip Adıvar'ın daha önce Sinekli Bakkal ve Vurun Kahpeye adlı kitaplarını okumuş olan ben çok geciktirmeden bir kaç gün önce bu kitaba başladım. Halide Edip'i tanıyan ya da benim gibi edebiyat mezunu olanlar varsa onun İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu olduğunu, Bir Dinazorun Anıları gibi pek çok kitabın da yazarı olan Mina Urgan'ın hocası olduğunu da bilirler eğer bundan haberiniz olmadıysa artık şimdi bilgi sahibi oldunuz :)
Ateşten Gömlek

Kitabın konusuna geçiyorum hemen. Kurtuluş savaşı yıllarında yolları kesişen Ayşe,Peyami ve İhsan'ın hikayesidir Ateşten Gömlek.

31 Temmuz 2015 Cuma

John Green - İlk Aşk


Kötü kitap yoktur sadece iyi bir olay örgüsünden yoksun ve hikaye dediği konuyu iyice çekiştirerek saçmalayan yazar vardır. Şimdi diyeceksiniz ki bu kız ne der ? Demem o sevgili kitap kurtları John Green ve İlk Aşk kitabını satın almayın neden mi anlatıyorum efendim :)


John Green'in çok değil yaklaşık birkaç ay önce bestseller olan Aynı Yıldızın Altında kitabını okumuş ve elimden geldiği kadar burada yorumlamıştım. Kitap çok çok muhteşem değildi lakin konusu saçma değildi belli bir olayı vardı. Kız hastaydı oğlan hastaydı aşk gerçekten vardı ve sonu acıklı bitiyordu yani demem o ki beni İlk Aşk kitabı kadar bunaltmadı :D


Yalan söyleyemiyorum İlk Aşk elimde çok süründü ve hiç okuma istediği veremedi. Araya bir sürü akıcı kitap soktum bitirebilmek için ama nafile o kadar sıkıcıydı ki bitirene kadar kriz geçirmeme sebep oldu :)

Kitabın konusu Colin Singleton'ın süreki takıntı haline getirdiği Katherine isimli kızlar onlarla kısa süren ilişkileri ve her defasında terk edilmesi. Tam tamına 19 Katherine tarafından terk edilen Colin'in, arkadaşı Hasan ile beraber bir yolculuğa çıkması ve burada yarattığı tüm romantik ilişkilerin geleceğini hesaplamayı uman bir dehanın hikayesi anlatılıyor.

30 Temmuz 2015 Perşembe

Haruki Murakami - İmkansızın Şarkısı


Haruki Murakami okumaları tüm gücüyle devam ediyor benim için. Yeni bir yazar ve yeni bir edebiyat keşfetmenin yanı sıra bu adamı okurken çok çok bilgilendiğimi de bu kitabıyla belirtmeden geçmek istemem doğrusu.

Sahilde Kafka benim ilk okuduğum Murakami kitabımdı. Kafka Tamura'nın hikayesi gayet doyurucu olmakla beraber okudukça okumak ve Murakami'nin o eşsiz yorumu ile taçlandırdığı dünyadan çıkmak istememiştim kendi adıma. O kitaptan sonra biraz ara verdim haliyle ardından kütüphanede İmkansızın Şarkısı'nı görünce neden 2. Haruki Murakami kitabım bu olmasın dedim. Bu kitapla alakalı yazarın kitabı gereğinden fazla uzattığı ile ilgili duyumlar alınca biraz ürkmedim desem yalan olur haliyle ama sonradan Murakami yine yapmıştır yapacağını dedim ve üç gün önce onu okumaya başladım ve elbette kitabı az önce bitirince sizinle paylaşmak istedim. İmkansızın Şarkısı tek kelimeyle mükemmel ötesi !!


Hemen kitabın konusuna geçmek istiyorum. Vatanabe 19 yaşlarında olan bir üniversite öğrencisidir ve çok yakın arkadaşı Kizuki'nin ölümüyle adeta yıkılır. Kizuki onun en yakın dostlarından biridir ve bu ölüm bir anlamda onu yaşam karşısında yalnızlaştırır nitekim Vatanabe Kizuki'nin kız arkadaşı Naoko'ya içten içe sevmektetir. Naoko ise erkek arkadaşının ölümüyle adeta yıkılır ve çareyi ortak arkadaşları Vatanabe'ye sığınmakta bulur. Bu ölüm iki genci birbirine yaklaştıracak ve aralarında duygusal bir yakınlaşma başlayacaktır. Çok geçmeden Naoko da Vatanabe'yi sever ama aklının bir köşesinde hala ölen erkek arkadaşı vardır. Naoko'nun bu hassas durumundan faydalanmak istemeyen Vatanabe ona karşı onun istediği biçimde yaklaşır ancak Naoko'nun psikolojik sorunları derinleşir ve okulunu burakır bir süreliğine bir kilniğe yatar. Bunu öğrenen Vatanabe ona sürekli mektup yazar ve arada o isterse onu ziyarete gitmeyi sürdürür. Bu şekilde aylar geçerken Vatanabe okulda çekici bir kız olan Midori ile tanışır ve aralarında bir yakınlaşma başlar.


27 Temmuz 2015 Pazartesi

Ahmet Büke -Kumrunun Gördüğü


Öykü okumayı çok severim çok da seçiciyimdir bana göre herkes öykü yazmayı beceremez. Romanı herkes yazabilir ama öykü risklidir. Nitekim bunu bir kez daha anladım ben geçekten bir öyküsever olmuşum. Benim belli başlı öykücülerim var misal bir Sait Faik bir Cemil Kavukçu ve son dönemlerde adını sıkça duyduğumuz Sinan Sülün ile Yalçın Tosun.


Bugün size Ahmet Büke ve kitabı Kumrunun Gördüğü kitabından bahsedeceğim. Takın kemerleri uçuşa başlıyoruz. Öncelikle Ahmet Büke ismini geçen yaz bir arkadaşımdan duydum duyunca da kafamda otomatikman yer etti ve şartlar olgunlaşınca bu adamın kitabını da okumalıyım dedim kendi kendime. En nihayetinde geçen gün gittiğim D&R 'da Can Yayınlarının kampanyasını fark ettim. Aralarında Ahmet Büke'nin de olduğu pek çok yazarın kitabı da indirimdeydi bende fırsat bu fırsat aldım ve elimdeki kitabı bitirir bitirmez başladım. 


Bir kitap hakkında olumsuz şeyler yazmak hele de zorla okuduğum bir kitapsa bu inanın bana acı veriyor. Sonuçta ortaya konulan bir emek var ama inanın bana çok okuyan özellikle de öykü kitaplarına çok düşkün bir okur olarak üzülerek belirtmeliyim ki yazarın bu kitabını son iki öyküsü haricinde beğenmedim. Bana göre gözlem gücünü yansıtmada çok çok başarılı olsa da öykücülüğün sihrinde sadece gözlem yoktur. Yazar hikayeyi karşı tarafa geçiremezse eğer o duyguyu hissettiremezse vasattan öte yol yoktur ona öykü diyarında. Kitabın son iki hikayesi benim için kitabı kurtarmaya yetmedi. Sağlam bir öykü adamı bana göre aynı zamanda bir duygu adamı da olmalı. Ahmet Büke'nin bu kitabı ödül almış bir kitap üstelik. Sait Faik Hikaye Armağanı (2011) almış bir kitap olarak bende çok da iyi bir izlenim yaratmadı.

25 Temmuz 2015 Cumartesi

More Than Blue


Kore filmlerini oldum olası çok severim. Konuları sıradan değildir, içtendir ve sizi sarar en önemlisi de sizi çeken bir şeyler mutlaka vardır.


Uzun zamandır Kore sinemasından bu kadar güzel bir film izlediğimi hatırlamıyorum. İzleyenleriniz varsa Özcan Deniz'in Evim Sensin filmi de Hatırlanacak Bir Anı filmiyle Kore sinemasından alınmıştır. O filme gitmeyi reddettim nitekim bizimkiler bir türlü kendi fikirleriyle bir şeyler üretemiyorlar olan güzel şeyleri de yerin dibine sokmayı ihmal etmiyorlar. Her neyse hadi şimdi size biraz filmden bahsetmek istiyorum etkisi hala üzerimdeyken.



Aşk nedir sizce ?

Aşk neye benzer?

Aşkı nasıl tanımlarsınız ya da nasıl sevilmek isterdiniz ?

More Than Blue uzun süredir aklımdaydı ancak az önce izleyebildim. Kore yapımlarını ayrı severim zaten en favori filmlerimden biri de Hatırlanacak Bir Anı adlı filmdir ki onu da izlemediyseniz şiddetle tavsiyemdir.


K ve Cream'in hikayesi More Than Blue. İkisi de yetim büyümüş küçük yaşta yalnız kalmışlar aynı lisede okurken birden tanışıyorlar daha sonra Cream K'nın evine yerleşiyor ve beraber yaşamaya başlıyorlar. Yeri geliyor birbirlerine annelik babalık ediyor yeri geliyor birbirlerini sarıp sarmalayıp acılarını dindirmeye çalışıyorlar. Bir zaman sonra K, Cream'e deliler gibi aşık oluyor ama bunu söyleyemiyor çünkü kanser ve sayılı günleri var. Ölmeden tek istediği ise Cream'in mutlu olduğunu görmek ve onun iyi bir adamla evlilik yapmasını sağlamak. Bir gün Cream çok iyi bir doktor ile tanışır ve K'ya adama aşık olduğunu söyler bunun üzerine harekete geçen romantik kahramanımız K adamın her şeyini araştırır ve onun Cream için uygun bir eş adayı olduğunu anlar ancak ufak bir sorun vardır adam nişanlıdır ve K, Cream için fedakarlık yapacak adamın nişanlısından ayrılmasını sağlayacaktır. Kadınla konuşan K, ona durumu anlatır hasta olduğunu yakında öleceğini ve sevdiği kızın nişanlısına aşık olduğunu söyler. Kadın K'nın istediğini tek bir şartla yerine getireceğini söyler kadın bir fotoğrafçıdır ve K'nın onun için modellik yapması karşılığında nişanlısından ayrılacağını dile getirir. K bu teklifi kabul eder Cream için.

23 Temmuz 2015 Perşembe

Ahmet Ümit - Kukla




Ahmet Ümit ile tanışmam hasbihal etmem Bab-ı Esrar ile başladı efendim nitekim üniversite 1. sınıfta iken adını çokça işittiğim Ahmet Ümit'i çekip çıkardım raftan ve ilk karşılaşmamız bu şekilde gerçekleşti. Son iki senedir aşinayım kendilerine,diline üslubuna,karakterlerine,olayları yönlendirmesine ve kurgusuna.


Eee bu kadar aşinalık olunca Ahmet Ümit'in kitaplarını fırsat bulup okumakta bana farz oldu haliyle. Bab-ı Esrar dan sonra sırasıyla Kavim, Patasana, İstanbul Hatırası ve en sonunda da Kukla'yı edinip teker teker okudum.

Ahmet Ümit hastası pek çok kitapsever dostumdan tavsiyeler aldım yazarın kitaplarını edinirken sağ olsunlar çok yardımcı oldular. Bende çok sevdim Ahmet üstadı okudukça daha çok okumak isteğine kapıldım. Şimdi de nacizane yorumunu yapmak isterim izninizle.


Kitabın konusu yıllar sonra karşılaşan iki üvey kardeşin hikayesi. Bu iki kardeşten biri geçmişte sıkı bir gazeteci olan ancak şimdilerde gözden düşmüş,alkol bağımlısı ve karısından ayrılan Adnan diğeri de karanlık güçlerin tetikçisi olmuş adının geçmediği olay kalmayan eski ülkücülerden Doğan. İki kardeşin yıllar sonra karşılaşması ile başlayan hikayede Doğan'ın Adnan'a yaptığı işlerle ilgili itirafları ve ardından gelecek olaylar örgüsü,gizli istihbarat örgütünün işin içine girmesi,teker teker öldürülen polisler ve yıllar önce unutulan bir sandığın içine saklanan 5 milyon dolar.

Kitabı okurken çok zevk alacağınıza eminim. Nitekim okuduğum hiçbir Ahmet Ümit kitabı beni hayal kırıklığına uğratmadı. Herkes de zaten polisiye kitabı yazamaz. Olayın örgüsünü tutturmak,olayı sıradanlıktan çıkarıp heyecan katmak öyle herkesin yapabileceği bir şey değil bana kalırsa. Ahmet Ümit kitaplarını yazarken sanki yazarken, yaşadım izlenimini vererek hem okuyanı etkilemekten hem de heyecanı,aksiyonu bir arada vererek nefesleri tutun çünkü her sayfadan sonra sizi bambaşka bir sürpriz bekliyor demekten de geri durmuyor.

17 Temmuz 2015 Cuma

Sabahattin Ali -Canım Aliye,Ruhum Filiz


Uzun zaman olmuş ben kitap yorumu yapmayalı. Şöyle bir bakıyorum da en son Mayıs gibi yorum yapmışım kitaplarla ilgili. Çok normal sınavlar tepeme binince bende çok kitap okuyamadım ama yaz uzun ve ömrüm oldukça okuyup,yazmaya,çizmeye devam sayın seyirciler :)


Malumunuz ben koyu bir Sabahattin Ali hayranıyım. Elimde bütün kitapları olmasa da yavaş yavaş toplamaktayım. Daha önce de sizlere Sabahattin Ali'nin Değirmen adlı kitabından bahsetmiştim. Bu postu blog da bulabilirsiniz şimdi ise karısı Aliye ve kızı Filiz'e yazmış olduğu mektuplardan oluşan ve yaklaşık 1.5 yıl önce derlenip çıkarılan kitabı olan '' Canım Aliye Ruhum Filiz'' den biraz bahsetmek isterim.



Kitap her zamanki gibi YKY'den çıkmış ve 156 sayfa. İçerisinde yer alan mektuplar size az önce de bahsettiğim gibi Sabahattin Ali'nin eşi çok sevgili Aliye Ali ve kızı Filiz Ali'ye yazılmış mektuplardan oluşuyor. Mektupları okudukça Sabahattin Ali'nin eşi Aliye hanımla evlenmeden evvelki muhabbetlerine,evlendikten sonra çektikleri sıkıntılara, kızı Filiz'in doğuşuna ve cezaevinde kalmış olduğu zamanları okuyorsunuz. Bir dönem çıkarmış olduğu ve uzun süre yoğun ilgi gören Markopaşa dergisinin doğuşuna da şahitlik ediyorsunuz. Aranızda bilmeyenleriniz varsa ki hemen hatırlatmakta fayda görüyorum Markopaşa dergisi Sabahattin Ali'nin Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz ile beraber çıkarmış olduğu bir mizah dergisidir. Ama öyle mizah dediysem de alt yapısı çok sağlam olan ve dönemin başlarına iyi giydirdiği için baya tepki çeken,toplatılan çokça davalık olan bir dergi.

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Mızıka


İçimizden her gün milyonlarca şey geçer ama hangisini söyleyebiliriz birbirimize, kendimize. İçimizden geçen yollara,ayrılıklara,isyanlara kaç kere tutunabildik cesaret edip de devam ya da tamam diyebildik. Cesur olmak pek çok insanın yapmak isteyeceği ama adından da anlaşılacağı üzere cesaret gerektiren bir şeydi :)  Peki ama hangimiz cesaret kavramını yaşamımıza uyguluyorduk anı yaşamak yerine zamana yetişme çabası içindeydik. Size bir hikaye anlatacağım ister okuyun ister kapatın sayfayı ama ben yine de anlatmaya başlıyorum takın kemerleri bulutlara süzülüyoruz :)


Bundan yaklaşık üç ay kadar önce her zamanki gibi Milli Kütüphanenin yollarını aşındırma telaşındaydım. Yolda yürürken çok sağıma soluma bakmam ben hele de işim aceleyse ve çabuk yapmam gereken tonla işim olunca haliyle babamı bile tanımadan geçerim yolda :) 


Kütüphanede işim bitince haliyle acıktım ve ne zamandır söz verdiğim arkadaşımı hadi gel sana yemek ısmarlayayım diye aradım ama şans bu ya erkek arkadaşı şehir dışından gelmişti ve beni ekti :D   Tek başıma yemek yemeği çok sevmediğimden soğuk sandviç yaptırıp eve gelip çayımı demleyip keyif yapmaya karar verdim. Metroyla gideyim bari bir de otobüs mü bekleyeceğim dedim kafadaki iç sesime. Tam merdivenleri inerken bir çocuk gördüm yanında tahminimce 5 yaşlarında olduğunu düşündüğüm bir de kız vardı. Merdiven başında oturmuşlardı. Oğlan 7-8 yaşlarındaydı tahminimce ve kız kardeşine bakıyordu. Neden dikkatimi çekti bilmiyorum ama oğlan mızıka çalıyor ve para toplamaya çalışıyordu. Çok hoşuma gitti mızıka çalışı kız kardeşine bakışı,sahiplenişi. Sonra o cesaret denen şeye seslendim acaba bu iki kuzuya nasıl teklif edebilirim beraber yemek yiyelim mi demeyi çünkü o an hani bazen tarifi olmayan şeyler hissedersiniz ve kendinizi durduramazsınız ya içimdeki o ses o minikler için bir şey yapmalısın Damla dedi ve bende tüm cesaretimi toplayıp gittim yanlarına. Oğlan yanında uzun kalınca şüphelendi elbet ama çok uslu terbiyeliydi sonra bana seslendi.

- Bir şey mi oldu abla ? 

-Yoo bir şey olmadı çok güzel çalıyorsun çok hoşuma gitti keşke bende çalabilsem benimde mızıkam olsa dedim. Yüzümdeki sırıtışa aldırmayarak o da bana hiç beklemediğim bir şeyle karşılık verdi.

-Bu mızıkayı ötekini kaybederim diye hep yanımda taşırım lütfen bunu al dedi. 

Bense öyle kalakaldım. Teklifi öyle sıcak öyle samimi geldi ki hemen içim ısındı. Bende ona eğer kız kardeşinle bana yemekte katılırsanız kabul ederim mızıkayı dedim. Önce şaşırdı ama aç olduklarını anlamamak için deli olmak gerekirdi. Kabul etmedi çok gurur yaptı kaçtı önce sonra kız kardeşine baktı kabul edeceksin değil mi ama mızıkayı dedi bende elbette dedim zaten yalnız yemek yemeyi sevmiyorum o yüzden bugün bana katılın dedim. 

O yemek o kadar sıcak ve içtendi ki gözlerindeki o saf mutluluk,heyecan,yeni biriyle tanışmanın verdiği muziplik hemen fark ediliyordu. İçimden iyi ki gelmedin dedim Ferda iyi ki gelmedin beni ektin ;)