Haruki Murakami - Zemberekkuşu'nun Güncesi

Herkese kocaman bir selam :)

Biraz buraları boşladım doğru nitekim çok okuyamıyorum haliyle blog için yorum da yazamıyorum. Geçen haftalarda YDS sınavına girdim baya bir sorun yaşadım. Sınava geç kalıyordum nefes nefese kaldım sınav görevlisiyle takıştım onun öncesinde de Kızılay'da meydana gelen patlama beni çok etkiledi ben de de haliyle ne okuma hevesi kaldı ne de yazma o yüzden buraları dutluğa çevirdiğim doğrudur ancak bu yazıyla inşallah bunu kıracağım bugün :)



Blogu takip edenler eğer tüm kitap yorumlarına göz gezdirdiyseniz benim çok iyi bir Murakami okuru olduğumu görmüşsünüzdür. Şimdi size elimde bir aydan da uzun bir süredir elimde olan ''Zemberekkuşu'nun Güncesi'' adlı kitaptan bahsetmek istiyorum.


Zemberekkuşu'nun Güncesi 
Öncelikle bir Murakami hayranı olarak bu kitabı hiç sevmediğimi söylemek istiyorum. Bugüne kadar yazarın bu kitabı ile birlikte 6 kitabını okudum ve içlerinde en fenası hiç kuşkum yok ki bu kitap. Kitap yine Doğan Kitap etiketi ile çıkmış toplam 738 sayfa yani bir hayli uzun buna rağmen kütüphanede görünce tereddüt etmeden alıp okumak istedim ancak beklentilerimin çok çok altında bir hikaye ile karşılaştım.



Kitabın genel örgüsünden biraz bahsedersem eğer mutlu bir evlilikleri olan Kumiko ve Toru Okada çiftinin kedilerinin kaybolmasıyla başlayan, kedinin kaybolması ile beraber Toru Okada'nın işini bırakması günlerini evde oturarak ya da iş arayıp, ev işlerini yaparak geçirmesi bir anda karısı Kumiko'nun onu terk edip abisi Noboru Vataya'nın yanına gitmesiyle devam ediyor. Buraya kadar her şey tam da Murakami'nin kaleminden çıkmış diyorsunuz zaten ilk 400 sayfa hemen bitiveriyor ama onun sonrasını izleyen 300 sayfa tam anlamıyla çok çok çok sıkıcı geldi bana. Toru Okada'nın kedilerinin kaybolmasının ardından karısının kediyi bulmak için tuttuğu falcılar Malta-Girit Kano kardeşler ve sürekli onun hayatını merak eden bir anda ortaya çıkıp sonra kaybolan genç May Kasahara, onun ardından esrarengiz hikayesi ile Toru Okada'nın hikayesine dahil olan Teğmen Mamiya ve dahası Muskat Akasaka ve oğlu Tarçın Akasaka bana kalırsa hikayeyi karman çorman etmişler.


Murakami'yi oldum olası çok severim ancak bu kitap biraz tarzı biraz da hikayesi ile Sahilde Kafka'yı anımsatmadı değil hani. 


Sözün kısası ilk defa Murakami okuyacaksanız eğer bu kitap sizin ondan uzaklaşmanıza sebep olabilir. 

Mutlu pazarlar :)

Yorumlar

  1. bende bloguma beklerim canım :) http://dblogu.blogspot.com.tr tasarımına bayıldım bu arada :))

    YanıtlaSil
  2. ısınamadığımız yazar , sonradan büyük bir aşk olur mu ki aramızda :D

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Haydar Ergülen - Öyle Küçük Şeyler

Tiyatro - Annemin Son Çılgınlıkları

Zülfü Livaneli - Elia ile Yolculuk