31 Temmuz 2015 Cuma

John Green - İlk Aşk

Kötü kitap yoktur sadece iyi bir olay örgüsünden yoksun ve hikaye dediği konuyu iyice çekiştirerek saçmalayan yazar vardır. Şimdi diyeceksiniz ki bu kız ne der ? Demem o sevgili kitap kurtları John Green ve İlk Aşk kitabını satın almayın neden mi anlatıyorum efendim :)


John Green'in çok değil yaklaşık birkaç ay önce bestseller olan Aynı Yıldızın Altında kitabını okumuş ve elimden geldiği kadar burada yorumlamıştım. Kitap çok çok muhteşem değildi lakin konusu saçma değildi belli bir olayı vardı. Kız hastaydı oğlan hastaydı aşk gerçekten vardı ve sonu acıklı bitiyordu yani demem o ki beni İlk Aşk kitabı kadar bunaltmadı :D


Yalan söyleyemiyorum İlk Aşk elimde çok süründü ve hiç okuma istediği veremedi. Araya bir sürü akıcı kitap soktum bitirebilmek için ama nafile o kadar sıkıcıydı ki bitirene kadar kriz geçirmeme sebep oldu :)

Kitabın konusu Colin Singleton'ın süreki takıntı haline getirdiği Katherine isimli kızlar onlarla kısa süren ilişkileri ve her defasında terk edilmesi. Tam tamına 19 Katherine tarafından terk edilen Colin'in, arkadaşı Hasan ile beraber bir yolculuğa çıkması ve burada yarattığı tüm romantik ilişkilerin geleceğini hesaplamayı uman bir dehanın hikayesi anlatılıyor.

30 Temmuz 2015 Perşembe

Haruki Murakami - İmkansızın Şarkısı

Haruki Murakami okumaları tüm gücüyle devam ediyor benim için. Yeni bir yazar ve yeni bir edebiyat keşfetmenin yanı sıra bu adamı okurken çok çok bilgilendiğimi de bu kitabıyla belirtmeden geçmek istemem doğrusu.

Sahilde Kafka benim ilk okuduğum Murakami kitabımdı. Kafka Tamura'nın hikayesi gayet doyurucu olmakla beraber okudukça okumak ve Murakami'nin o eşsiz yorumu ile taçlandırdığı dünyadan çıkmak istememiştim kendi adıma. O kitaptan sonra biraz ara verdim haliyle ardından kütüphanede İmkansızın Şarkısı'nı görünce neden 2. Haruki Murakami kitabım bu olmasın dedim. Bu kitapla alakalı yazarın kitabı gereğinden fazla uzattığı ile ilgili duyumlar alınca biraz ürkmedim desem yalan olur haliyle ama sonradan Murakami yine yapmıştır yapacağını dedim ve üç gün önce onu okumaya başladım ve elbette kitabı az önce bitirince sizinle paylaşmak istedim. İmkansızın Şarkısı tek kelimeyle mükemmel ötesi !!


Hemen kitabın konusuna geçmek istiyorum. Vatanabe 19 yaşlarında olan bir üniversite öğrencisidir ve çok yakın arkadaşı Kizuki'nin ölümüyle adeta yıkılır. Kizuki onun en yakın dostlarından biridir ve bu ölüm bir anlamda onu yaşam karşısında yalnızlaştırır nitekim Vatanabe Kizuki'nin kız arkadaşı Naoko'ya içten içe sevmektetir. Naoko ise erkek arkadaşının ölümüyle adeta yıkılır ve çareyi ortak arkadaşları Vatanabe'ye sığınmakta bulur. Bu ölüm iki genci birbirine yaklaştıracak ve aralarında duygusal bir yakınlaşma başlayacaktır. Çok geçmeden Naoko da Vatanabe'yi sever ama aklının bir köşesinde hala ölen erkek arkadaşı vardır. Naoko'nun bu hassas durumundan faydalanmak istemeyen Vatanabe ona karşı onun istediği biçimde yaklaşır ancak Naoko'nun psikolojik sorunları derinleşir ve okulunu burakır bir süreliğine bir kilniğe yatar. Bunu öğrenen Vatanabe ona sürekli mektup yazar ve arada o isterse onu ziyarete gitmeyi sürdürür. Bu şekilde aylar geçerken Vatanabe okulda çekici bir kız olan Midori ile tanışır ve aralarında bir yakınlaşma başlar.


27 Temmuz 2015 Pazartesi

Ahmet Büke -Kumrunun Gördüğü

Öykü okumayı çok severim çok da seçiciyimdir bana göre herkes öykü yazmayı beceremez. Romanı herkes yazabilir ama öykü risklidir. Nitekim bunu bir kez daha anladım ben geçekten bir öyküsever olmuşum. Benim belli başlı öykücülerim var misal bir Sait Faik bir Cemil Kavukçu ve son dönemlerde adını sıkça duyduğumuz Sinan Sülün ile Yalçın Tosun.


Bugün size Ahmet Büke ve kitabı Kumrunun Gördüğü kitabından bahsedeceğim. Takın kemerleri uçuşa başlıyoruz. Öncelikle Ahmet Büke ismini geçen yaz bir arkadaşımdan duydum duyunca da kafamda otomatikman yer etti ve şartlar olgunlaşınca bu adamın kitabını da okumalıyım dedim kendi kendime. En nihayetinde geçen gün gittiğim D&R 'da Can Yayınlarının kampanyasını fark ettim. Aralarında Ahmet Büke'nin de olduğu pek çok yazarın kitabı da indirimdeydi bende fırsat bu fırsat aldım ve elimdeki kitabı bitirir bitirmez başladım. 


Bir kitap hakkında olumsuz şeyler yazmak hele de zorla okuduğum bir kitapsa bu inanın bana acı veriyor. Sonuçta ortaya konulan bir emek var ama inanın bana çok okuyan özellikle de öykü kitaplarına çok düşkün bir okur olarak üzülerek belirtmeliyim ki yazarın bu kitabını son iki öyküsü haricinde beğenmedim. Bana göre gözlem gücünü yansıtmada çok çok başarılı olsa da öykücülüğün sihrinde sadece gözlem yoktur. Yazar hikayeyi karşı tarafa geçiremezse eğer o duyguyu hissettiremezse vasattan öte yol yoktur ona öykü diyarında. Kitabın son iki hikayesi benim için kitabı kurtarmaya yetmedi. Sağlam bir öykü adamı bana göre aynı zamanda bir duygu adamı da olmalı. Ahmet Büke'nin bu kitabı ödül almış bir kitap üstelik. Sait Faik Hikaye Armağanı (2011) almış bir kitap olarak bende çok da iyi bir izlenim yaratmadı.

25 Temmuz 2015 Cumartesi

More Than Blue

Kore filmlerini oldum olası çok severim. Konuları sıradan değildir, içtendir ve sizi sarar en önemlisi de sizi çeken bir şeyler mutlaka vardır.


Uzun zamandır Kore sinemasından bu kadar güzel bir film izlediğimi hatırlamıyorum. İzleyenleriniz varsa Özcan Deniz'in Evim Sensin filmi de Hatırlanacak Bir Anı filmiyle Kore sinemasından alınmıştır. O filme gitmeyi reddettim nitekim bizimkiler bir türlü kendi fikirleriyle bir şeyler üretemiyorlar olan güzel şeyleri de yerin dibine sokmayı ihmal etmiyorlar. Her neyse hadi şimdi size biraz filmden bahsetmek istiyorum etkisi hala üzerimdeyken.



Aşk nedir sizce ?

Aşk neye benzer?

Aşkı nasıl tanımlarsınız ya da nasıl sevilmek isterdiniz ?

More Than Blue uzun süredir aklımdaydı ancak az önce izleyebildim. Kore yapımlarını ayrı severim zaten en favori filmlerimden biri de Hatırlanacak Bir Anı adlı filmdir ki onu da izlemediyseniz şiddetle tavsiyemdir.


K ve Cream'in hikayesi More Than Blue. İkisi de yetim büyümüş küçük yaşta yalnız kalmışlar aynı lisede okurken birden tanışıyorlar daha sonra Cream K'nın evine yerleşiyor ve beraber yaşamaya başlıyorlar. Yeri geliyor birbirlerine annelik babalık ediyor yeri geliyor birbirlerini sarıp sarmalayıp acılarını dindirmeye çalışıyorlar. Bir zaman sonra K, Cream'e deliler gibi aşık oluyor ama bunu söyleyemiyor çünkü kanser ve sayılı günleri var. Ölmeden tek istediği ise Cream'in mutlu olduğunu görmek ve onun iyi bir adamla evlilik yapmasını sağlamak. Bir gün Cream çok iyi bir doktor ile tanışır ve K'ya adama aşık olduğunu söyler bunun üzerine harekete geçen romantik kahramanımız K adamın her şeyini araştırır ve onun Cream için uygun bir eş adayı olduğunu anlar ancak ufak bir sorun vardır adam nişanlıdır ve K, Cream için fedakarlık yapacak adamın nişanlısından ayrılmasını sağlayacaktır. Kadınla konuşan K, ona durumu anlatır hasta olduğunu yakında öleceğini ve sevdiği kızın nişanlısına aşık olduğunu söyler. Kadın K'nın istediğini tek bir şartla yerine getireceğini söyler kadın bir fotoğrafçıdır ve K'nın onun için modellik yapması karşılığında nişanlısından ayrılacağını dile getirir. K bu teklifi kabul eder Cream için.

23 Temmuz 2015 Perşembe

Ahmet Ümit - Kukla



Ahmet Ümit ile tanışmam hasbihal etmem Bab-ı Esrar ile başladı efendim nitekim üniversite 1. sınıfta iken adını çokça işittiğim Ahmet Ümit'i çekip çıkardım raftan ve ilk karşılaşmamız bu şekilde gerçekleşti. Son iki senedir aşinayım kendilerine,diline üslubuna,karakterlerine,olayları yönlendirmesine ve kurgusuna.


Eee bu kadar aşinalık olunca Ahmet Ümit'in kitaplarını fırsat bulup okumakta bana farz oldu haliyle. Bab-ı Esrar dan sonra sırasıyla Kavim, Patasana, İstanbul Hatırası ve en sonunda da Kukla'yı edinip teker teker okudum.

Ahmet Ümit hastası pek çok kitapsever dostumdan tavsiyeler aldım yazarın kitaplarını edinirken sağ olsunlar çok yardımcı oldular. Bende çok sevdim Ahmet üstadı okudukça daha çok okumak isteğine kapıldım. Şimdi de nacizane yorumunu yapmak isterim izninizle.


Kitabın konusu yıllar sonra karşılaşan iki üvey kardeşin hikayesi. Bu iki kardeşten biri geçmişte sıkı bir gazeteci olan ancak şimdilerde gözden düşmüş,alkol bağımlısı ve karısından ayrılan Adnan diğeri de karanlık güçlerin tetikçisi olmuş adının geçmediği olay kalmayan eski ülkücülerden Doğan. İki kardeşin yıllar sonra karşılaşması ile başlayan hikayede Doğan'ın Adnan'a yaptığı işlerle ilgili itirafları ve ardından gelecek olaylar örgüsü,gizli istihbarat örgütünün işin içine girmesi,teker teker öldürülen polisler ve yıllar önce unutulan bir sandığın içine saklanan 5 milyon dolar.

Kitabı okurken çok zevk alacağınıza eminim. Nitekim okuduğum hiçbir Ahmet Ümit kitabı beni hayal kırıklığına uğratmadı. Herkes de zaten polisiye kitabı yazamaz. Olayın örgüsünü tutturmak,olayı sıradanlıktan çıkarıp heyecan katmak öyle herkesin yapabileceği bir şey değil bana kalırsa. Ahmet Ümit kitaplarını yazarken sanki yazarken, yaşadım izlenimini vererek hem okuyanı etkilemekten hem de heyecanı,aksiyonu bir arada vererek nefesleri tutun çünkü her sayfadan sonra sizi bambaşka bir sürpriz bekliyor demekten de geri durmuyor.

17 Temmuz 2015 Cuma

Sabahattin Ali -Canım Aliye,Ruhum Filiz

Uzun zaman olmuş ben kitap yorumu yapmayalı. Şöyle bir bakıyorum da en son Mayıs gibi yorum yapmışım kitaplarla ilgili. Çok normal sınavlar tepeme binince bende çok kitap okuyamadım ama yaz uzun ve ömrüm oldukça okuyup,yazmaya,çizmeye devam sayın seyirciler :)


Malumunuz ben koyu bir Sabahattin Ali hayranıyım. Elimde bütün kitapları olmasa da yavaş yavaş toplamaktayım. Daha önce de sizlere Sabahattin Ali'nin Değirmen adlı kitabından bahsetmiştim. Bu postu blog da bulabilirsiniz şimdi ise karısı Aliye ve kızı Filiz'e yazmış olduğu mektuplardan oluşan ve yaklaşık 1.5 yıl önce derlenip çıkarılan kitabı olan '' Canım Aliye Ruhum Filiz'' den biraz bahsetmek isterim.



Kitap her zamanki gibi YKY'den çıkmış ve 156 sayfa. İçerisinde yer alan mektuplar size az önce de bahsettiğim gibi Sabahattin Ali'nin eşi çok sevgili Aliye Ali ve kızı Filiz Ali'ye yazılmış mektuplardan oluşuyor. Mektupları okudukça Sabahattin Ali'nin eşi Aliye hanımla evlenmeden evvelki muhabbetlerine,evlendikten sonra çektikleri sıkıntılara, kızı Filiz'in doğuşuna ve cezaevinde kalmış olduğu zamanları okuyorsunuz. Bir dönem çıkarmış olduğu ve uzun süre yoğun ilgi gören Markopaşa dergisinin doğuşuna da şahitlik ediyorsunuz. Aranızda bilmeyenleriniz varsa ki hemen hatırlatmakta fayda görüyorum Markopaşa dergisi Sabahattin Ali'nin Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz ile beraber çıkarmış olduğu bir mizah dergisidir. Ama öyle mizah dediysem de alt yapısı çok sağlam olan ve dönemin başlarına iyi giydirdiği için baya tepki çeken,toplatılan çokça davalık olan bir dergi.

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Mızıka

İçimizden her gün milyonlarca şey geçer ama hangisini söyleyebiliriz birbirimize, kendimize. İçimizden geçen yollara,ayrılıklara,isyanlara kaç kere tutunabildik cesaret edip de devam ya da tamam diyebildik. Cesur olmak pek çok insanın yapmak isteyeceği ama adından da anlaşılacağı üzere cesaret gerektiren bir şeydi :)  Peki ama hangimiz cesaret kavramını yaşamımıza uyguluyorduk anı yaşamak yerine zamana yetişme çabası içindeydik. Size bir hikaye anlatacağım ister okuyun ister kapatın sayfayı ama ben yine de anlatmaya başlıyorum takın kemerleri bulutlara süzülüyoruz :)


Bundan yaklaşık üç ay kadar önce her zamanki gibi Milli Kütüphanenin yollarını aşındırma telaşındaydım. Yolda yürürken çok sağıma soluma bakmam ben hele de işim aceleyse ve çabuk yapmam gereken tonla işim olunca haliyle babamı bile tanımadan geçerim yolda :) 


Kütüphanede işim bitince haliyle acıktım ve ne zamandır söz verdiğim arkadaşımı hadi gel sana yemek ısmarlayayım diye aradım ama şans bu ya erkek arkadaşı şehir dışından gelmişti ve beni ekti :D   Tek başıma yemek yemeği çok sevmediğimden soğuk sandviç yaptırıp eve gelip çayımı demleyip keyif yapmaya karar verdim. Metroyla gideyim bari bir de otobüs mü bekleyeceğim dedim kafadaki iç sesime. Tam merdivenleri inerken bir çocuk gördüm yanında tahminimce 5 yaşlarında olduğunu düşündüğüm bir de kız vardı. Merdiven başında oturmuşlardı. Oğlan 7-8 yaşlarındaydı tahminimce ve kız kardeşine bakıyordu. Neden dikkatimi çekti bilmiyorum ama oğlan mızıka çalıyor ve para toplamaya çalışıyordu. Çok hoşuma gitti mızıka çalışı kız kardeşine bakışı,sahiplenişi. Sonra o cesaret denen şeye seslendim acaba bu iki kuzuya nasıl teklif edebilirim beraber yemek yiyelim mi demeyi çünkü o an hani bazen tarifi olmayan şeyler hissedersiniz ve kendinizi durduramazsınız ya içimdeki o ses o minikler için bir şey yapmalısın Damla dedi ve bende tüm cesaretimi toplayıp gittim yanlarına. Oğlan yanında uzun kalınca şüphelendi elbet ama çok uslu terbiyeliydi sonra bana seslendi.

- Bir şey mi oldu abla ? 

-Yoo bir şey olmadı çok güzel çalıyorsun çok hoşuma gitti keşke bende çalabilsem benimde mızıkam olsa dedim. Yüzümdeki sırıtışa aldırmayarak o da bana hiç beklemediğim bir şeyle karşılık verdi.

-Bu mızıkayı ötekini kaybederim diye hep yanımda taşırım lütfen bunu al dedi. 

Bense öyle kalakaldım. Teklifi öyle sıcak öyle samimi geldi ki hemen içim ısındı. Bende ona eğer kız kardeşinle bana yemekte katılırsanız kabul ederim mızıkayı dedim. Önce şaşırdı ama aç olduklarını anlamamak için deli olmak gerekirdi. Kabul etmedi çok gurur yaptı kaçtı önce sonra kız kardeşine baktı kabul edeceksin değil mi ama mızıkayı dedi bende elbette dedim zaten yalnız yemek yemeyi sevmiyorum o yüzden bugün bana katılın dedim. 

O yemek o kadar sıcak ve içtendi ki gözlerindeki o saf mutluluk,heyecan,yeni biriyle tanışmanın verdiği muziplik hemen fark ediliyordu. İçimden iyi ki gelmedin dedim Ferda iyi ki gelmedin beni ektin ;) 

14 Temmuz 2015 Salı

Karışık Aile

Uzun zamandır film yorumu yapmıyordum. Sınavlarım bitti haliyle bende kendimi filmlere vurdum. Yoğunluktan kurtulunca ilk işim not aldığım filmleri tek tek izleyip sizinle burada paylaşmak ve bunlardan ilki dün çok severek izlediğim ''Karışık Aile'' filmi oldu.




4 Temmuz 2015 Cumartesi

Öğretmen Olsam

Bugün öğretmen olmak isteyenler için önemli bir günü geride bıraktık. Senelerdir devam eden ve biz öğretmenler için çile,işkence, ızdırap haline dönüşen 9 ay ve de 10 gün ( normal şartlarda kızlar bu süre içinde doğurmuş olurduk ) süren ve etkisini aylar hatta yıllar geçse de üzerimizden atamadığımız pek çok sınavdan biriydi Kpss :)

Güldüğüme bakmayın herhalde senin sınavın süper geçti falan da düşünmeyin ben elimden geleni yaptım herkes gibi. Bu mübarek ayda bir de oruç ağız o sınava girip hem sıcakla hem oruçla lanet sınavın hakkından gelmeye çalışanları ayakta alkışlıyorum. Ben hep hayatta çalışan,emek veren ve gerisini Allah'a bırakan kişilerden oldum. Hayatımın hiçbir evresinde hırs yapmadım,aç gözlü bencil bir insan da olmadım. Yeri geldi ister iş hayatımda olsun bu ister başka bir alanda çoğu zaman sabırsızlık gösterdim ama bu sınava 9 ay dayanmak emek vermek bu uğurda sosyal yaşamınızı bir kenara atmak atmak,sizi arayan soran dostlarınıza hep bir bahaneyle başınızdan savmak, sabah çok çok erken kalkmak, akşam geç yatmak ya da sabahlayıp 3-5 saat uykuyla durmak bunları yapabilmek gerçekten her baba yiğidin harcı değildir. Eğer bir şeyi gerçekten isteyip çok çok da dua edip tevekkül gösterirseniz ve gene olmazsa o zaman isyan etmek yerine defalarca denemek olana  kadar mücadele etmek en güzeli. Zamanın bize ne getireceğini inanın ondan başkası bilmiyor kaderimizde yazanı. Tevekkül edip beklemek bu arada çalışıp dua etmek, sabır etmek en güzeli.




31 Temmuz 2015 Cuma

John Green - İlk Aşk


Kötü kitap yoktur sadece iyi bir olay örgüsünden yoksun ve hikaye dediği konuyu iyice çekiştirerek saçmalayan yazar vardır. Şimdi diyeceksiniz ki bu kız ne der ? Demem o sevgili kitap kurtları John Green ve İlk Aşk kitabını satın almayın neden mi anlatıyorum efendim :)


John Green'in çok değil yaklaşık birkaç ay önce bestseller olan Aynı Yıldızın Altında kitabını okumuş ve elimden geldiği kadar burada yorumlamıştım. Kitap çok çok muhteşem değildi lakin konusu saçma değildi belli bir olayı vardı. Kız hastaydı oğlan hastaydı aşk gerçekten vardı ve sonu acıklı bitiyordu yani demem o ki beni İlk Aşk kitabı kadar bunaltmadı :D


Yalan söyleyemiyorum İlk Aşk elimde çok süründü ve hiç okuma istediği veremedi. Araya bir sürü akıcı kitap soktum bitirebilmek için ama nafile o kadar sıkıcıydı ki bitirene kadar kriz geçirmeme sebep oldu :)

Kitabın konusu Colin Singleton'ın süreki takıntı haline getirdiği Katherine isimli kızlar onlarla kısa süren ilişkileri ve her defasında terk edilmesi. Tam tamına 19 Katherine tarafından terk edilen Colin'in, arkadaşı Hasan ile beraber bir yolculuğa çıkması ve burada yarattığı tüm romantik ilişkilerin geleceğini hesaplamayı uman bir dehanın hikayesi anlatılıyor.

30 Temmuz 2015 Perşembe

Haruki Murakami - İmkansızın Şarkısı


Haruki Murakami okumaları tüm gücüyle devam ediyor benim için. Yeni bir yazar ve yeni bir edebiyat keşfetmenin yanı sıra bu adamı okurken çok çok bilgilendiğimi de bu kitabıyla belirtmeden geçmek istemem doğrusu.

Sahilde Kafka benim ilk okuduğum Murakami kitabımdı. Kafka Tamura'nın hikayesi gayet doyurucu olmakla beraber okudukça okumak ve Murakami'nin o eşsiz yorumu ile taçlandırdığı dünyadan çıkmak istememiştim kendi adıma. O kitaptan sonra biraz ara verdim haliyle ardından kütüphanede İmkansızın Şarkısı'nı görünce neden 2. Haruki Murakami kitabım bu olmasın dedim. Bu kitapla alakalı yazarın kitabı gereğinden fazla uzattığı ile ilgili duyumlar alınca biraz ürkmedim desem yalan olur haliyle ama sonradan Murakami yine yapmıştır yapacağını dedim ve üç gün önce onu okumaya başladım ve elbette kitabı az önce bitirince sizinle paylaşmak istedim. İmkansızın Şarkısı tek kelimeyle mükemmel ötesi !!


Hemen kitabın konusuna geçmek istiyorum. Vatanabe 19 yaşlarında olan bir üniversite öğrencisidir ve çok yakın arkadaşı Kizuki'nin ölümüyle adeta yıkılır. Kizuki onun en yakın dostlarından biridir ve bu ölüm bir anlamda onu yaşam karşısında yalnızlaştırır nitekim Vatanabe Kizuki'nin kız arkadaşı Naoko'ya içten içe sevmektetir. Naoko ise erkek arkadaşının ölümüyle adeta yıkılır ve çareyi ortak arkadaşları Vatanabe'ye sığınmakta bulur. Bu ölüm iki genci birbirine yaklaştıracak ve aralarında duygusal bir yakınlaşma başlayacaktır. Çok geçmeden Naoko da Vatanabe'yi sever ama aklının bir köşesinde hala ölen erkek arkadaşı vardır. Naoko'nun bu hassas durumundan faydalanmak istemeyen Vatanabe ona karşı onun istediği biçimde yaklaşır ancak Naoko'nun psikolojik sorunları derinleşir ve okulunu burakır bir süreliğine bir kilniğe yatar. Bunu öğrenen Vatanabe ona sürekli mektup yazar ve arada o isterse onu ziyarete gitmeyi sürdürür. Bu şekilde aylar geçerken Vatanabe okulda çekici bir kız olan Midori ile tanışır ve aralarında bir yakınlaşma başlar.


27 Temmuz 2015 Pazartesi

Ahmet Büke -Kumrunun Gördüğü


Öykü okumayı çok severim çok da seçiciyimdir bana göre herkes öykü yazmayı beceremez. Romanı herkes yazabilir ama öykü risklidir. Nitekim bunu bir kez daha anladım ben geçekten bir öyküsever olmuşum. Benim belli başlı öykücülerim var misal bir Sait Faik bir Cemil Kavukçu ve son dönemlerde adını sıkça duyduğumuz Sinan Sülün ile Yalçın Tosun.


Bugün size Ahmet Büke ve kitabı Kumrunun Gördüğü kitabından bahsedeceğim. Takın kemerleri uçuşa başlıyoruz. Öncelikle Ahmet Büke ismini geçen yaz bir arkadaşımdan duydum duyunca da kafamda otomatikman yer etti ve şartlar olgunlaşınca bu adamın kitabını da okumalıyım dedim kendi kendime. En nihayetinde geçen gün gittiğim D&R 'da Can Yayınlarının kampanyasını fark ettim. Aralarında Ahmet Büke'nin de olduğu pek çok yazarın kitabı da indirimdeydi bende fırsat bu fırsat aldım ve elimdeki kitabı bitirir bitirmez başladım. 


Bir kitap hakkında olumsuz şeyler yazmak hele de zorla okuduğum bir kitapsa bu inanın bana acı veriyor. Sonuçta ortaya konulan bir emek var ama inanın bana çok okuyan özellikle de öykü kitaplarına çok düşkün bir okur olarak üzülerek belirtmeliyim ki yazarın bu kitabını son iki öyküsü haricinde beğenmedim. Bana göre gözlem gücünü yansıtmada çok çok başarılı olsa da öykücülüğün sihrinde sadece gözlem yoktur. Yazar hikayeyi karşı tarafa geçiremezse eğer o duyguyu hissettiremezse vasattan öte yol yoktur ona öykü diyarında. Kitabın son iki hikayesi benim için kitabı kurtarmaya yetmedi. Sağlam bir öykü adamı bana göre aynı zamanda bir duygu adamı da olmalı. Ahmet Büke'nin bu kitabı ödül almış bir kitap üstelik. Sait Faik Hikaye Armağanı (2011) almış bir kitap olarak bende çok da iyi bir izlenim yaratmadı.

25 Temmuz 2015 Cumartesi

More Than Blue


Kore filmlerini oldum olası çok severim. Konuları sıradan değildir, içtendir ve sizi sarar en önemlisi de sizi çeken bir şeyler mutlaka vardır.


Uzun zamandır Kore sinemasından bu kadar güzel bir film izlediğimi hatırlamıyorum. İzleyenleriniz varsa Özcan Deniz'in Evim Sensin filmi de Hatırlanacak Bir Anı filmiyle Kore sinemasından alınmıştır. O filme gitmeyi reddettim nitekim bizimkiler bir türlü kendi fikirleriyle bir şeyler üretemiyorlar olan güzel şeyleri de yerin dibine sokmayı ihmal etmiyorlar. Her neyse hadi şimdi size biraz filmden bahsetmek istiyorum etkisi hala üzerimdeyken.



Aşk nedir sizce ?

Aşk neye benzer?

Aşkı nasıl tanımlarsınız ya da nasıl sevilmek isterdiniz ?

More Than Blue uzun süredir aklımdaydı ancak az önce izleyebildim. Kore yapımlarını ayrı severim zaten en favori filmlerimden biri de Hatırlanacak Bir Anı adlı filmdir ki onu da izlemediyseniz şiddetle tavsiyemdir.


K ve Cream'in hikayesi More Than Blue. İkisi de yetim büyümüş küçük yaşta yalnız kalmışlar aynı lisede okurken birden tanışıyorlar daha sonra Cream K'nın evine yerleşiyor ve beraber yaşamaya başlıyorlar. Yeri geliyor birbirlerine annelik babalık ediyor yeri geliyor birbirlerini sarıp sarmalayıp acılarını dindirmeye çalışıyorlar. Bir zaman sonra K, Cream'e deliler gibi aşık oluyor ama bunu söyleyemiyor çünkü kanser ve sayılı günleri var. Ölmeden tek istediği ise Cream'in mutlu olduğunu görmek ve onun iyi bir adamla evlilik yapmasını sağlamak. Bir gün Cream çok iyi bir doktor ile tanışır ve K'ya adama aşık olduğunu söyler bunun üzerine harekete geçen romantik kahramanımız K adamın her şeyini araştırır ve onun Cream için uygun bir eş adayı olduğunu anlar ancak ufak bir sorun vardır adam nişanlıdır ve K, Cream için fedakarlık yapacak adamın nişanlısından ayrılmasını sağlayacaktır. Kadınla konuşan K, ona durumu anlatır hasta olduğunu yakında öleceğini ve sevdiği kızın nişanlısına aşık olduğunu söyler. Kadın K'nın istediğini tek bir şartla yerine getireceğini söyler kadın bir fotoğrafçıdır ve K'nın onun için modellik yapması karşılığında nişanlısından ayrılacağını dile getirir. K bu teklifi kabul eder Cream için.

23 Temmuz 2015 Perşembe

Ahmet Ümit - Kukla




Ahmet Ümit ile tanışmam hasbihal etmem Bab-ı Esrar ile başladı efendim nitekim üniversite 1. sınıfta iken adını çokça işittiğim Ahmet Ümit'i çekip çıkardım raftan ve ilk karşılaşmamız bu şekilde gerçekleşti. Son iki senedir aşinayım kendilerine,diline üslubuna,karakterlerine,olayları yönlendirmesine ve kurgusuna.


Eee bu kadar aşinalık olunca Ahmet Ümit'in kitaplarını fırsat bulup okumakta bana farz oldu haliyle. Bab-ı Esrar dan sonra sırasıyla Kavim, Patasana, İstanbul Hatırası ve en sonunda da Kukla'yı edinip teker teker okudum.

Ahmet Ümit hastası pek çok kitapsever dostumdan tavsiyeler aldım yazarın kitaplarını edinirken sağ olsunlar çok yardımcı oldular. Bende çok sevdim Ahmet üstadı okudukça daha çok okumak isteğine kapıldım. Şimdi de nacizane yorumunu yapmak isterim izninizle.


Kitabın konusu yıllar sonra karşılaşan iki üvey kardeşin hikayesi. Bu iki kardeşten biri geçmişte sıkı bir gazeteci olan ancak şimdilerde gözden düşmüş,alkol bağımlısı ve karısından ayrılan Adnan diğeri de karanlık güçlerin tetikçisi olmuş adının geçmediği olay kalmayan eski ülkücülerden Doğan. İki kardeşin yıllar sonra karşılaşması ile başlayan hikayede Doğan'ın Adnan'a yaptığı işlerle ilgili itirafları ve ardından gelecek olaylar örgüsü,gizli istihbarat örgütünün işin içine girmesi,teker teker öldürülen polisler ve yıllar önce unutulan bir sandığın içine saklanan 5 milyon dolar.

Kitabı okurken çok zevk alacağınıza eminim. Nitekim okuduğum hiçbir Ahmet Ümit kitabı beni hayal kırıklığına uğratmadı. Herkes de zaten polisiye kitabı yazamaz. Olayın örgüsünü tutturmak,olayı sıradanlıktan çıkarıp heyecan katmak öyle herkesin yapabileceği bir şey değil bana kalırsa. Ahmet Ümit kitaplarını yazarken sanki yazarken, yaşadım izlenimini vererek hem okuyanı etkilemekten hem de heyecanı,aksiyonu bir arada vererek nefesleri tutun çünkü her sayfadan sonra sizi bambaşka bir sürpriz bekliyor demekten de geri durmuyor.

17 Temmuz 2015 Cuma

Sabahattin Ali -Canım Aliye,Ruhum Filiz


Uzun zaman olmuş ben kitap yorumu yapmayalı. Şöyle bir bakıyorum da en son Mayıs gibi yorum yapmışım kitaplarla ilgili. Çok normal sınavlar tepeme binince bende çok kitap okuyamadım ama yaz uzun ve ömrüm oldukça okuyup,yazmaya,çizmeye devam sayın seyirciler :)


Malumunuz ben koyu bir Sabahattin Ali hayranıyım. Elimde bütün kitapları olmasa da yavaş yavaş toplamaktayım. Daha önce de sizlere Sabahattin Ali'nin Değirmen adlı kitabından bahsetmiştim. Bu postu blog da bulabilirsiniz şimdi ise karısı Aliye ve kızı Filiz'e yazmış olduğu mektuplardan oluşan ve yaklaşık 1.5 yıl önce derlenip çıkarılan kitabı olan '' Canım Aliye Ruhum Filiz'' den biraz bahsetmek isterim.



Kitap her zamanki gibi YKY'den çıkmış ve 156 sayfa. İçerisinde yer alan mektuplar size az önce de bahsettiğim gibi Sabahattin Ali'nin eşi çok sevgili Aliye Ali ve kızı Filiz Ali'ye yazılmış mektuplardan oluşuyor. Mektupları okudukça Sabahattin Ali'nin eşi Aliye hanımla evlenmeden evvelki muhabbetlerine,evlendikten sonra çektikleri sıkıntılara, kızı Filiz'in doğuşuna ve cezaevinde kalmış olduğu zamanları okuyorsunuz. Bir dönem çıkarmış olduğu ve uzun süre yoğun ilgi gören Markopaşa dergisinin doğuşuna da şahitlik ediyorsunuz. Aranızda bilmeyenleriniz varsa ki hemen hatırlatmakta fayda görüyorum Markopaşa dergisi Sabahattin Ali'nin Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz ile beraber çıkarmış olduğu bir mizah dergisidir. Ama öyle mizah dediysem de alt yapısı çok sağlam olan ve dönemin başlarına iyi giydirdiği için baya tepki çeken,toplatılan çokça davalık olan bir dergi.

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Mızıka


İçimizden her gün milyonlarca şey geçer ama hangisini söyleyebiliriz birbirimize, kendimize. İçimizden geçen yollara,ayrılıklara,isyanlara kaç kere tutunabildik cesaret edip de devam ya da tamam diyebildik. Cesur olmak pek çok insanın yapmak isteyeceği ama adından da anlaşılacağı üzere cesaret gerektiren bir şeydi :)  Peki ama hangimiz cesaret kavramını yaşamımıza uyguluyorduk anı yaşamak yerine zamana yetişme çabası içindeydik. Size bir hikaye anlatacağım ister okuyun ister kapatın sayfayı ama ben yine de anlatmaya başlıyorum takın kemerleri bulutlara süzülüyoruz :)


Bundan yaklaşık üç ay kadar önce her zamanki gibi Milli Kütüphanenin yollarını aşındırma telaşındaydım. Yolda yürürken çok sağıma soluma bakmam ben hele de işim aceleyse ve çabuk yapmam gereken tonla işim olunca haliyle babamı bile tanımadan geçerim yolda :) 


Kütüphanede işim bitince haliyle acıktım ve ne zamandır söz verdiğim arkadaşımı hadi gel sana yemek ısmarlayayım diye aradım ama şans bu ya erkek arkadaşı şehir dışından gelmişti ve beni ekti :D   Tek başıma yemek yemeği çok sevmediğimden soğuk sandviç yaptırıp eve gelip çayımı demleyip keyif yapmaya karar verdim. Metroyla gideyim bari bir de otobüs mü bekleyeceğim dedim kafadaki iç sesime. Tam merdivenleri inerken bir çocuk gördüm yanında tahminimce 5 yaşlarında olduğunu düşündüğüm bir de kız vardı. Merdiven başında oturmuşlardı. Oğlan 7-8 yaşlarındaydı tahminimce ve kız kardeşine bakıyordu. Neden dikkatimi çekti bilmiyorum ama oğlan mızıka çalıyor ve para toplamaya çalışıyordu. Çok hoşuma gitti mızıka çalışı kız kardeşine bakışı,sahiplenişi. Sonra o cesaret denen şeye seslendim acaba bu iki kuzuya nasıl teklif edebilirim beraber yemek yiyelim mi demeyi çünkü o an hani bazen tarifi olmayan şeyler hissedersiniz ve kendinizi durduramazsınız ya içimdeki o ses o minikler için bir şey yapmalısın Damla dedi ve bende tüm cesaretimi toplayıp gittim yanlarına. Oğlan yanında uzun kalınca şüphelendi elbet ama çok uslu terbiyeliydi sonra bana seslendi.

- Bir şey mi oldu abla ? 

-Yoo bir şey olmadı çok güzel çalıyorsun çok hoşuma gitti keşke bende çalabilsem benimde mızıkam olsa dedim. Yüzümdeki sırıtışa aldırmayarak o da bana hiç beklemediğim bir şeyle karşılık verdi.

-Bu mızıkayı ötekini kaybederim diye hep yanımda taşırım lütfen bunu al dedi. 

Bense öyle kalakaldım. Teklifi öyle sıcak öyle samimi geldi ki hemen içim ısındı. Bende ona eğer kız kardeşinle bana yemekte katılırsanız kabul ederim mızıkayı dedim. Önce şaşırdı ama aç olduklarını anlamamak için deli olmak gerekirdi. Kabul etmedi çok gurur yaptı kaçtı önce sonra kız kardeşine baktı kabul edeceksin değil mi ama mızıkayı dedi bende elbette dedim zaten yalnız yemek yemeyi sevmiyorum o yüzden bugün bana katılın dedim. 

O yemek o kadar sıcak ve içtendi ki gözlerindeki o saf mutluluk,heyecan,yeni biriyle tanışmanın verdiği muziplik hemen fark ediliyordu. İçimden iyi ki gelmedin dedim Ferda iyi ki gelmedin beni ektin ;) 

14 Temmuz 2015 Salı

Karışık Aile


Uzun zamandır film yorumu yapmıyordum. Sınavlarım bitti haliyle bende kendimi filmlere vurdum. Yoğunluktan kurtulunca ilk işim not aldığım filmleri tek tek izleyip sizinle burada paylaşmak ve bunlardan ilki dün çok severek izlediğim ''Karışık Aile'' filmi oldu.




4 Temmuz 2015 Cumartesi

Öğretmen Olsam


Bugün öğretmen olmak isteyenler için önemli bir günü geride bıraktık. Senelerdir devam eden ve biz öğretmenler için çile,işkence, ızdırap haline dönüşen 9 ay ve de 10 gün ( normal şartlarda kızlar bu süre içinde doğurmuş olurduk ) süren ve etkisini aylar hatta yıllar geçse de üzerimizden atamadığımız pek çok sınavdan biriydi Kpss :)

Güldüğüme bakmayın herhalde senin sınavın süper geçti falan da düşünmeyin ben elimden geleni yaptım herkes gibi. Bu mübarek ayda bir de oruç ağız o sınava girip hem sıcakla hem oruçla lanet sınavın hakkından gelmeye çalışanları ayakta alkışlıyorum. Ben hep hayatta çalışan,emek veren ve gerisini Allah'a bırakan kişilerden oldum. Hayatımın hiçbir evresinde hırs yapmadım,aç gözlü bencil bir insan da olmadım. Yeri geldi ister iş hayatımda olsun bu ister başka bir alanda çoğu zaman sabırsızlık gösterdim ama bu sınava 9 ay dayanmak emek vermek bu uğurda sosyal yaşamınızı bir kenara atmak atmak,sizi arayan soran dostlarınıza hep bir bahaneyle başınızdan savmak, sabah çok çok erken kalkmak, akşam geç yatmak ya da sabahlayıp 3-5 saat uykuyla durmak bunları yapabilmek gerçekten her baba yiğidin harcı değildir. Eğer bir şeyi gerçekten isteyip çok çok da dua edip tevekkül gösterirseniz ve gene olmazsa o zaman isyan etmek yerine defalarca denemek olana  kadar mücadele etmek en güzeli. Zamanın bize ne getireceğini inanın ondan başkası bilmiyor kaderimizde yazanı. Tevekkül edip beklemek bu arada çalışıp dua etmek, sabır etmek en güzeli.