Benim Hikayem

Üç gündür acaba yazsam mı yazmasam mı yoksa yazıp bir kenara mı koysam dediğim yazıyı en nihayetinde yazıyorum. Gariptir bunun için epeyce bir mücadele ettim kendimle bazı şeyleri hele de sizin için özel şeyleri öyle hop diye paylaşamıyorsunuz blogunuzda. En nihayetinde burası benim na- mahremim haline geldi bi nevi okuduğum, izlediğim gördüğüm, hissettiğim ne varsa yazıyorum vaktim oldukça,ruh halime uydukça.


Tegv'de uzun zamandır gönüllük yaptığımı söylememe gerek yok aradaki boşluklarımı saymazsam eğer 6 senelik bir geçmişim var orada. Biriktirdiğim arkadaşlarım,eğitim için gittiğim şehirler ve bir dünya dolusu anım var işte size bunlardan birini yazmaya çalışacağım benim için zor ama en nihayetinde benim için en önemli anım.

Tegv ile üniversitede tanıştım aslında lise yıllarımda da çok istedim ama o zaman lanet sınav peşimi bırakmıyordu aslında üniversiteye gitmek istemedim ben hiç, bizimkiler de zorlamadı esasen özgürdüm o konuda benim tek hayalim bir atölyem olsun sabah akşam resim yapayım başka hiç bir şey düşünmemi gerektirecek bir şey olmasındı hayatımda ama hayat beni fazla boş bırakmış olacak ki ''Kalk kızım Damla silkelen yaş geçmeden bir okul oku da ilerde yolunu bulursun dedi!'' ''Eyvallah! !! dedim bende ne diyeyim sonra Edebiyat fakültesine girdim, son sınıfa kadar bütün dersleri alttan toplayan Damla neredeyse okul tarihine geçecektim ki tembelliğimden değil, esasen üşengeçliğimden hiç ders çalışmadım. Yumurta kapıya dayanınca da dersleri üçer dörder verdim ve en mezunundan şahane bir mezun oldum. Üniversite dönemlerimin bana en büyük hediyesi Tegv oldu. Bizim okula stand açılınca hemen gidip bir form kaptım ve eğitimleri tamamlar tamamlamaz en yakışıklısından gönüllü oluverdim. 


Gönüllüğümde 2. yılımdı artık iyice pişmiştim tabir-i caizse. Çocuklarla olmayı öteden beri seven biri olarak belki de hayatta en zevk duyduğum şeylerden birini yapıyordum. Bir işe inanmak çok önemli hele de o işi severek yapıyorsanız ve sizin gelmenizi dört gözle bekleyenler varsa o yaptığınız işi daha çok sevmenizi sağlıyor.


Nisan aylarıydı kütüphaneye gitmek için dışarı çıktım, durakta bir süre otobüs bekledim. O zamanlar tam sınav zamanlarım yusuf yusuf olduğum dönem. Otobüsün gelmesini beklerken telefonum çaldı arayan çok yakın bir arkadaşımdı. O ara bindim otobüse açtım, konuşmaya başladık sonra sesinin tonundan bir şeyler sezinledim uzun zamandan beri beraber olduğumuz için anladım ters giden bir şeylerin olduğunu. Bilirsiniz siz de, çok sevdiğiniz ya da değer verdiğiniz birini düşünün onun mimiklerinden, sesinden anlarsınız ne hissettiğini, ne düşündüğünü benimkisi de o hesap işte. Bana bir şeyler söylemek istediğini sezinledim, tahminimde yanılmamıştım. Telefondaki ses çok sevdiğim arkadaşım Özlem'in ölüm haberini verdi bana. Özlemin ölüm haberini alan ben afalladım bir an otobüsten iniverdim elim ayağım boşaldı. Özlemin ameliyat olacağını biliyordum ama ''Yazın olacağım okul bitmeden olmak istemiyorum'' demişti bana doktoruyla didişirdi bu yüzden ölceksem de diplomamı alıp öyle öleceğim diye gırgır geçerdi. Telefonu kapattıktan sonra ne yaptım pek anımsamıyorum ayaklarım uyuştu o an ne düşündüğümü de anımsamıyorum. Hani insan ağlamak ister de ağlayamaz ya öyle bir durumdaydım ben de. Katılaşmıştım sokakta ağlamak istemiyordum nereye gideceğimi de bilmiyordum hava kapanmıştı belli ki yağmur başlayacaktı birazdan bende ayaklarıma bıraktım tercihi, bıraktım, düşünmedim beni götürsün istediği yere. 

Ayaklarım vakıfa götürdü beni normal uğruyormuşum gibi yaptım lavaboya gittim yüzüme su çarptım ama hala kendimde değildim. Cenazesi demişti Elif: ''Yarın gelebilecek misin ? '' Lavabodan çıkıp bilet ayırttırdım akşam için. Bahçeye çıktım nefes alamamak böyle bir şey dedim sonra içimden. Etkinlik odalarından sesler geliyordu bir süre o sesleri dinledim. Kapattım gözlerimi sonra bir el elime dokundu başımı kaldıramadım önce sonra seslendi bana ''Damla Abla yağmur yağacak 'demesiyle başımı kaldırdım ve Anıl ile göz göze geldik. ''Islanırsan hasta olursun'' dedi. Elimden tuttu içeriye götürdü beni. Anıl bana kütüphaneden aldığı yeni kitabını okudu bende o evine gidene kadar onunla kaldım. Giderken bana sarıldı ''Haftaya gene gel ben sana hep kitap okurum'' dedi o zaman anlamamıştım ama eğer Anıl o gün  benim elimden tutmasaydı ben o gün o gittikten sonra ağlayamayacaktım ve bana sarılmasaydı ertesi gün Özlem'i uğurlarken dik duramayacak çok sevdiğim dostuma son görevimi yapamayacaktım.


Biz çocuklara bir şeyler öğrettiğimizi sanırken aslında onlar bize bazı şeyleri öğretiyorlar ve bizi bir yerden hayata bağlamayı başarıyorlar Anıl o zaman 8 yaşındaydı şimdi 13-14 yaşında. Biz çocukların hayatlarına dokunuyoruz sanıyoruz ama onlar bize her defasında hayatı öğretiyorlar, yeniden yaşama sarılmak için her defasında saflıklarıyla bizi sarıyorlar. 

Sanırım fark yaratan biz gönüllüler değiliz bizi koşulsuz seven çocuklar ! İyi ki gönüllüyüm demem için çok sebebim var !

Yorumlar

  1. Çok etkilendim okurken.Çocuklar dünyalarımızın sessiz tanıkları.Hayatı yaşanılır kılıyorlar.Hiç incinmeseler,kırılmasalar keşke.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Haydar Ergülen - Öyle Küçük Şeyler

Tiyatro - Annemin Son Çılgınlıkları

Zülfü Livaneli - Elia ile Yolculuk