23 Nisan 2015 Perşembe

Sinan Sülün - Karahindiba

''Tanrı benden bir ısırık almış, tadımı beğenmemiş, bir kenara fırlatıvermişti.''

Kitabın arka kısmında yer alan bu sözü ilk okuduğumda çarpıldım ve tereddüt bile etmedim,düşünmedim bile Karahindiba kitabını almak için. Daha önce bir arkadaşımda görmüştüm merak etmiştim ama sonra aklımdan çıkmış hayat koşuşturmasından aklımın bir kenarına not ettiğim kitapların arasına karışmıştı Karahindiba. 


Günlerden salı, aylardan Haziran zorlu sınavıma sadece haftalar kala o kadar bunalmıştım ki biraz dışarı çıkıp hava almak belki fotoğraf çekerim diye de Kuğulu'ya giderim dediğim, kendimi sokaklara vurduğum bir Ankara yazı idi. Dostun önünden geçerken neden yeni çıkan kitaplara şöyle bir göz gezdirmiyorsun dedim kendime biraz nefes alırsın hem yeni çıkan dergilerini de almış olursun soluklanırsın dedim girdim içeri. Dergilerimi topladıktan sonra raflara usu usul baktım önce ardından gözüme aylar öncesinden aklıma not ettiğim ama onca telaşın verdiği sarhoşlukla tabi ki almayı akıl edemediğim Karahindiba kitabını gördüm, rafta idi ve bana:

- Damla tanışalım istersen bak ben Karahindiba, beni aylar öncesinden görmüştün,hani merak etmiştin sonra aklına not etmiştin okumak için. Bak sen beni unuttun ama ben seni unutmadım yine karşılaştık ve ben sana kendimi yeniden hatırlatıyorum hadi beni satın al ve gidip bir çay bahçesinde birbirimizi daha yakından tanıyalım sana kendimden bahsedeyim belki sende bana kendini anlatırsın, dedi.

Kitabı incelemedim bile arka kapaktaki o söz beni benden alınca tereddüt bile etmedim satın almak için. Nitekim her Dost'a gidişimde raflara bakarım. Ben aldığımda Karahindiba alt raftan bana gülümsemişti şimdi üst raflarda ve her gittiğimde bana oradan  gülümsüyor, beni arkadaşlarına önerdiğin için teşekkür ederim diyor sanki sonra bende ona gülümsüyorum.


Karahindiba kitabını aldığım gün bitirdim gittiğim çay bahçesinde Ankara'nın o kasvetli Haziran gününde 5 bardak çay ve bir kupa kahve eşliğinde bana yolculuğunu anlattı. Kitapla ilgili o kadar çok şey söylemek istiyordum ki sonradan söylemek yerine bu kitabı en yakın arkadaşlarıma hediye etmeyi tercih ettim. Böylelikle kitabın büyüsünü, naifliğini ve güzelliğini herkes görebilecekti.



Hikayeler okumayı oldum olası çok severim ben. Hikaye yazmayı herkes beceremez çünkü evet romanı herkes yazıyor şu sıra ama hikaye yazmak herkesin harcı değil bana göre. Bu yüzden Sinan Sülün cidden çok iyi bir iş çıkarmış. Hikayesizlikten kırılan edebiyatımıza bir öykü şöleni armağan etmiş.


Kitabın içinde üç hikaye mevcut. Mavi Pelikan,Aralık ve kitaba ismini veren Karahindiba. Sizi temin ediyorum altını çizeceğiniz ve seveceğiniz bir sürü cümleniz olacak ve her okuyuşunuzda daha çok seveceksiniz.

Bu arada kitap tiyatro sahnesine taşındı en kısa zamanda gidip görün çok çok seveceksiniz der ve kitaptan altını çizdiğim sözlerle size veda ederim. :)


Bazen hiç neden yokken, hayatında yeni birisi varken, her şey iyi gidiyorken, mutluyken, birisini severken ama 'asla aşık değilken' aynanın karşısına geçer, o eski yaralarına bakarsın. Ondan sonraki bütün ilişkilerinde çıplaklık konusunda rahat olamamanın sebebi de budur belki. Yeni sevgililerinin görecek diye korktuğun kapanmış yaralarına parmaklarının ucuyla dokunursun. Bir sertlik gelir eline. Yaranın izine bastırdıkça acıtan. Derinin hemen altındadır, o gün kırılan kalbinin parçası. Vücudun atamamıştır, atamaz da. Artık o senin bir parçandır. Hissedersin. Yeniden batar. Dünyanın tadı bozulur. Ekşir. Yaralarının kabardığını görürsün. Hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Olamaz. İşte o zaman anlarsın. Her kalbin tek bir aşk için yaratıldığını.


Belki de bu yüzdendi,ne zaman birileri''Adnan aklından bir sayı tut,'' dese hep sıfırı tutmam.Bu benim kaderimdi.Ben sıfırdım.İnsanların birbirlerini çarparak yaşadığı bu dünyada istenmeyen rakamdım.Tanrı benden bir ısırık almış,tadımı beğenmemiş,bir kenara fırlatıvermişti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

23 Nisan 2015 Perşembe

Sinan Sülün - Karahindiba


''Tanrı benden bir ısırık almış, tadımı beğenmemiş, bir kenara fırlatıvermişti.''

Kitabın arka kısmında yer alan bu sözü ilk okuduğumda çarpıldım ve tereddüt bile etmedim,düşünmedim bile Karahindiba kitabını almak için. Daha önce bir arkadaşımda görmüştüm merak etmiştim ama sonra aklımdan çıkmış hayat koşuşturmasından aklımın bir kenarına not ettiğim kitapların arasına karışmıştı Karahindiba. 


Günlerden salı, aylardan Haziran zorlu sınavıma sadece haftalar kala o kadar bunalmıştım ki biraz dışarı çıkıp hava almak belki fotoğraf çekerim diye de Kuğulu'ya giderim dediğim, kendimi sokaklara vurduğum bir Ankara yazı idi. Dostun önünden geçerken neden yeni çıkan kitaplara şöyle bir göz gezdirmiyorsun dedim kendime biraz nefes alırsın hem yeni çıkan dergilerini de almış olursun soluklanırsın dedim girdim içeri. Dergilerimi topladıktan sonra raflara usu usul baktım önce ardından gözüme aylar öncesinden aklıma not ettiğim ama onca telaşın verdiği sarhoşlukla tabi ki almayı akıl edemediğim Karahindiba kitabını gördüm, rafta idi ve bana:

- Damla tanışalım istersen bak ben Karahindiba, beni aylar öncesinden görmüştün,hani merak etmiştin sonra aklına not etmiştin okumak için. Bak sen beni unuttun ama ben seni unutmadım yine karşılaştık ve ben sana kendimi yeniden hatırlatıyorum hadi beni satın al ve gidip bir çay bahçesinde birbirimizi daha yakından tanıyalım sana kendimden bahsedeyim belki sende bana kendini anlatırsın, dedi.

Kitabı incelemedim bile arka kapaktaki o söz beni benden alınca tereddüt bile etmedim satın almak için. Nitekim her Dost'a gidişimde raflara bakarım. Ben aldığımda Karahindiba alt raftan bana gülümsemişti şimdi üst raflarda ve her gittiğimde bana oradan  gülümsüyor, beni arkadaşlarına önerdiğin için teşekkür ederim diyor sanki sonra bende ona gülümsüyorum.


Karahindiba kitabını aldığım gün bitirdim gittiğim çay bahçesinde Ankara'nın o kasvetli Haziran gününde 5 bardak çay ve bir kupa kahve eşliğinde bana yolculuğunu anlattı. Kitapla ilgili o kadar çok şey söylemek istiyordum ki sonradan söylemek yerine bu kitabı en yakın arkadaşlarıma hediye etmeyi tercih ettim. Böylelikle kitabın büyüsünü, naifliğini ve güzelliğini herkes görebilecekti.



Hikayeler okumayı oldum olası çok severim ben. Hikaye yazmayı herkes beceremez çünkü evet romanı herkes yazıyor şu sıra ama hikaye yazmak herkesin harcı değil bana göre. Bu yüzden Sinan Sülün cidden çok iyi bir iş çıkarmış. Hikayesizlikten kırılan edebiyatımıza bir öykü şöleni armağan etmiş.


Kitabın içinde üç hikaye mevcut. Mavi Pelikan,Aralık ve kitaba ismini veren Karahindiba. Sizi temin ediyorum altını çizeceğiniz ve seveceğiniz bir sürü cümleniz olacak ve her okuyuşunuzda daha çok seveceksiniz.

Bu arada kitap tiyatro sahnesine taşındı en kısa zamanda gidip görün çok çok seveceksiniz der ve kitaptan altını çizdiğim sözlerle size veda ederim. :)


Bazen hiç neden yokken, hayatında yeni birisi varken, her şey iyi gidiyorken, mutluyken, birisini severken ama 'asla aşık değilken' aynanın karşısına geçer, o eski yaralarına bakarsın. Ondan sonraki bütün ilişkilerinde çıplaklık konusunda rahat olamamanın sebebi de budur belki. Yeni sevgililerinin görecek diye korktuğun kapanmış yaralarına parmaklarının ucuyla dokunursun. Bir sertlik gelir eline. Yaranın izine bastırdıkça acıtan. Derinin hemen altındadır, o gün kırılan kalbinin parçası. Vücudun atamamıştır, atamaz da. Artık o senin bir parçandır. Hissedersin. Yeniden batar. Dünyanın tadı bozulur. Ekşir. Yaralarının kabardığını görürsün. Hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Olamaz. İşte o zaman anlarsın. Her kalbin tek bir aşk için yaratıldığını.


Belki de bu yüzdendi,ne zaman birileri''Adnan aklından bir sayı tut,'' dese hep sıfırı tutmam.Bu benim kaderimdi.Ben sıfırdım.İnsanların birbirlerini çarparak yaşadığı bu dünyada istenmeyen rakamdım.Tanrı benden bir ısırık almış,tadımı beğenmemiş,bir kenara fırlatıvermişti.

0 yorum:

Yorum Gönder