30 Ocak 2015 Cuma

Ayfer Tunç- Memleket Hikayeleri

Selamlar ;) !


Yine bir kitabı bitirmenin heyecanıyla ve iki gün rötarla yeniden buralardayım. Bu sefer ki kitabımın adı Memleket Hikayeleri ve yazarı benim en çok sevdiğim yazarlardan olan sevgili Ayfer Tunç.


Ayfer Tunç ile tanışmam Yeşil Peri Gecesi kitabından önce öykülere çok meraklı olan bendeniz Aziz Bey Hadisesi ile oldu o zaman kütüphanede bulamamıştım Yeşil Peri Gecesini çok da pahalıydı alamadım bende ilk bulduğum Ayfer Tunç kitabına atladım ^^


Ayfer Tunç'un bugüne kadar pek çok kitabını okudum bunlar:


  • Yeşil Peri Gecesi,
  • Dünya Ağrısı,
  • Kapak Kızı,
  • Aziz Bey Hadisesi,
  • Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi,
  • Suzan Defter ve son olarak 
  • Memleket Hikayeleri
Aklımda kalanlar bunlar belki arada unuttuklarım da olabilir ama yazarın bütün eserlerini okuyamadım arada diğer yazarları da okumak gerek dimi ama ^^

Ayfer Tunç okumak onunla daha önce hasbihal etmek gibidir çok önceden tanıştığınız ancak araya yılların girmesiyle görüşemediğiniz ama özlem duyduğunuz dostunuza kavuşmak, sarılmak gibidir. Özellikle bu kitabı aldıysanız ya da almayı düşünüyorsanız birbirinden farklı, özgün, sıcak memleket hikayeleri okumaya hazırlayın kendinizi. Ben okurken bu çabuk bitmesin diye gıdım gıdım okudum. Tam bir şehirler arşivi bu kitap. Erzurum'dan Adapazarı'na, Artvin den Ankara'ya memleket kokan hikayeler. Hani bir yolculukta ya da birileri konuşmak için sizinle muhabbet olsun diye ''Memleket nere'' kardaş ya da'' Memleket neresi bacım '' sorusunun cevabı işte bu kitapta saklı.

26 Ocak 2015 Pazartesi

İlhami Algör - Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku

Selamlar !

Haftanın ilk gününden hepinize merhabalar :) Öncelikle yazıma geçmeden önce blok ismimi neden değiştiğini anlatmak istiyorum biraz radikal bir karar oldu ama yeni ismimle daha mutlu olduğumu söylemek istiyorum aceleye getirilmiş bir isimdi eski blok adım o yüzden bu sefer ki tam anlamıyla içime sindi ^^ Umarım sizde seversiniz en az benim kadar ^^


Gelgelim bu hafta başının ilk kitabına İlhami Algör'ün ''Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku'' kitabını dün bitirdim ve biraz sizinle bu kitaptan konuşalım istedim.


Yazar İlhami Algör'ün geçtiğimiz Aralık ayında kitabından aynı adla uyarlanan filmi de vizyona girdi ve büyük ilgi gördü sinema salonlarında. Ben yazarı film ile tanıdım daha önce İlhami Algör ile bir hasbihalim yoktu bu vesileyle alıp okudum. Kitap İletişim Yayınlarından çıkmış ve 57 sayfa. 


İlk başta kitap çok kısa olduğu için çok bir beklenti içine girerek okumayın film hala vizyonda mı bilmiyorum ama kitabı okumadan da gidip izleyebilirsiniz kanımca. Bildiğiniz erkeğin bir kadına olan tutkulu aşkının dile getirilişini anlatmış yazar.

Okudukça içine giriyorsunuz ama kısa oluşu biraz sinir bozucu :) Devam kitabı Albayım Beni Nezahat ile Evlendir daha okumadım ama o da listede.


23 Ocak 2015 Cuma

Sarah Jıo - Gündüzsefası

Selamlar !

Öksürmekten kudurduğum, halsizlikten bağdaş kurup oturamadığım, Allah'ım al şu mal canımı da kurtulayım dediğim bir nezle dönemine daha girmiş bulunmaktayım çok sayın kitap dostlarım ! Ölüyorumm yetişin dostlarım derken bir yandan da canım George Michael bana o muhteşem sesiyle arka fonda şarkılar söyleyedursun bende yatağımda size yeni bitirdiğim pembe kitabım Sarah Jıo ve ''Gündüzsefası'' ndan bahsedeyim dedim nasıl iyi etmiş miyim ?  Aslında kitap çıkalı iki kocaman ay oldu herhalde en son ben okumuşumdur en son yorum atan da ben olacağım neyse son olmaya alıştık artık sıkıntı yapmıyorum eskisi kadar hele de fena halde  öksürürken :D

21 Ocak 2015 Çarşamba

Ay Savaşçısı Olmak !

Küçükken hepimizin birer kahramanı vardır en az bir ya da iki. Yaş ilerledikçe o kahramanlar değişir benimki kazık kadar oldum şu yaşıma kadar hiç değişmedi. Benim çocukluğum ergenlik dönemlerim hatta lise üniversite boyutunda hatta ve hatta şu kazık kadar halimle hep aynı kaldı. '' Ay Savaşçısı ''


20 Ocak 2015 Salı

Mine Söğüt - Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey

İstanbul'u sevmeyen var mı aramızda ? ya da oraya gidip de aşık olmadan dönmemiş olan ? İstanbul'un her yanı aşık olunası değildir aslında güzelliklerinin yanında, karanlık yanları da çoğunluktadır oysa ki. Siz bu İstanbul'u tanımak ve hayalinizde muhteşem bir yolculuğa çıkmaya niyetliyseniz, değişik karakterlerle dolu bir romanda gezinmek dahası romanın baş kahramanı ''Madam Arthur'' beyi daha yakından tanımak (nam-ı değer kadınadam) istiyorsanız haydi buyrun Mine Söğüt'ün dünyasına.


Yazıma girişte İstanbul ile başladım çünkü '' Madam Arthur ve Hayatındaki Her Şey'' Mine Söğüt'ün dilinden kaleminden dökülen kirli,çarpık ve diz boyun batağa batmış olan İstanbul'u gezerken rehber oluyor da size o yüzden. Yazarın soyutlayarak anlattığı düşsel dünya kendisinin de ifade ettiği gibi 1970'lerden bugüne Türkiye'nin yaşadığı karanlık süreci anlatıyor. Bir nevi ayna tuttuğunu dile getirmiş o yıllara ama o ayna bizim bildiğimiz aynalardan değil. Yazarın tabirine göre bir çeşit lunapark aynası. Mine Söğüt'ün bir röportajında bununla ilgili bir sözü var aynen aktarıyorum size :

-Biz kimliğimizi sorgularken kendini kaybeden, kim olduğunu unutan bir toplumuz. Kendimizi olduğumuz gibi kabul etmemekte diretiyor hep dönüşmek istiyoruz. Geriye bakmaktan ileriye bakamıyoruz. kitaba yansıyan karamsar tablo da bu başkasına dönüşme isteğimiz, başkası olma içindeki kaotik halimiz. demiş. 


Bu sözleri okuduktan sonra kendi içimde kitabı daha iyi anlamlandırdım. Çünkü ilk kez Mine Söğüt okuyordum ve hayliyle yarattığı dünyada kaybolmamak afallamamak için biraz araştırma yapmam şarttı.


Hemen konusuna girmek istiyorum kitabın. Bir kere okuduğunuz bütün kitapları unutun bu kitabı okuyacaksanız. Çünkü sizi her anlamda herkesten soyutlayacak tamamiyle okurken bambaşka biri gibi düşünecek bambaşka biri gibi olacaksınız. Kitaba ismini veren Madam Arthur Bey bir kadınadam Mine Söğüt kahramanını neden bir kadınadam olarak tasvir ettiği sorulunca şu cevabı veriyor:

18 Ocak 2015 Pazar

Sylvia

Merhaba ;

Pazar gecesi sinemasal film yorumlarına devam ediyoruz. Pazar filmimi izledim ve hemen sizlerle paylaşıyorum. Filmimiz bu hafta '' SYLVİA ''



Filmin adından da anlaşılacağı üzere ünlü yazar ve şair Sylvia Plath'ın yaşam öyküsünden esinlenerek hazırlanmış. Başrollerini ünlü Oscarlı güzel Gwyneth Paltrow ve 007 James Bond serisinden de tanıdığınız Daniel Craig var. Filmin senaryosunu John Brownlow hazırlamış ve bir İngiliz yapımı 110 dakika.


Tiyatro - Hayvan Çiftliği

Selamlar ; !

Bu tembel pazar gününüzü şenlendirmek ve size izlediğim oyunlardan birini daha anlatmak için bundan daha güzel bir zamanlama olmazdı sanırım :)  Tiyatroyu çok seven bendeniz izleme fırsatını yakalamış olduğum nacizane tiyatro oyunlarından biri olan ''George Orwell'' aynı adla sahneye uyarlanan ''Hayvan Çiftiği'' adlı oyunundan bahsedeceğim sizlere. Hadi bir zahmet kulakları dört açıyoruz koltuklara daha rahat yerleşiyoruz hazır mıyız millet işte bir iki ve başladımmm :)



Öncelikle ( bilet bulabilirseniz tabi :) bu oyuna giderken her şeye hazırlıklı olun. Neden mi çünkü oyun sizi çarpacak. Özellikle kitabını okuyup öyle gitmenizi tavsiye ederim bu sizi oyuna hazırlayacak ve daha da içinize sindirerek izlemenizi sağlayacaktır. Kitabı okuyanlar oyuna gidince tek tek parçaları birleştiriyor ve oyunu izlerken hal-i zatıyla daha çok zevk alıyorlar.

16 Ocak 2015 Cuma

Tegv de Neler Var Neler :)

Herkeslere Merhaba ! :)

Öncelikle hafta sonunun getirdiği aylak cuma gününü çarçabuk geçirmenizi ve hemencecik hafta sonu tatilinize kavuşmanızı dileyerek yazıma bir giriş yapıyorum efendim :)


Dostlar daha önce size Tegv den az da olsa bahsetmiştim şimdi biraz daha kafanızı şişireceğim evett ! hazır mıyız gençler !

Arkadaşlar Tegv ile alakalı çok soru geldiğinden elimden geldiğince birikimimi sizinle paylaşmaya çalışacağım. Öncelikle Tegv'in çocuklara yönelik bir kuruluş olduğunu söyleyerek başlıyorum. Eğer Google amca ile münasebetiniz varsa tegv.org adresinden Tegv ile alakalı ön bilgi alabilir çocuklara yönelik etkinliklerimizle ilgili bilgi alabilirsiniz ve eğer ki içiniz bize ısındıysa size en yakın park ya da birime gelip gönüllü olmak istediğinizi söyleyip ailemize katılabilirsiniz :)

Gönüllülük detaylarına geçiyorum hemencecik:

  •  18 yaşını bitirmiş olmak,
  • En az lise mezunu olmak,
  • Vakfın amaç ve misyonunu benimsemek,
Vakfın belirlediği amaçlara uygunluk ve çocuklara etkinliklerde somut katkıda bulunabilecek düzeyde kişilik ve meslek özelliklerine sahip olmanız gerekiyor :)


Size en yakın park ya da birime gelip başvuru yapmak istediğinizde park sorumlusu veya gönüllü sorumlusu bir başvuru formu doldurtuyor. Ardından sizden istenecek belgeler:
  • Vakıf Tanıtımı
    • Gönüllü Taahhütnamesi
      • Nüfus cüzdanı fotokopisi
      • Fotoğraf ve 
      • İyi hal kağıdı
Hemen ardından ,
  • Temel Gönüllü Eğitimleri
    • İletişim Eğitimi (1 gün)
    • TEGV'de Öğrenme Yaklaşımları ve Modelleri Eğitimi - TÖYME (2 gün)
Etkinlik Gönüllü Eğitimi (Gerekli Olan Etkinlikler İçin)


  • Gerekli olan eğitimleri aldıktan sonra size uygun gün ve saatleri park sorumlusuna bildiriyorsunuz ve hoop Tegv'in dünyasına hoşgeliyorsunuz :) 

12 Ocak 2015 Pazartesi

Yalçın Tosun - Peruk Gibi Hüzünlü

Yeniden Merhaba ;

Bu kış okumak isteyip de bir türlü vakit bulamadığım kitapları okuyorum. Yeni yıla girerken kendi kendime bir söz vermiştim hiç okumadığım ama merak ettiğim yazarları başa alıp  bu merakımı gidereceğim diye. En nihayetinde bunu gerçekleştirmek beni ziyadesiyle mutlu ediyor ^^


Size yeni bitirdiğim bir kitaptan ve yazarından bahsedeceğim elbette. Hadi bakalım kulakları dört açalım ve kahvemizden bir fırt çekelim :D


Yalçın Tosun ismini aramızda duyanlarımız vardır belki. Ben kendisiyle geçen yıl tanıştım. Anne Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler kitabını okuyunca diğer iki kitabını da okumalıyım dedim kendime kati suretle. Yalçın Tosun'un ''Peruk Gibi Hüzünlü'' kitabını kütüphanede bulunca hemen atladım tahmin edersiniz :D Öykü kitaplarını çok sevdiğimi her fırsatta söylerim benim için öykücülükte beynime yer edinen bazı isimler vardır hepimizin öyledir bit-tabi. Bir Sait Faik benim için eşi benzeri olmayan bir öykücü ise bir diğeri de şu yüzyılda, Türk Edebiyatında Cemil Kavukçu'dur. Bu yazarlara artık gönül rahatlığıyla Yalçın Tosun'u da ekleyebilirim çünkü Peruk Gibi Hüzünlü okuduğum en güzel öykü kitaplarının üst sıralarına yerleşti bile.



10 Ocak 2015 Cumartesi

Yaşar Kemal - Yılanı Öldürseler

Soğuk çok soğuk bir Ankara sabahından yazıyorum size !

Yine okuduğum ve tadı damağımda kalan usta bir yazardan ve eserinden bahsedeceğim yine.

Yaşar Kemal '' Yılanı Öldürseler'' 2015 yılında okuduğum ve size anlatacağım kitaptır efendim. Yaşar Kemal'i zaten tanımayan bilmeyen yoktur kitap kurtları arasında. Yaşar Kemal yazdıklarıyla efsaneleşmiş, Türk toplumunca ve dünyada yazdıklarıyla nam salan özgün bir kalem. O yüzden hemen kitabın içeriğinden bahsetmek istiyorum sizi fazla merakta bırakmadan.



Kitap YKY çıkmış, toplam 102 sayfa. Kitabın içerisinde anlatılan hikayeyle uyumlu çok güzel çizimler yer alıyor. Yaşar Kemal'in bu kitabını alacak olanlar arşivlik bir eser aldıklarını sakın unutmasınlar. Aslında yazarın her kitabı arşivlik ya neyse :)



9 Ocak 2015 Cuma

Kış

Şu an sonsuzluğa gitmek isterdim her şeyi ardımda,arkamda bırakarak. Bana garip gelen köhne ne varsa unutmak isterdim. Kafamda dönüp dolaşan cevabı olmayan her soruya karşı gelerek, karşı durarak, haykırarak selamsız sabahsız kaçmak isterdim insanlardan. Ölesiye yorgunum çünkü ölesiye bezgin. Umutlanmak için çabalardım eskiden tekrar ayağa kalkmalarım meşhurdur aslında. Her uyanışımda yeni olmayan bir öncekini tekrarladığım sabahlara haykırmak istediğim çok şey var aslında. Siz hiç kelimelerin ağzınızda yuvarlandığını, onlardan kurtulmaya her çalıştığınızda sizi faka bastırmalarını seyrettiniz mi acı içinde bir oraya bir buraya sövdünüz mü ,ya da soğuk bir kış günü tek sadık dostunuz olan kulaklığınızı da alıp o kaçmak istediğiniz insanların arasına girdiniz ve daha da yalnızlaştınız mı ?


Bazen gündüzlerin benim için hiç bir anlamı yok bazen gecelerim çoğalıyor bazense gün geceye karışıyor. Anlamsızlığımı yok etmek için yazıyorum kalemlerim yetmiyor tek açmalık hepsi. İlhamım yıldızlar beni yazmaya iten şey ise sessizlik. Muhtaç olduğum şey ise huzur.


Kolayıma ne geliyorsa onu yapıyorum. Bazen bütün gün battaniyenin altında kahve içiyorum biten sigarama lanet okuyorum gidenin ardından düşünüyorum bundan ne hikaye çıkarabilirim diyorum. Bazen de sadece duruyorum ne olacağını seyretmek istiyorum karışıyorum dünyanın içine. Balkona çıkıyorum soğuğa karşı sigaramı çekiyorum içime, çektiğim her nefeste biraz da ölüyorsam aslında biraz daha yaşıyorum. Geçen şeyler üzerine biraz daha yaşlanırım ama biraz daha da yaşarım.

7 Ocak 2015 Çarşamba

Hasan Ali Toptaş - Sonsuzluğa Nokta


"... İnsan, ne denli çaba gösterirse göstersin ve kaçınılmazlığına ne denli inanırsa inansın, ayrılığa hiçbir zaman hazırlanamıyor çünkü. Hazırım, dediği anda bile içinde ele geçiremediği bir nokta kalıyor sürekli; ayrılığa alıştıramayacağı, sızlanışlarını durduramayacağı bir nokta... belki de, yalnızca bu noktanın ele geçirilemeyişi yüzünden, birçok terk ediliş anında gerekli gereksiz bir yığın şey konuşuyor insanlar; içlerindeki o noktayı örtebilmek için gülünç tartışmaların tozuna dumanına boğuluyorlar, geçmişe ve geleceğe acımasızca saldırıp kendi yarattıkları harabelerin ortasında yuvarlanıyorlar. O nokta yüzünden hüngür hüngür ağlayanlar da var belki, köpek gibi yalvaranlar, kendilerini içkiye, kumara vuranlar, dövüşenler, sızanlar, yaralananlar, hatta kendilerini kendilerine vuranlar da var."



Yeniden Merhaba ;) 


Giriş olarak etkileyici cümleler seçmek istedim dostlar bu cümleleri okuyanlar benim kimden bahsedeceğimi anladılar aslında ya da şöyle söylemeliydim belki de yazarın müdavimi olanlar bu cümleyi okuduklarında benim kimden bahsedeceğimi anladılar ;)   Evet evet bugün çok çok sevdiğim Hasan Ali Toptaş'tan bahsedeceğim ve onun en son okuduğum kitabı '' Sonsuzluğa Nokta'' ' ısından. 


Hasan Ali Toptaş'ın bugüne kadar 6 kitabını hatmettim efendim.Sırasıyla hemen söylüyorum isimlerini :

  • Ölü Zaman Gezginleri,
  • Ben bir Gürgen Dalıyım,
  • Gölgesizler,
  • Bin Hüzünlü Haz,
  • Yalnızlıklar ( Blog da yorumu mevcut ! :) ve en son 
  • Sonsuzluğa Nokta


4 Ocak 2015 Pazar

Tiyatro - Nice Yıllara

Merhaba !


Bu haftayı sırf tiyatroya ayırdığımı itiraf etmeliyim. Devlet tiyatrolarında harika oyunlar var çünkü mutlaka görülmesi gereken. Dün size ''Kontrabas'' oyunundan söz ettim şimdi de ''Nice Yıllara'' adlı oyundan söz etmek istiyorum. 


Oyun ''Tuncay Özinel'in yazdığı usta sanatçı '' Göksel Kortay'ın '' yönettiği ve yine bir başka usta oyuncu '' Defne Yalnız'ın oynadığı tek kişilik iki perdelik bir oyun. 


Oyundan bahsetmek istiyorum hemen sizlere. Oyunda yer alan Defne Yalnız altmış yaşını çoktan aşmış uzun bir süreden beri sahneye çıkmamış, o şaşalı, coşku dolu tiyatro günlerini özleyen Zerrin Karaman karakterine hayat vermektedir. Oyunun dekoru da gayet başarılı bana göre. Zerrin Karaman'ın evi, bir köşesi tiyatro kulisini andıran tek göz odalı evinde tek başına doğum gününü kutlamaya hazırlanırken aynı zamanda geçmişi ile hesaplaştığını, geçen güzel günlerini andığını, çağırdığını sandığı dostlarıyla tek tek hesaplaşmasını anlatıyor. Zerrin Karaman'ın bütün bunları yaparken çektiği yoksulluğu, geçim sıkıntısını, yaşadığı yalnızlığı ve çaldığı sandığı ama her defasında çalmadığını anladığı telefonuyla kavgasını da anlatıyor. Çaldığı sandığı ama her defasında onu yanıltan telefonu o ölmeye yakın bu sefer gerçekten çalıyor ama bu seferde kahramanımız Zerrin Karaman kendini ölümün soğuk kollarına çoktan atmış oluyor. 





3 Ocak 2015 Cumartesi

Tiyatro - Kontrabas

Merhaba yine ben !

Bu ara blogumda her şeyi paylaşma hezeyanına tutuldum aaa dostlar ! Benim beğendiğim,sevdiğim, gördüğüm her şeyi sizde izleyin, siz de görün diye taklalar atıyorum. Şimdi diyebilirsiniz bana ''Yahu Damla dellenme yine bu ne aşk sendeki illa bize bir şeyleri tanıtacaksın illa bir şeyleri bize sevdireceksin diye çırpınma, ne bu telaş bu ne titizlik !'' O zaman bende size derim ki dostlarım '' Hayat kısa ve kuşlar cidden uçuyor !! :)   Her neyse yeni bir deneyimle başlamak gittiğim oyunlardan bahsetmek istiyorum sizinle. İlki geçen hafta Ankara Devlet Tiyatrosu 75. Yıl sahnesinde oynanan ''Kontrabas '' oyunu.



Oyunu geçen hafta izledim ama oyunla ilgili izlenimlerime geçmeden önce birkaç bir şey paylaşmak istiyorum sizinle.  Tiyatroyu çok seven ben o gün küçük sahnesi ve dar mekanı ile tek kişilik oyunlara genellikle ev sahipliği yapmış olan 75.yıl sahnesindeki seyircileri esefle kınadım. Zira ben Olcay Kavuzlu'nun yerinde olsam çok sinirlenirdim. Neden mi ? Nedenini şöyle özetleyeyim izin verirseniz. Bir kere kesinlikle oyuncuya saygımız kalmamış oyun süresinde öksürmeler,tıksırmalar hapşırmalar eksik olmadı sinir oldum ve benim gibi pek çok izleyicinin  de sinir olduğunu da gördüm salonda, ikincisi çalan cep telefonları beni benden aldı resmen! Oyuna girmeden seyircilere telefonlarını sessize almaları söylenir ama ısrarla o gün bunu bir kaç kişi duymazdan gelmiş anlaşılan, diğer bir mesele oyunun sonlarına doğru bir bayanın oyun devam ederken hiç utanmadan, sıkılmadan cep telefonunu açıp kıkır kıkır konuşup gülüşmesiydi. En çok da beni çileden çıkaran o oldu zaten elimden gelse çantamı kafasına indirip'' Yeter teyze kapa şu gaganı oyunun içine ettin zaten '' diyecektim ama oyuncuya saygımdan sadece görevliye müdahale etmesini istedim o garip de sahnenin bir ucunda olduğundan pek bir şey yapamadı. Haliyle bir oyuna giderken adam akıllı izlemek istiyorsanız biraz medeni olalım dostlarım orada bir emek var başta oyuncuya ve orada temsili izlemek isteyen kimselere saygısızlık yapmamak babında biraz dikkat edelim hareketlerimize diyorum ve oyun hakkındaki izlenimlerime geçiyorum.



Oyunun ismi '' Kontrabas'' benim izlediğim sahne 75.yıl sahnesi Ankara Devlet Tiyatrosu idi. Tek kişilik bir oyun. Genellikle tek kişilik oyunlara giderken haliyle bir tedirginlik hissi duyarım sıkılırım ya da tat alamam korkusu ile ama son gittiğim iki tek kişilik oyunda bunu kırdığıma inanıyorum.
Oyunda Olcay Kavuzlu'nun performansı göz dolduruyor ilk başta sıkılır gibi oluyorsunuz ama oyuncunun sahneyi ısıtması,  dönem dönem yaptığı hareketler,jest ve mimikler oyunu daha da hareketli kılıyor.

1 Ocak 2015 Perşembe

Gone Girl



Merhaba!

Öncelikle hepinizin yeni yılını kutlarım umarım yeni yıl size her ne diliyorsanız onu verir. Her anlamda okumalı, yazmalı, sanatlı bir yıl olsun :)


2014'ü uğurlarken her yıl yaptığım gibi ders çalışmak yerine bu yıl bir ilke imza attım ve dedim ki nasıl olsa bir şeye yaramıyor bari oturup ne zamandır izlemek istediğim filmlerden birini izleyeyim hem yeni yıla iyi girerim hem de kendimi motive etmiş olurum diye düşündüm


Sizlere dün gece izlediğim harika bir filmden bahsetmek istiyorum. Filmin adı '' Gone Girl'' Türkçeye çevrilmiş hali ''Kayıp Kız''. Bu filmin tesadüf eseri gördüm ve yönetmeni '' David Fincher'' olunca hemen izlemek istedim. David Fincher'in film tarzını bilenler ve onu sevenler bir de bu filmi izleyin efendim.

30 Ocak 2015 Cuma

Ayfer Tunç- Memleket Hikayeleri


Selamlar ;) !


Yine bir kitabı bitirmenin heyecanıyla ve iki gün rötarla yeniden buralardayım. Bu sefer ki kitabımın adı Memleket Hikayeleri ve yazarı benim en çok sevdiğim yazarlardan olan sevgili Ayfer Tunç.


Ayfer Tunç ile tanışmam Yeşil Peri Gecesi kitabından önce öykülere çok meraklı olan bendeniz Aziz Bey Hadisesi ile oldu o zaman kütüphanede bulamamıştım Yeşil Peri Gecesini çok da pahalıydı alamadım bende ilk bulduğum Ayfer Tunç kitabına atladım ^^


Ayfer Tunç'un bugüne kadar pek çok kitabını okudum bunlar:


  • Yeşil Peri Gecesi,
  • Dünya Ağrısı,
  • Kapak Kızı,
  • Aziz Bey Hadisesi,
  • Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi,
  • Suzan Defter ve son olarak 
  • Memleket Hikayeleri
Aklımda kalanlar bunlar belki arada unuttuklarım da olabilir ama yazarın bütün eserlerini okuyamadım arada diğer yazarları da okumak gerek dimi ama ^^

Ayfer Tunç okumak onunla daha önce hasbihal etmek gibidir çok önceden tanıştığınız ancak araya yılların girmesiyle görüşemediğiniz ama özlem duyduğunuz dostunuza kavuşmak, sarılmak gibidir. Özellikle bu kitabı aldıysanız ya da almayı düşünüyorsanız birbirinden farklı, özgün, sıcak memleket hikayeleri okumaya hazırlayın kendinizi. Ben okurken bu çabuk bitmesin diye gıdım gıdım okudum. Tam bir şehirler arşivi bu kitap. Erzurum'dan Adapazarı'na, Artvin den Ankara'ya memleket kokan hikayeler. Hani bir yolculukta ya da birileri konuşmak için sizinle muhabbet olsun diye ''Memleket nere'' kardaş ya da'' Memleket neresi bacım '' sorusunun cevabı işte bu kitapta saklı.

26 Ocak 2015 Pazartesi

İlhami Algör - Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku


Selamlar !

Haftanın ilk gününden hepinize merhabalar :) Öncelikle yazıma geçmeden önce blok ismimi neden değiştiğini anlatmak istiyorum biraz radikal bir karar oldu ama yeni ismimle daha mutlu olduğumu söylemek istiyorum aceleye getirilmiş bir isimdi eski blok adım o yüzden bu sefer ki tam anlamıyla içime sindi ^^ Umarım sizde seversiniz en az benim kadar ^^


Gelgelim bu hafta başının ilk kitabına İlhami Algör'ün ''Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku'' kitabını dün bitirdim ve biraz sizinle bu kitaptan konuşalım istedim.


Yazar İlhami Algör'ün geçtiğimiz Aralık ayında kitabından aynı adla uyarlanan filmi de vizyona girdi ve büyük ilgi gördü sinema salonlarında. Ben yazarı film ile tanıdım daha önce İlhami Algör ile bir hasbihalim yoktu bu vesileyle alıp okudum. Kitap İletişim Yayınlarından çıkmış ve 57 sayfa. 


İlk başta kitap çok kısa olduğu için çok bir beklenti içine girerek okumayın film hala vizyonda mı bilmiyorum ama kitabı okumadan da gidip izleyebilirsiniz kanımca. Bildiğiniz erkeğin bir kadına olan tutkulu aşkının dile getirilişini anlatmış yazar.

Okudukça içine giriyorsunuz ama kısa oluşu biraz sinir bozucu :) Devam kitabı Albayım Beni Nezahat ile Evlendir daha okumadım ama o da listede.


23 Ocak 2015 Cuma

Sarah Jıo - Gündüzsefası


Selamlar !

Öksürmekten kudurduğum, halsizlikten bağdaş kurup oturamadığım, Allah'ım al şu mal canımı da kurtulayım dediğim bir nezle dönemine daha girmiş bulunmaktayım çok sayın kitap dostlarım ! Ölüyorumm yetişin dostlarım derken bir yandan da canım George Michael bana o muhteşem sesiyle arka fonda şarkılar söyleyedursun bende yatağımda size yeni bitirdiğim pembe kitabım Sarah Jıo ve ''Gündüzsefası'' ndan bahsedeyim dedim nasıl iyi etmiş miyim ?  Aslında kitap çıkalı iki kocaman ay oldu herhalde en son ben okumuşumdur en son yorum atan da ben olacağım neyse son olmaya alıştık artık sıkıntı yapmıyorum eskisi kadar hele de fena halde  öksürürken :D

21 Ocak 2015 Çarşamba

Ay Savaşçısı Olmak !


Küçükken hepimizin birer kahramanı vardır en az bir ya da iki. Yaş ilerledikçe o kahramanlar değişir benimki kazık kadar oldum şu yaşıma kadar hiç değişmedi. Benim çocukluğum ergenlik dönemlerim hatta lise üniversite boyutunda hatta ve hatta şu kazık kadar halimle hep aynı kaldı. '' Ay Savaşçısı ''


20 Ocak 2015 Salı

Mine Söğüt - Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey


İstanbul'u sevmeyen var mı aramızda ? ya da oraya gidip de aşık olmadan dönmemiş olan ? İstanbul'un her yanı aşık olunası değildir aslında güzelliklerinin yanında, karanlık yanları da çoğunluktadır oysa ki. Siz bu İstanbul'u tanımak ve hayalinizde muhteşem bir yolculuğa çıkmaya niyetliyseniz, değişik karakterlerle dolu bir romanda gezinmek dahası romanın baş kahramanı ''Madam Arthur'' beyi daha yakından tanımak (nam-ı değer kadınadam) istiyorsanız haydi buyrun Mine Söğüt'ün dünyasına.


Yazıma girişte İstanbul ile başladım çünkü '' Madam Arthur ve Hayatındaki Her Şey'' Mine Söğüt'ün dilinden kaleminden dökülen kirli,çarpık ve diz boyun batağa batmış olan İstanbul'u gezerken rehber oluyor da size o yüzden. Yazarın soyutlayarak anlattığı düşsel dünya kendisinin de ifade ettiği gibi 1970'lerden bugüne Türkiye'nin yaşadığı karanlık süreci anlatıyor. Bir nevi ayna tuttuğunu dile getirmiş o yıllara ama o ayna bizim bildiğimiz aynalardan değil. Yazarın tabirine göre bir çeşit lunapark aynası. Mine Söğüt'ün bir röportajında bununla ilgili bir sözü var aynen aktarıyorum size :

-Biz kimliğimizi sorgularken kendini kaybeden, kim olduğunu unutan bir toplumuz. Kendimizi olduğumuz gibi kabul etmemekte diretiyor hep dönüşmek istiyoruz. Geriye bakmaktan ileriye bakamıyoruz. kitaba yansıyan karamsar tablo da bu başkasına dönüşme isteğimiz, başkası olma içindeki kaotik halimiz. demiş. 


Bu sözleri okuduktan sonra kendi içimde kitabı daha iyi anlamlandırdım. Çünkü ilk kez Mine Söğüt okuyordum ve hayliyle yarattığı dünyada kaybolmamak afallamamak için biraz araştırma yapmam şarttı.


Hemen konusuna girmek istiyorum kitabın. Bir kere okuduğunuz bütün kitapları unutun bu kitabı okuyacaksanız. Çünkü sizi her anlamda herkesten soyutlayacak tamamiyle okurken bambaşka biri gibi düşünecek bambaşka biri gibi olacaksınız. Kitaba ismini veren Madam Arthur Bey bir kadınadam Mine Söğüt kahramanını neden bir kadınadam olarak tasvir ettiği sorulunca şu cevabı veriyor:

18 Ocak 2015 Pazar

Sylvia


Merhaba ;

Pazar gecesi sinemasal film yorumlarına devam ediyoruz. Pazar filmimi izledim ve hemen sizlerle paylaşıyorum. Filmimiz bu hafta '' SYLVİA ''



Filmin adından da anlaşılacağı üzere ünlü yazar ve şair Sylvia Plath'ın yaşam öyküsünden esinlenerek hazırlanmış. Başrollerini ünlü Oscarlı güzel Gwyneth Paltrow ve 007 James Bond serisinden de tanıdığınız Daniel Craig var. Filmin senaryosunu John Brownlow hazırlamış ve bir İngiliz yapımı 110 dakika.


Tiyatro - Hayvan Çiftliği


Selamlar ; !

Bu tembel pazar gününüzü şenlendirmek ve size izlediğim oyunlardan birini daha anlatmak için bundan daha güzel bir zamanlama olmazdı sanırım :)  Tiyatroyu çok seven bendeniz izleme fırsatını yakalamış olduğum nacizane tiyatro oyunlarından biri olan ''George Orwell'' aynı adla sahneye uyarlanan ''Hayvan Çiftiği'' adlı oyunundan bahsedeceğim sizlere. Hadi bir zahmet kulakları dört açıyoruz koltuklara daha rahat yerleşiyoruz hazır mıyız millet işte bir iki ve başladımmm :)



Öncelikle ( bilet bulabilirseniz tabi :) bu oyuna giderken her şeye hazırlıklı olun. Neden mi çünkü oyun sizi çarpacak. Özellikle kitabını okuyup öyle gitmenizi tavsiye ederim bu sizi oyuna hazırlayacak ve daha da içinize sindirerek izlemenizi sağlayacaktır. Kitabı okuyanlar oyuna gidince tek tek parçaları birleştiriyor ve oyunu izlerken hal-i zatıyla daha çok zevk alıyorlar.

16 Ocak 2015 Cuma

Tegv de Neler Var Neler :)


Herkeslere Merhaba ! :)

Öncelikle hafta sonunun getirdiği aylak cuma gününü çarçabuk geçirmenizi ve hemencecik hafta sonu tatilinize kavuşmanızı dileyerek yazıma bir giriş yapıyorum efendim :)


Dostlar daha önce size Tegv den az da olsa bahsetmiştim şimdi biraz daha kafanızı şişireceğim evett ! hazır mıyız gençler !

Arkadaşlar Tegv ile alakalı çok soru geldiğinden elimden geldiğince birikimimi sizinle paylaşmaya çalışacağım. Öncelikle Tegv'in çocuklara yönelik bir kuruluş olduğunu söyleyerek başlıyorum. Eğer Google amca ile münasebetiniz varsa tegv.org adresinden Tegv ile alakalı ön bilgi alabilir çocuklara yönelik etkinliklerimizle ilgili bilgi alabilirsiniz ve eğer ki içiniz bize ısındıysa size en yakın park ya da birime gelip gönüllü olmak istediğinizi söyleyip ailemize katılabilirsiniz :)

Gönüllülük detaylarına geçiyorum hemencecik:

  •  18 yaşını bitirmiş olmak,
  • En az lise mezunu olmak,
  • Vakfın amaç ve misyonunu benimsemek,
Vakfın belirlediği amaçlara uygunluk ve çocuklara etkinliklerde somut katkıda bulunabilecek düzeyde kişilik ve meslek özelliklerine sahip olmanız gerekiyor :)


Size en yakın park ya da birime gelip başvuru yapmak istediğinizde park sorumlusu veya gönüllü sorumlusu bir başvuru formu doldurtuyor. Ardından sizden istenecek belgeler:
  • Vakıf Tanıtımı
    • Gönüllü Taahhütnamesi
      • Nüfus cüzdanı fotokopisi
      • Fotoğraf ve 
      • İyi hal kağıdı
Hemen ardından ,
  • Temel Gönüllü Eğitimleri
    • İletişim Eğitimi (1 gün)
    • TEGV'de Öğrenme Yaklaşımları ve Modelleri Eğitimi - TÖYME (2 gün)
Etkinlik Gönüllü Eğitimi (Gerekli Olan Etkinlikler İçin)


  • Gerekli olan eğitimleri aldıktan sonra size uygun gün ve saatleri park sorumlusuna bildiriyorsunuz ve hoop Tegv'in dünyasına hoşgeliyorsunuz :) 

12 Ocak 2015 Pazartesi

Yalçın Tosun - Peruk Gibi Hüzünlü


Yeniden Merhaba ;

Bu kış okumak isteyip de bir türlü vakit bulamadığım kitapları okuyorum. Yeni yıla girerken kendi kendime bir söz vermiştim hiç okumadığım ama merak ettiğim yazarları başa alıp  bu merakımı gidereceğim diye. En nihayetinde bunu gerçekleştirmek beni ziyadesiyle mutlu ediyor ^^


Size yeni bitirdiğim bir kitaptan ve yazarından bahsedeceğim elbette. Hadi bakalım kulakları dört açalım ve kahvemizden bir fırt çekelim :D


Yalçın Tosun ismini aramızda duyanlarımız vardır belki. Ben kendisiyle geçen yıl tanıştım. Anne Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler kitabını okuyunca diğer iki kitabını da okumalıyım dedim kendime kati suretle. Yalçın Tosun'un ''Peruk Gibi Hüzünlü'' kitabını kütüphanede bulunca hemen atladım tahmin edersiniz :D Öykü kitaplarını çok sevdiğimi her fırsatta söylerim benim için öykücülükte beynime yer edinen bazı isimler vardır hepimizin öyledir bit-tabi. Bir Sait Faik benim için eşi benzeri olmayan bir öykücü ise bir diğeri de şu yüzyılda, Türk Edebiyatında Cemil Kavukçu'dur. Bu yazarlara artık gönül rahatlığıyla Yalçın Tosun'u da ekleyebilirim çünkü Peruk Gibi Hüzünlü okuduğum en güzel öykü kitaplarının üst sıralarına yerleşti bile.



10 Ocak 2015 Cumartesi

Yaşar Kemal - Yılanı Öldürseler


Soğuk çok soğuk bir Ankara sabahından yazıyorum size !

Yine okuduğum ve tadı damağımda kalan usta bir yazardan ve eserinden bahsedeceğim yine.

Yaşar Kemal '' Yılanı Öldürseler'' 2015 yılında okuduğum ve size anlatacağım kitaptır efendim. Yaşar Kemal'i zaten tanımayan bilmeyen yoktur kitap kurtları arasında. Yaşar Kemal yazdıklarıyla efsaneleşmiş, Türk toplumunca ve dünyada yazdıklarıyla nam salan özgün bir kalem. O yüzden hemen kitabın içeriğinden bahsetmek istiyorum sizi fazla merakta bırakmadan.



Kitap YKY çıkmış, toplam 102 sayfa. Kitabın içerisinde anlatılan hikayeyle uyumlu çok güzel çizimler yer alıyor. Yaşar Kemal'in bu kitabını alacak olanlar arşivlik bir eser aldıklarını sakın unutmasınlar. Aslında yazarın her kitabı arşivlik ya neyse :)



9 Ocak 2015 Cuma

Kış


Şu an sonsuzluğa gitmek isterdim her şeyi ardımda,arkamda bırakarak. Bana garip gelen köhne ne varsa unutmak isterdim. Kafamda dönüp dolaşan cevabı olmayan her soruya karşı gelerek, karşı durarak, haykırarak selamsız sabahsız kaçmak isterdim insanlardan. Ölesiye yorgunum çünkü ölesiye bezgin. Umutlanmak için çabalardım eskiden tekrar ayağa kalkmalarım meşhurdur aslında. Her uyanışımda yeni olmayan bir öncekini tekrarladığım sabahlara haykırmak istediğim çok şey var aslında. Siz hiç kelimelerin ağzınızda yuvarlandığını, onlardan kurtulmaya her çalıştığınızda sizi faka bastırmalarını seyrettiniz mi acı içinde bir oraya bir buraya sövdünüz mü ,ya da soğuk bir kış günü tek sadık dostunuz olan kulaklığınızı da alıp o kaçmak istediğiniz insanların arasına girdiniz ve daha da yalnızlaştınız mı ?


Bazen gündüzlerin benim için hiç bir anlamı yok bazen gecelerim çoğalıyor bazense gün geceye karışıyor. Anlamsızlığımı yok etmek için yazıyorum kalemlerim yetmiyor tek açmalık hepsi. İlhamım yıldızlar beni yazmaya iten şey ise sessizlik. Muhtaç olduğum şey ise huzur.


Kolayıma ne geliyorsa onu yapıyorum. Bazen bütün gün battaniyenin altında kahve içiyorum biten sigarama lanet okuyorum gidenin ardından düşünüyorum bundan ne hikaye çıkarabilirim diyorum. Bazen de sadece duruyorum ne olacağını seyretmek istiyorum karışıyorum dünyanın içine. Balkona çıkıyorum soğuğa karşı sigaramı çekiyorum içime, çektiğim her nefeste biraz da ölüyorsam aslında biraz daha yaşıyorum. Geçen şeyler üzerine biraz daha yaşlanırım ama biraz daha da yaşarım.

7 Ocak 2015 Çarşamba

Hasan Ali Toptaş - Sonsuzluğa Nokta



"... İnsan, ne denli çaba gösterirse göstersin ve kaçınılmazlığına ne denli inanırsa inansın, ayrılığa hiçbir zaman hazırlanamıyor çünkü. Hazırım, dediği anda bile içinde ele geçiremediği bir nokta kalıyor sürekli; ayrılığa alıştıramayacağı, sızlanışlarını durduramayacağı bir nokta... belki de, yalnızca bu noktanın ele geçirilemeyişi yüzünden, birçok terk ediliş anında gerekli gereksiz bir yığın şey konuşuyor insanlar; içlerindeki o noktayı örtebilmek için gülünç tartışmaların tozuna dumanına boğuluyorlar, geçmişe ve geleceğe acımasızca saldırıp kendi yarattıkları harabelerin ortasında yuvarlanıyorlar. O nokta yüzünden hüngür hüngür ağlayanlar da var belki, köpek gibi yalvaranlar, kendilerini içkiye, kumara vuranlar, dövüşenler, sızanlar, yaralananlar, hatta kendilerini kendilerine vuranlar da var."



Yeniden Merhaba ;) 


Giriş olarak etkileyici cümleler seçmek istedim dostlar bu cümleleri okuyanlar benim kimden bahsedeceğimi anladılar aslında ya da şöyle söylemeliydim belki de yazarın müdavimi olanlar bu cümleyi okuduklarında benim kimden bahsedeceğimi anladılar ;)   Evet evet bugün çok çok sevdiğim Hasan Ali Toptaş'tan bahsedeceğim ve onun en son okuduğum kitabı '' Sonsuzluğa Nokta'' ' ısından. 


Hasan Ali Toptaş'ın bugüne kadar 6 kitabını hatmettim efendim.Sırasıyla hemen söylüyorum isimlerini :

  • Ölü Zaman Gezginleri,
  • Ben bir Gürgen Dalıyım,
  • Gölgesizler,
  • Bin Hüzünlü Haz,
  • Yalnızlıklar ( Blog da yorumu mevcut ! :) ve en son 
  • Sonsuzluğa Nokta


4 Ocak 2015 Pazar

Tiyatro - Nice Yıllara


Merhaba !


Bu haftayı sırf tiyatroya ayırdığımı itiraf etmeliyim. Devlet tiyatrolarında harika oyunlar var çünkü mutlaka görülmesi gereken. Dün size ''Kontrabas'' oyunundan söz ettim şimdi de ''Nice Yıllara'' adlı oyundan söz etmek istiyorum. 


Oyun ''Tuncay Özinel'in yazdığı usta sanatçı '' Göksel Kortay'ın '' yönettiği ve yine bir başka usta oyuncu '' Defne Yalnız'ın oynadığı tek kişilik iki perdelik bir oyun. 


Oyundan bahsetmek istiyorum hemen sizlere. Oyunda yer alan Defne Yalnız altmış yaşını çoktan aşmış uzun bir süreden beri sahneye çıkmamış, o şaşalı, coşku dolu tiyatro günlerini özleyen Zerrin Karaman karakterine hayat vermektedir. Oyunun dekoru da gayet başarılı bana göre. Zerrin Karaman'ın evi, bir köşesi tiyatro kulisini andıran tek göz odalı evinde tek başına doğum gününü kutlamaya hazırlanırken aynı zamanda geçmişi ile hesaplaştığını, geçen güzel günlerini andığını, çağırdığını sandığı dostlarıyla tek tek hesaplaşmasını anlatıyor. Zerrin Karaman'ın bütün bunları yaparken çektiği yoksulluğu, geçim sıkıntısını, yaşadığı yalnızlığı ve çaldığı sandığı ama her defasında çalmadığını anladığı telefonuyla kavgasını da anlatıyor. Çaldığı sandığı ama her defasında onu yanıltan telefonu o ölmeye yakın bu sefer gerçekten çalıyor ama bu seferde kahramanımız Zerrin Karaman kendini ölümün soğuk kollarına çoktan atmış oluyor. 





3 Ocak 2015 Cumartesi

Tiyatro - Kontrabas


Merhaba yine ben !

Bu ara blogumda her şeyi paylaşma hezeyanına tutuldum aaa dostlar ! Benim beğendiğim,sevdiğim, gördüğüm her şeyi sizde izleyin, siz de görün diye taklalar atıyorum. Şimdi diyebilirsiniz bana ''Yahu Damla dellenme yine bu ne aşk sendeki illa bize bir şeyleri tanıtacaksın illa bir şeyleri bize sevdireceksin diye çırpınma, ne bu telaş bu ne titizlik !'' O zaman bende size derim ki dostlarım '' Hayat kısa ve kuşlar cidden uçuyor !! :)   Her neyse yeni bir deneyimle başlamak gittiğim oyunlardan bahsetmek istiyorum sizinle. İlki geçen hafta Ankara Devlet Tiyatrosu 75. Yıl sahnesinde oynanan ''Kontrabas '' oyunu.



Oyunu geçen hafta izledim ama oyunla ilgili izlenimlerime geçmeden önce birkaç bir şey paylaşmak istiyorum sizinle.  Tiyatroyu çok seven ben o gün küçük sahnesi ve dar mekanı ile tek kişilik oyunlara genellikle ev sahipliği yapmış olan 75.yıl sahnesindeki seyircileri esefle kınadım. Zira ben Olcay Kavuzlu'nun yerinde olsam çok sinirlenirdim. Neden mi ? Nedenini şöyle özetleyeyim izin verirseniz. Bir kere kesinlikle oyuncuya saygımız kalmamış oyun süresinde öksürmeler,tıksırmalar hapşırmalar eksik olmadı sinir oldum ve benim gibi pek çok izleyicinin  de sinir olduğunu da gördüm salonda, ikincisi çalan cep telefonları beni benden aldı resmen! Oyuna girmeden seyircilere telefonlarını sessize almaları söylenir ama ısrarla o gün bunu bir kaç kişi duymazdan gelmiş anlaşılan, diğer bir mesele oyunun sonlarına doğru bir bayanın oyun devam ederken hiç utanmadan, sıkılmadan cep telefonunu açıp kıkır kıkır konuşup gülüşmesiydi. En çok da beni çileden çıkaran o oldu zaten elimden gelse çantamı kafasına indirip'' Yeter teyze kapa şu gaganı oyunun içine ettin zaten '' diyecektim ama oyuncuya saygımdan sadece görevliye müdahale etmesini istedim o garip de sahnenin bir ucunda olduğundan pek bir şey yapamadı. Haliyle bir oyuna giderken adam akıllı izlemek istiyorsanız biraz medeni olalım dostlarım orada bir emek var başta oyuncuya ve orada temsili izlemek isteyen kimselere saygısızlık yapmamak babında biraz dikkat edelim hareketlerimize diyorum ve oyun hakkındaki izlenimlerime geçiyorum.



Oyunun ismi '' Kontrabas'' benim izlediğim sahne 75.yıl sahnesi Ankara Devlet Tiyatrosu idi. Tek kişilik bir oyun. Genellikle tek kişilik oyunlara giderken haliyle bir tedirginlik hissi duyarım sıkılırım ya da tat alamam korkusu ile ama son gittiğim iki tek kişilik oyunda bunu kırdığıma inanıyorum.
Oyunda Olcay Kavuzlu'nun performansı göz dolduruyor ilk başta sıkılır gibi oluyorsunuz ama oyuncunun sahneyi ısıtması,  dönem dönem yaptığı hareketler,jest ve mimikler oyunu daha da hareketli kılıyor.

1 Ocak 2015 Perşembe

Gone Girl




Merhaba!

Öncelikle hepinizin yeni yılını kutlarım umarım yeni yıl size her ne diliyorsanız onu verir. Her anlamda okumalı, yazmalı, sanatlı bir yıl olsun :)


2014'ü uğurlarken her yıl yaptığım gibi ders çalışmak yerine bu yıl bir ilke imza attım ve dedim ki nasıl olsa bir şeye yaramıyor bari oturup ne zamandır izlemek istediğim filmlerden birini izleyeyim hem yeni yıla iyi girerim hem de kendimi motive etmiş olurum diye düşündüm


Sizlere dün gece izlediğim harika bir filmden bahsetmek istiyorum. Filmin adı '' Gone Girl'' Türkçeye çevrilmiş hali ''Kayıp Kız''. Bu filmin tesadüf eseri gördüm ve yönetmeni '' David Fincher'' olunca hemen izlemek istedim. David Fincher'in film tarzını bilenler ve onu sevenler bir de bu filmi izleyin efendim.