28 Şubat 2015 Cumartesi

Ahmet Altan - En Uzun Gece

Merhaba :)


Şubat ayının bu son gününü az evvel bitirdiğim ve daha öncesinde üç defa okuduğum bir kitapla kapatıyorum bendeniz. Kitabın ismi ''En Uzun Gece'' yazarı  Ahmet Altan.

Ahmet Altan'ı ilk defa bu kitapla tanıdım ve kendi açımdan çok iyi bir başlangıç yaptım. Okuduğum ilk kitabıydı ve beni gerçekliğiyle, kadın-erkek ilişkilerine olan bakış açısıyla o kadar çok etkiledi ki bir adam bir kadının duygularını işte en iyi bu kadar yansıtabilirdi ancak dedim.

Ahmet Altan'ın En Uzun Gece adlı kitabından sonra okuduğum başka kitapları da oldu ancak ne yalan söyleyeyim hiçbir kitabı beni En Uzun Gece kadar etkilemedi. Kitabı edinirseniz ve okuma şansına sahip olursanız ne demeye çalıştığımı anlayacağınızı düşünüyorum.

Kitapla ilgili hemen tespitlere ve kısa yorumlara geçiyorum. En Uzun Gece bir üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışan Selim ile kitaba ismini veren Yelda arasında geçiyor. Selim ve Yelda uzun zamandır beraberler ancak aralarındaki ilişkinin boyutları sanılanın çok ötesinde bir ilişki. Birbirlerine hem büyük bir aşkla bağlı olup aynı zamanda kolay örgülerle örülen ve her an kopmaya hazır olan bir beraberliktir onlarınki. Selim'in Yelda ile tanışmadan önce başından geçen bir evliliği ve evlendikten kısa bir süre sonra ailesini bir uçak kazasında kaybedişi, ardından ona büyük bir aşkla bağlı olan eşi Fahrünisa'nın ondan ayrılması kitaba giriş kısımlarında Selim'in karakteri hakkında bize birazcık da olsa fikir veriyor. Yelda ile tanıştıktan sonra aralarında geçen şeyin tam olarak büyük bir tutku mu yoksa bir alışkanlık mı olduğuna siz karar veriyorsunuz 320 sayfa boyunca. Kitabı her okuyuşumda büyük bir heyecanla okuduğumu itiraf etmeliyim ilk defa bir kadının  bir erkeğe duyduğu çaresizliği, onu aynı anda hem özlemeyi hem bir taraftan da ona ihanet ettiği için onu affedemeyişini  kıvranak okudum. Ahmet Altan kadın ruhundan gayet de iyi anlamış bu kitabında.
Bana sorarsanız bu kitabı yazarken ya çok iyi gözlem yapmış ya da çok yakından şahit olduğu bir hikayeyi bizimle paylaşmış,

En Uzun Gece sadece kadın-erkek ilişkilerine yönelik bir kitap değil aynı zamanda Yelda'nın Selim'in ona ihanet etmesinin ardından ondan daha uzaklaşmak amacıyla Güneydoğu'nun dağlarında uluslararası bir araştırma grubuna dahil olmasıyla kitap daha da hareketleniyor. Yelda'nın katıldığı grup ''Töre Cinayetleri '' konusunda araştırma yapan Avrupa Birliği destekli bir komisyon olunca Güneydoğu da yaşanan töre cinayetleri ve namus cinayetlerine de göndermeler yapılarak kitaba daha da hareketlilik kazandırılmış. Yani sadece aşk ve ilişkiler üzerine kurulan bir kitap değil toplumsal bir soruna da parmak basılmış işte bu yüzden kitabın bu yönü siz düşünmeye itiyor.


25 Şubat 2015 Çarşamba

Sabahattin Ali 108 Yaşında !

Merhaba !

Normalde bugün yazı yazmayı pek planlamıyordum ancak söz konusu Sabahattin Ali olunca bende akan sular duruyor. Belki biliyorsunuz bugün büyük üstadın doğum günü :)  Hal böyle olunca bende içimdeki Sabahattin Ali sevgisini birkaç satırla paylaşmak istedim gerçi onu ne kadar yazsak da konuşsak da onu tam olarak yansıtabileceğimiz aşikar ;)


Sabahattin Ali, Türk yazın tarihinin hiç kuşkusuz en önemli isimlerinden biri. Yazar kimliğinin yanı sıra önemli bir gazeteci olduğunu da unutmamak gerek. Onun gibi biri bir daha edebiyat dünyasına gelir mi bilmem ama bizim onun eserlerini okumaktan bıkmayacağımız gerçek. Hayat Sabahattin Ali'ye çok da cömert bir yaşam sunmadı. Her şey güllük gülistanlık değildi hayatında ama o hep güzel gülümseyen biriydi. Fotoğraflarına bakınca aslında ne kadar güzel gülümsediğine siz de benim gibi şahit olacaksınız. Güzel gülümseyen bir erkek şu yüzyılda ender rastlanılan bir özellik. 


Sabahattin Ali korkusuz ve cesur biriydi. Bu yüzden çok işsiz kaldı diğer bir tabirle dokuz köyün 10'un dan da kovuldu. Dedim ya ona hayat altın bir tepsiyle sunulmadı diye gerçekten de öyle biz hayatını ordan burdan okuyoruz ama yüzeysel bir şekilde kim bilir büyük üstat döneminde nelerle savaştı, neleri göğüsledi kimlerle karşı karşıya geldi. Hayatın akışına kapılıp gitmeyi seçenlerden değildi bana kalırsa inatçı, sabırsız ama bir o kadar da şefkat dolu olarak kafamda resimliyorum ben onu. Çoğumuzun aklında, hayalinde yaşattığı Sabahattin Ali portresi ise çok farklıdır belki de aynı şeyleri düşünüyor da olabiliriz kim bilir ?


Korkusuzdu cesaretliydi dedim ya ölmeden önce yazdığı bir mektupta şöyle demiş Ali; ''Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli hatta bu kadar tehlike olmalı mı idi ? ''.


Tam beş yıldır en çok satan kitaplar listesinden inmeyen Kürk Mantolu Madonna ile hala her şeyin eskidiği ve yaşatılamadığı bu ülkede var olmayı ve kalmayı başarabilen ender kişilerden. 

21 Şubat 2015 Cumartesi

Nazlı Eray - Aydaki Adam Tanpınar

Merhabalar !

Yeni bir kitabı daha bitirmenin heyecanı ve onu size tanıtmanın verdiği mutlulukla yine yazmak çok keyif verici bir duygu bunu söylemek isterim. Bu ara okuma hızım derslerden dolayı düşse de ben kaliteli kitaplar seçerek okuma serüvenime devam ediyorum. Yılın başında koyduğum hedefin çok uzağında kaldım ama yaz uzun ve günler okumak, yazmak ve gezip dolaşmakla,fotoğraf çekmekle geçeceğinden kafama bu mini detayları takmamaya çalışıyorum :)

Size bugün az önce bitirdiğim ve okurken çok çok keyif aldığım bir kitaptan ve yazarından söz edeceğim. Kitabımızın ismi Aydaki Adam Tanpınar yazarı fantastik örgünün kraliçesi Nazlı Eray.


Nazlı Eray'ı tanıyanlarınız vardır kuşkusuz. Onun hakkında çok bilgi vermeye gerek görmüyorum ama hala tanışmadıysanız ve onu tanımak isterseniz ve sıkı bir Ahmet Hamdi Tanpınar hayranı iseniz ya da onun yaşamını sıkıcı bir anlatımdan çok farklı, düşündürten, yaşatan ve geçmişle - gelecek arasında gidip gelen fantastik bir dille öğrenmek isterseniz Aydaki Adam Tanpınar tam size göre bir eser. Kitaba başlarken acaba o sıkıcı anlatımlardan biriyle mi karşılayacağım dedim içimden ama Latife Tekin'i okurken o kadar zevk almıştım ki onun üslubuna yakın ve farklı detayları şiirsel anlatmayı seven Nazlı Eray'ın bu kitabını daha fazla ertelemek istemedim.

Aydaki Adam Tanpınar adından da anlaşılacağı üzere Türk Edebiyatının kuşkusuz en önemli isimlerinden biri olan Ahmet Hamdi'nin nam-ı değer ''Kırtıpil Hamdi'nin yaşam öyküsünü farklı, sıradan kesinlikle olmayan kendine has bir anlatımla sergilemiş sayın Nazlı Eray.

Kitabı okurken Ahmet Hamdi ile konuşuyorsunuz. Ben okudukça yazar ile ilgili çok fazla detay öğrendim. Elbette bu detayları internetten ve onun hayatını düz bir anlatımla sergileyen kitaplardan da öğrenebilirdim ancak bu kitap fark ettirmeden sizi Ahmet Hamdi ile buluşturuyor, buluşturmakla kalmıyor yazarın hayatını kendi ağzından dinleme fırsatını da sunuyor. Ahmet Hamdi'nin Kafka ile benzer yönleri olduğunu, güzel kadınları sevdiğini, hayatımın aşkı dediği ama en yakın arkadaşıyla evlendiği Nesteren'i, etrafa çok borç yapmak zorunda kaldığını ve bu borçlar yüzünden daraldığını, asistanı Mehmet Kaplan'ın onun ölümünden sonra kahverengi bir bavulun içinde ona çok sonra verilen notları gün ışığına çıkardığını, yazarın hayatının bir bölümünün Narmanlı Yurdu'nda geçtiğini ve ona bu yeri Berna Moran'ın eşi olan Tatyana Moran'ın ayarladığını, sabahları sadece kahvaltı yerine çok fazla sigara içtiğini ve fakültede ders anlatırken bile fakültenin emektarı Çeşminur Hanım'ın ona kahve götürdüğü için laf söz olduğunu ve bunun gibi pek çok bilgiyi sanıyorum internet ortamından ya da düz anlatımlı sıkıcı kitaplardan öğrenemezdim hoş öğrenseydim de sadece okur geçerdim. Oysa ki bu kitapla beraber Ahmet Hamdi'yi daha çok tanımak onun eserlerini daha çok okumak ihtiyacı içine düştüm. Eğer sizde bu kitabı okursanız eminim görüşlerimiz bu konuda birleşecektir. Kitapta benim en çok dikkatimi çeken de o dönemin çok iyi anlatılmış olması. Gelecek ile geçmiş arasında yazarken yazar kalemiyle kendini gösteriyor ve benim farkım bu dedirtiyor.

14 Şubat 2015 Cumartesi

Benim Adım Özgecan Aslan

Benim adım Özgecan Aslan. 20 yaşındaydım -dıydım diyorum çünkü 20 yaşında kaldım. Benim adım Özgecan Aslan üniversite öğrencisiydim psikoloji okuyordum -dum diyorum çünkü mezun olamadım, kep takamadım,anne -babama sarılamadım mezuniyetimde  -Bakın kızınız mezun oldu bitirdi okulu, hayata atılıyor diyemedim. Bir buket çiçeği çok gördüler bana hayatımın en güzel yerinde çekip kopardılar beni. Bindiğim minibüsün sonum olacağını bilseydim biner miydim sanki, en son yolculuğuma o minibüste çıktığımı bilseydim gider miydi ayaklarım o yere ?

Benim adım Özgecan Aslan benim tek suçum kadın olmak. Kadın olmak ucuz bu ülkede çok ucuz anne, kadın olarak doğurdun ya sen beni okumam için okula gönderdin ya anne bak kendim sana gelemedim cansız bedenimi getirdiler sana anne! Her gün arkamdan dualar ederek uğurladığın kızın yaşamıyor artık anne,yaşamımı çaldılar benden.

Özgecan Aslan sadece 20 yaşındaydı. Özgecan, sana saldırdıklarında önce o soğuk elleriyle saçlarına mı dokundular? Nasıl yaklaştılar sana ? Çok bağırdın mı,duyan olmadı mı seni Özgecan ? Çığlık atmayı öğretin çocuklarınıza diyen bakanımız da mı seni duymadı, ben aslında kadınla erkeğin eşit olmadığına inanıyorum diyen ve her fırsatta beni halk seçti diyen Cumhurbaşkanı da seni duymadı değil mi can kız Özge ?


Kadınım ben vajinam var diye beni seks objesi olarak görenler utansın! Doğurganım diye niye çocuk ölüyor annesi ölsün çocuk yaşasın diyen bir adam var tepemizde ! İşsizliğin sebebi kadınların iş araması diyen bir bakandan, kadın-erkek eşitliğine inanmayan bir devlet başkanından ve her fırsatta doğurun doğurun alayına doğurun bakın size her doğurduğunuz çocuk için çeyrek altın takıcaz diyen bir zihniyetten kadına değer vermesini bekleyemezsiniz.!


Çığlık atıyorum sayın bakan bakın duyabiliyor musunuz beni ? Hatta bağırıyorum duyun işte sesimizi ! Özgecan, o soğuk o izbe minibüste canıyla çekişirken,ırzına geçilirken sen nerdeydin?


13 Şubat 2015 Cuma

Hüsnü Arkan Ölü- Kelebeklerin Dansı

Happy Fridayler !

İngilizcem çok iyi değil yazım hatası yaptıysam kusura kalmayın dostlar ! :) Bugünün cuma olması sebebiyle hepinizin çok coşkulu olduğunuzu tahmin etmek güç değil ee ne de olsa hepimiz hafta sonlarını iple çeken o mahsun gruptanız :) Her neyse önümüzde koskocaman bir cuma gecesi, koskocaman bir cumartesi ve de pazarın pazarı var dimi ya :P


Çok gevezelik ettiğimin farkındayım, hadi takın kemerleri yine bir an yolculuğuna çıkıyoruz bu sefer ki yolculuğumuzun yazarı '' Hüsnü Arkan'' ve yolculuğun adı ''Ölü Kelebeklerin Dansı''

Hüsnü Arkan ismi zaten belli kesimlerce biliniyor hem müzisyen kimliği hem de yazar kişiliği ile tanınan Hüsnü Arkan'ın daha önce Mino'nun Siyah Gülü, Menekşeler Atlar Oburlar, Hırsız ve Burjuva kitaplarını okumuştum. Yazarla ilk kez tanışacaklara tavsiyem kesinlikle Mino'nun Siyah Gülü ile başlasınlar çok zevk alacaklarına eminim. Hüsnü Arkan'ın daha önce okumuş olduğum Hırsız ve Burjuva kitabının yorumu blogumda mevcuttur efendiler biraz kurcalamanız onu bulmanıza kafidir ;)


8 Şubat 2015 Pazar

Yalçın Tosun - Dokunma Dersleri

Merhaba !

Geveze Damla'nın kitap yorumlarını özlediniz mi ? Özlediniz miii ! Tamam tamam şansımı fazla zorlamayayım ben en iyisi :) 


Öncelikle yeni kitaplar,yeni yazarlar keşfetmenin heyecanını yaşayan bendeniz size de bu heyecanı aşılamak için daha önce blogumda Yalçın Tosun'dan söz etmiş ve yazarın '' Peruk Gibi Hüzünlü '' adlı kitabını tanıtmıştım sonra da demiştim ki külliyatı tamamlamak lazım, hemen arkasından okumadığım bir Dokunma Dersleri kaldı onu da okuyunca hemen size yorumlayacağım demiştim bilmem hatırladınız mı :) 


Daha önceki Peruk Gibi Hüzünlü kitap tanıtımı yazısını okuyanlar bilirler ben öykü aşığı bir zat-ı muhteremim ve herkesin yazdığı öyküleri beğenmem. Nitekim Yalçın Tosun ismini son zamanlarda sıkça duyunca alalım bir tadına varalım belki müptelası oluruz belki olmayız belki daha çok okumak isteriz. Nitekim denedik ve gördük ki Yalçın Tosun iyi bir gözlemci olmasının yanı sıra iyi bir öykü yazarı olmuş, olmuş diyorum çünkü diğer kitapları gibi bu kitabı da elimde su misali aktı ve bitince

3 Şubat 2015 Salı

Buket Uzuner - Selin ve Cem'le Yolculuklar -

Selam ! :)

Yine bir haftalık bir aradan sonra yepisyeni bir kitapla buralardayım. Size şimdi dolu dolu bir kitap yorumu yapmak istiyorum zira uzun bir aradan sonra ilk defa bir kitabı anlatırken bu kadar çok şey söylemek isteyeli uzun zaman olmuştu. :) Hazırsanız başlıyorum hadi kalkışa geçiyoruz takın kemerlerinizi zira biraz fazla konuşup düşünce balonunuzu patlatabilirim gençler :)


Kitabımızın ismi Selin ve Cem'le Yolculuklar yazarı Buket Uzuner. Kitap 202 sayfa ve Everest Yayınlarından çıkmış.

Buket Uzuner ismini hemen herkes yani daha doğrusu kitaplarla haşır neşir olan herkes bilir. Kendisi usta bir yazar olmasının yanında eski bir akademisyen. Yazarın hayatını anlatmayacağım zira Google amcamıza bizzat yazarsanız ismini, harika bir arşivle ve dolu dolu geçen bir hayatla göz göze geleceksiniz. Ben, benim dimağımda iz bırakan bana okurken hiç bitmesin, devam etsin hissini yaşatan kitabından bahsetmek istiyorum size.


Efendim Selin ve Cem'le Yolculuklar kitabını pek çok yerde aradım en son bir internet sitesinde görünce doğal olarak bunu almalıyım dedim ve atladım kitaba. Kitap elime gelir gelmez arka kapağını okudum ve çok başka bir şey okuyacağıma ve okuduğum şeyin bana çok şeyler katacağına o an inandım. Bir kere kitabın kapağı çok güzel.Çok okuyanlar ve kitap alışverişi çok yapan arkadaşlarım beni anlayacaktır biz kitap alırken ilk önce kitapların arka yüzüne ve kapağına dikkat ederiz elbette yazarı da önemli ama ben ve benim gibi okuyucular bu gibi detaylara yoğunlaşmayı seviyoruz nedense :)



Yazarın daha önce Kumral Ada Mavi Tuna,Balık İzlerinin Sesi, İki Yeşil Su Samuru, Benim Adım Mayıs, Su, Uzun Beyaz Bulut- Gelibolu, İstanbullular,Güneş Yiyen Çingene,Ayın En Çıplak Günü adlı eserlerini okumuştum. Külliyatımda eksikler var zaten okuyanlar bilir Buket Uzuner'in Bir Siyah Saçlı Kadının Gezi Notları adlı kitabını hiç bir yerde bulamadım ama aramalara devam onu da bulacağım azimliyim :)


28 Şubat 2015 Cumartesi

Ahmet Altan - En Uzun Gece


Merhaba :)


Şubat ayının bu son gününü az evvel bitirdiğim ve daha öncesinde üç defa okuduğum bir kitapla kapatıyorum bendeniz. Kitabın ismi ''En Uzun Gece'' yazarı  Ahmet Altan.

Ahmet Altan'ı ilk defa bu kitapla tanıdım ve kendi açımdan çok iyi bir başlangıç yaptım. Okuduğum ilk kitabıydı ve beni gerçekliğiyle, kadın-erkek ilişkilerine olan bakış açısıyla o kadar çok etkiledi ki bir adam bir kadının duygularını işte en iyi bu kadar yansıtabilirdi ancak dedim.

Ahmet Altan'ın En Uzun Gece adlı kitabından sonra okuduğum başka kitapları da oldu ancak ne yalan söyleyeyim hiçbir kitabı beni En Uzun Gece kadar etkilemedi. Kitabı edinirseniz ve okuma şansına sahip olursanız ne demeye çalıştığımı anlayacağınızı düşünüyorum.

Kitapla ilgili hemen tespitlere ve kısa yorumlara geçiyorum. En Uzun Gece bir üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışan Selim ile kitaba ismini veren Yelda arasında geçiyor. Selim ve Yelda uzun zamandır beraberler ancak aralarındaki ilişkinin boyutları sanılanın çok ötesinde bir ilişki. Birbirlerine hem büyük bir aşkla bağlı olup aynı zamanda kolay örgülerle örülen ve her an kopmaya hazır olan bir beraberliktir onlarınki. Selim'in Yelda ile tanışmadan önce başından geçen bir evliliği ve evlendikten kısa bir süre sonra ailesini bir uçak kazasında kaybedişi, ardından ona büyük bir aşkla bağlı olan eşi Fahrünisa'nın ondan ayrılması kitaba giriş kısımlarında Selim'in karakteri hakkında bize birazcık da olsa fikir veriyor. Yelda ile tanıştıktan sonra aralarında geçen şeyin tam olarak büyük bir tutku mu yoksa bir alışkanlık mı olduğuna siz karar veriyorsunuz 320 sayfa boyunca. Kitabı her okuyuşumda büyük bir heyecanla okuduğumu itiraf etmeliyim ilk defa bir kadının  bir erkeğe duyduğu çaresizliği, onu aynı anda hem özlemeyi hem bir taraftan da ona ihanet ettiği için onu affedemeyişini  kıvranak okudum. Ahmet Altan kadın ruhundan gayet de iyi anlamış bu kitabında.
Bana sorarsanız bu kitabı yazarken ya çok iyi gözlem yapmış ya da çok yakından şahit olduğu bir hikayeyi bizimle paylaşmış,

En Uzun Gece sadece kadın-erkek ilişkilerine yönelik bir kitap değil aynı zamanda Yelda'nın Selim'in ona ihanet etmesinin ardından ondan daha uzaklaşmak amacıyla Güneydoğu'nun dağlarında uluslararası bir araştırma grubuna dahil olmasıyla kitap daha da hareketleniyor. Yelda'nın katıldığı grup ''Töre Cinayetleri '' konusunda araştırma yapan Avrupa Birliği destekli bir komisyon olunca Güneydoğu da yaşanan töre cinayetleri ve namus cinayetlerine de göndermeler yapılarak kitaba daha da hareketlilik kazandırılmış. Yani sadece aşk ve ilişkiler üzerine kurulan bir kitap değil toplumsal bir soruna da parmak basılmış işte bu yüzden kitabın bu yönü siz düşünmeye itiyor.


25 Şubat 2015 Çarşamba

Sabahattin Ali 108 Yaşında !


Merhaba !

Normalde bugün yazı yazmayı pek planlamıyordum ancak söz konusu Sabahattin Ali olunca bende akan sular duruyor. Belki biliyorsunuz bugün büyük üstadın doğum günü :)  Hal böyle olunca bende içimdeki Sabahattin Ali sevgisini birkaç satırla paylaşmak istedim gerçi onu ne kadar yazsak da konuşsak da onu tam olarak yansıtabileceğimiz aşikar ;)


Sabahattin Ali, Türk yazın tarihinin hiç kuşkusuz en önemli isimlerinden biri. Yazar kimliğinin yanı sıra önemli bir gazeteci olduğunu da unutmamak gerek. Onun gibi biri bir daha edebiyat dünyasına gelir mi bilmem ama bizim onun eserlerini okumaktan bıkmayacağımız gerçek. Hayat Sabahattin Ali'ye çok da cömert bir yaşam sunmadı. Her şey güllük gülistanlık değildi hayatında ama o hep güzel gülümseyen biriydi. Fotoğraflarına bakınca aslında ne kadar güzel gülümsediğine siz de benim gibi şahit olacaksınız. Güzel gülümseyen bir erkek şu yüzyılda ender rastlanılan bir özellik. 


Sabahattin Ali korkusuz ve cesur biriydi. Bu yüzden çok işsiz kaldı diğer bir tabirle dokuz köyün 10'un dan da kovuldu. Dedim ya ona hayat altın bir tepsiyle sunulmadı diye gerçekten de öyle biz hayatını ordan burdan okuyoruz ama yüzeysel bir şekilde kim bilir büyük üstat döneminde nelerle savaştı, neleri göğüsledi kimlerle karşı karşıya geldi. Hayatın akışına kapılıp gitmeyi seçenlerden değildi bana kalırsa inatçı, sabırsız ama bir o kadar da şefkat dolu olarak kafamda resimliyorum ben onu. Çoğumuzun aklında, hayalinde yaşattığı Sabahattin Ali portresi ise çok farklıdır belki de aynı şeyleri düşünüyor da olabiliriz kim bilir ?


Korkusuzdu cesaretliydi dedim ya ölmeden önce yazdığı bir mektupta şöyle demiş Ali; ''Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli hatta bu kadar tehlike olmalı mı idi ? ''.


Tam beş yıldır en çok satan kitaplar listesinden inmeyen Kürk Mantolu Madonna ile hala her şeyin eskidiği ve yaşatılamadığı bu ülkede var olmayı ve kalmayı başarabilen ender kişilerden. 

21 Şubat 2015 Cumartesi

Nazlı Eray - Aydaki Adam Tanpınar


Merhabalar !

Yeni bir kitabı daha bitirmenin heyecanı ve onu size tanıtmanın verdiği mutlulukla yine yazmak çok keyif verici bir duygu bunu söylemek isterim. Bu ara okuma hızım derslerden dolayı düşse de ben kaliteli kitaplar seçerek okuma serüvenime devam ediyorum. Yılın başında koyduğum hedefin çok uzağında kaldım ama yaz uzun ve günler okumak, yazmak ve gezip dolaşmakla,fotoğraf çekmekle geçeceğinden kafama bu mini detayları takmamaya çalışıyorum :)

Size bugün az önce bitirdiğim ve okurken çok çok keyif aldığım bir kitaptan ve yazarından söz edeceğim. Kitabımızın ismi Aydaki Adam Tanpınar yazarı fantastik örgünün kraliçesi Nazlı Eray.


Nazlı Eray'ı tanıyanlarınız vardır kuşkusuz. Onun hakkında çok bilgi vermeye gerek görmüyorum ama hala tanışmadıysanız ve onu tanımak isterseniz ve sıkı bir Ahmet Hamdi Tanpınar hayranı iseniz ya da onun yaşamını sıkıcı bir anlatımdan çok farklı, düşündürten, yaşatan ve geçmişle - gelecek arasında gidip gelen fantastik bir dille öğrenmek isterseniz Aydaki Adam Tanpınar tam size göre bir eser. Kitaba başlarken acaba o sıkıcı anlatımlardan biriyle mi karşılayacağım dedim içimden ama Latife Tekin'i okurken o kadar zevk almıştım ki onun üslubuna yakın ve farklı detayları şiirsel anlatmayı seven Nazlı Eray'ın bu kitabını daha fazla ertelemek istemedim.

Aydaki Adam Tanpınar adından da anlaşılacağı üzere Türk Edebiyatının kuşkusuz en önemli isimlerinden biri olan Ahmet Hamdi'nin nam-ı değer ''Kırtıpil Hamdi'nin yaşam öyküsünü farklı, sıradan kesinlikle olmayan kendine has bir anlatımla sergilemiş sayın Nazlı Eray.

Kitabı okurken Ahmet Hamdi ile konuşuyorsunuz. Ben okudukça yazar ile ilgili çok fazla detay öğrendim. Elbette bu detayları internetten ve onun hayatını düz bir anlatımla sergileyen kitaplardan da öğrenebilirdim ancak bu kitap fark ettirmeden sizi Ahmet Hamdi ile buluşturuyor, buluşturmakla kalmıyor yazarın hayatını kendi ağzından dinleme fırsatını da sunuyor. Ahmet Hamdi'nin Kafka ile benzer yönleri olduğunu, güzel kadınları sevdiğini, hayatımın aşkı dediği ama en yakın arkadaşıyla evlendiği Nesteren'i, etrafa çok borç yapmak zorunda kaldığını ve bu borçlar yüzünden daraldığını, asistanı Mehmet Kaplan'ın onun ölümünden sonra kahverengi bir bavulun içinde ona çok sonra verilen notları gün ışığına çıkardığını, yazarın hayatının bir bölümünün Narmanlı Yurdu'nda geçtiğini ve ona bu yeri Berna Moran'ın eşi olan Tatyana Moran'ın ayarladığını, sabahları sadece kahvaltı yerine çok fazla sigara içtiğini ve fakültede ders anlatırken bile fakültenin emektarı Çeşminur Hanım'ın ona kahve götürdüğü için laf söz olduğunu ve bunun gibi pek çok bilgiyi sanıyorum internet ortamından ya da düz anlatımlı sıkıcı kitaplardan öğrenemezdim hoş öğrenseydim de sadece okur geçerdim. Oysa ki bu kitapla beraber Ahmet Hamdi'yi daha çok tanımak onun eserlerini daha çok okumak ihtiyacı içine düştüm. Eğer sizde bu kitabı okursanız eminim görüşlerimiz bu konuda birleşecektir. Kitapta benim en çok dikkatimi çeken de o dönemin çok iyi anlatılmış olması. Gelecek ile geçmiş arasında yazarken yazar kalemiyle kendini gösteriyor ve benim farkım bu dedirtiyor.

14 Şubat 2015 Cumartesi

Benim Adım Özgecan Aslan


Benim adım Özgecan Aslan. 20 yaşındaydım -dıydım diyorum çünkü 20 yaşında kaldım. Benim adım Özgecan Aslan üniversite öğrencisiydim psikoloji okuyordum -dum diyorum çünkü mezun olamadım, kep takamadım,anne -babama sarılamadım mezuniyetimde  -Bakın kızınız mezun oldu bitirdi okulu, hayata atılıyor diyemedim. Bir buket çiçeği çok gördüler bana hayatımın en güzel yerinde çekip kopardılar beni. Bindiğim minibüsün sonum olacağını bilseydim biner miydim sanki, en son yolculuğuma o minibüste çıktığımı bilseydim gider miydi ayaklarım o yere ?

Benim adım Özgecan Aslan benim tek suçum kadın olmak. Kadın olmak ucuz bu ülkede çok ucuz anne, kadın olarak doğurdun ya sen beni okumam için okula gönderdin ya anne bak kendim sana gelemedim cansız bedenimi getirdiler sana anne! Her gün arkamdan dualar ederek uğurladığın kızın yaşamıyor artık anne,yaşamımı çaldılar benden.

Özgecan Aslan sadece 20 yaşındaydı. Özgecan, sana saldırdıklarında önce o soğuk elleriyle saçlarına mı dokundular? Nasıl yaklaştılar sana ? Çok bağırdın mı,duyan olmadı mı seni Özgecan ? Çığlık atmayı öğretin çocuklarınıza diyen bakanımız da mı seni duymadı, ben aslında kadınla erkeğin eşit olmadığına inanıyorum diyen ve her fırsatta beni halk seçti diyen Cumhurbaşkanı da seni duymadı değil mi can kız Özge ?


Kadınım ben vajinam var diye beni seks objesi olarak görenler utansın! Doğurganım diye niye çocuk ölüyor annesi ölsün çocuk yaşasın diyen bir adam var tepemizde ! İşsizliğin sebebi kadınların iş araması diyen bir bakandan, kadın-erkek eşitliğine inanmayan bir devlet başkanından ve her fırsatta doğurun doğurun alayına doğurun bakın size her doğurduğunuz çocuk için çeyrek altın takıcaz diyen bir zihniyetten kadına değer vermesini bekleyemezsiniz.!


Çığlık atıyorum sayın bakan bakın duyabiliyor musunuz beni ? Hatta bağırıyorum duyun işte sesimizi ! Özgecan, o soğuk o izbe minibüste canıyla çekişirken,ırzına geçilirken sen nerdeydin?


13 Şubat 2015 Cuma

Hüsnü Arkan Ölü- Kelebeklerin Dansı


Happy Fridayler !

İngilizcem çok iyi değil yazım hatası yaptıysam kusura kalmayın dostlar ! :) Bugünün cuma olması sebebiyle hepinizin çok coşkulu olduğunuzu tahmin etmek güç değil ee ne de olsa hepimiz hafta sonlarını iple çeken o mahsun gruptanız :) Her neyse önümüzde koskocaman bir cuma gecesi, koskocaman bir cumartesi ve de pazarın pazarı var dimi ya :P


Çok gevezelik ettiğimin farkındayım, hadi takın kemerleri yine bir an yolculuğuna çıkıyoruz bu sefer ki yolculuğumuzun yazarı '' Hüsnü Arkan'' ve yolculuğun adı ''Ölü Kelebeklerin Dansı''

Hüsnü Arkan ismi zaten belli kesimlerce biliniyor hem müzisyen kimliği hem de yazar kişiliği ile tanınan Hüsnü Arkan'ın daha önce Mino'nun Siyah Gülü, Menekşeler Atlar Oburlar, Hırsız ve Burjuva kitaplarını okumuştum. Yazarla ilk kez tanışacaklara tavsiyem kesinlikle Mino'nun Siyah Gülü ile başlasınlar çok zevk alacaklarına eminim. Hüsnü Arkan'ın daha önce okumuş olduğum Hırsız ve Burjuva kitabının yorumu blogumda mevcuttur efendiler biraz kurcalamanız onu bulmanıza kafidir ;)


8 Şubat 2015 Pazar

Yalçın Tosun - Dokunma Dersleri


Merhaba !

Geveze Damla'nın kitap yorumlarını özlediniz mi ? Özlediniz miii ! Tamam tamam şansımı fazla zorlamayayım ben en iyisi :) 


Öncelikle yeni kitaplar,yeni yazarlar keşfetmenin heyecanını yaşayan bendeniz size de bu heyecanı aşılamak için daha önce blogumda Yalçın Tosun'dan söz etmiş ve yazarın '' Peruk Gibi Hüzünlü '' adlı kitabını tanıtmıştım sonra da demiştim ki külliyatı tamamlamak lazım, hemen arkasından okumadığım bir Dokunma Dersleri kaldı onu da okuyunca hemen size yorumlayacağım demiştim bilmem hatırladınız mı :) 


Daha önceki Peruk Gibi Hüzünlü kitap tanıtımı yazısını okuyanlar bilirler ben öykü aşığı bir zat-ı muhteremim ve herkesin yazdığı öyküleri beğenmem. Nitekim Yalçın Tosun ismini son zamanlarda sıkça duyunca alalım bir tadına varalım belki müptelası oluruz belki olmayız belki daha çok okumak isteriz. Nitekim denedik ve gördük ki Yalçın Tosun iyi bir gözlemci olmasının yanı sıra iyi bir öykü yazarı olmuş, olmuş diyorum çünkü diğer kitapları gibi bu kitabı da elimde su misali aktı ve bitince

3 Şubat 2015 Salı

Buket Uzuner - Selin ve Cem'le Yolculuklar -


Selam ! :)

Yine bir haftalık bir aradan sonra yepisyeni bir kitapla buralardayım. Size şimdi dolu dolu bir kitap yorumu yapmak istiyorum zira uzun bir aradan sonra ilk defa bir kitabı anlatırken bu kadar çok şey söylemek isteyeli uzun zaman olmuştu. :) Hazırsanız başlıyorum hadi kalkışa geçiyoruz takın kemerlerinizi zira biraz fazla konuşup düşünce balonunuzu patlatabilirim gençler :)


Kitabımızın ismi Selin ve Cem'le Yolculuklar yazarı Buket Uzuner. Kitap 202 sayfa ve Everest Yayınlarından çıkmış.

Buket Uzuner ismini hemen herkes yani daha doğrusu kitaplarla haşır neşir olan herkes bilir. Kendisi usta bir yazar olmasının yanında eski bir akademisyen. Yazarın hayatını anlatmayacağım zira Google amcamıza bizzat yazarsanız ismini, harika bir arşivle ve dolu dolu geçen bir hayatla göz göze geleceksiniz. Ben, benim dimağımda iz bırakan bana okurken hiç bitmesin, devam etsin hissini yaşatan kitabından bahsetmek istiyorum size.


Efendim Selin ve Cem'le Yolculuklar kitabını pek çok yerde aradım en son bir internet sitesinde görünce doğal olarak bunu almalıyım dedim ve atladım kitaba. Kitap elime gelir gelmez arka kapağını okudum ve çok başka bir şey okuyacağıma ve okuduğum şeyin bana çok şeyler katacağına o an inandım. Bir kere kitabın kapağı çok güzel.Çok okuyanlar ve kitap alışverişi çok yapan arkadaşlarım beni anlayacaktır biz kitap alırken ilk önce kitapların arka yüzüne ve kapağına dikkat ederiz elbette yazarı da önemli ama ben ve benim gibi okuyucular bu gibi detaylara yoğunlaşmayı seviyoruz nedense :)



Yazarın daha önce Kumral Ada Mavi Tuna,Balık İzlerinin Sesi, İki Yeşil Su Samuru, Benim Adım Mayıs, Su, Uzun Beyaz Bulut- Gelibolu, İstanbullular,Güneş Yiyen Çingene,Ayın En Çıplak Günü adlı eserlerini okumuştum. Külliyatımda eksikler var zaten okuyanlar bilir Buket Uzuner'in Bir Siyah Saçlı Kadının Gezi Notları adlı kitabını hiç bir yerde bulamadım ama aramalara devam onu da bulacağım azimliyim :)